İsveç seçimlerinde mesele aşırı sağın yükselişi değil, parçalılık – Itay Lotem

isvec-secimleri

Aşırı sağcı İsveç Demokratları desteği arttırıyor ama aynısı onların en ateşli muhalifleri için de geçerli.

İsveç seçimleri yaklaşırken, gazeteciler, bariz şekilde neo-Nazi köklere sahip bir partinin nasıl olup da ülkenin ikinci büyük partisi haline gelebildiğini anlamak için Stockholm’e akıyorlar.

Ancak yapacakları haberler o kadar belli ki. Tıpkı 2016’dan bu yana yapılan diğer tüm Avrupa seçimlerinde olduğu gibi, aşırı sağın yükseldiğini yazacaklar ve yalan yazıyor da olmayacaklar. Ama yine de meselenin özünü anlamamış/anlatmamış olacaklar. Continue reading “İsveç seçimlerinde mesele aşırı sağın yükselişi değil, parçalılık – Itay Lotem”

Reklamlar

İsveç’te aşırı sağın yükselişi: “Göçmen karşıtlığı değil ekonomi etkili”

isvecsecim

İsveç’te aşırı sağ İsveç Demokratları partisinin yükselişini, bu partinin aday ve seçmenlerini kapsamlı veriler üzerinden inceleyerek anlamaya çalışan araştırmacılar Ernesto Dal Bó, Frederico Finan, Olle Folke, Torsten Persson ve Johanna Rickne, esas tetikleyicinin ekonomik şoklar olduğunu, göçmen karşıtlığının ise ekonomik bağlam içinde dolaylı etkili olduğunu ortaya çıkardılar. İsveç’te Pazar günü gerçekleşen ve aşırı sağ partinin beklendiği gibi büyük bir çıkış yakalamadığı seçimlerden hemen önce, Ağustos 2018’de yayınlanan çalışma “Economic Losers and Political Winners: Sweden’s Radical Right” (Ekonomide Kaybedenler ve Siyasette Kazananlar: İsveç’in Radikal Sağı) başlığını taşıyor. Çalışmanın giriş bölümünü aşağıda özetledik:

Continue reading “İsveç’te aşırı sağın yükselişi: “Göçmen karşıtlığı değil ekonomi etkili””

Göç sorununu Marx’tan okumak — Chris Szabla

download.jpeg

Bugün bir heyula arıyorsak, ilk göreceğimiz, dünyanın en zengin ülkelerini dolaşan yerlicilik* heyulasıdır. İster gerçek ister uydurma olsun, göçmen “öteki”ye karşı duyulan güçlü korku üzerinden yükselen siyasi güçlerin çokluğunu ve niteliklerini sıralamak artık yıpranmış bir klişe haline geldi. Bu güçlerin, sınıfsal ve ideolojik ayrımların ne ölçüde üzerinde olduğunu araştırmaya ise pek emek harcanmıyor. Göç istemediğini ilan edenler artık sadece Trump’lar, Farage’lar, Orban’lar ve Salvini’ler değil; karakteristik olarak her akımın merkez siyasi kulvarlarından da ibaret değiller. Yeni gelen göçmenleri, ya—sanki mücadele dosdoğru siyasi-ekonomik meselelerden müteşekkilmiş gibi—kutuplaşma yaratan bir “kültür savaşı” meselesi olarak ya da işçi sınıfının ücretlerini düşük tutmak için ithal edilen ucuz işgücü artıkları olarak karakterize eden birçok solcu da var. Continue reading “Göç sorununu Marx’tan okumak — Chris Szabla”

Mültecileri ‘parlak fikirlerden’ neden korumalıyız? – Heaven Crawley

Top-1-percent.jpg

Altta yatan daha genel toplumsal, ekonomik ve siyasi süreçleri anlamaksızın zorunlu ve diğer biçimlerde göçü anlamak imkânsız

“Mülteci krizi” adı verilen şey Avrupa’da siyaset ve medyada tartışma gündemini işgal etmeye devam ederken, bazı akademisyenlerin sorunu “çözmek” için öne sürdükleri yollar beni giderek daha fazla kaygılandırmaya başladı.

Bunlardan sonuncusu “Refugia” (Mülteci Ülkesi). Oxford Üniversitesi’nden iki akademisyenin düşünüp taşınıp bulduğu bu fikir, mültecilerin varlıklarının siyasi olarak bu denli problemli hale geldiği toplumlardan izole biçimde içinde yaşayıp çalışacakları özerk bölgeler kurulmasını öngörüyor. Bu bölgelerin konumu ve buralarda yaşayan insanların sayısı ise, yerinden edilenlerin şu anda yüzde 85’inin yaşadığı küresel güneydeki ülkeler ile zengin ülkeler arasında bir pazarlığa ve müzakereye bağlı olacak. Continue reading “Mültecileri ‘parlak fikirlerden’ neden korumalıyız? – Heaven Crawley”

Mülteci krizi ile ilgili beş mit – Daniel Trilling

3000.jpg

Bu kişi Avrupa’ya ulaştı ve amcasının yaşadığı İngiltere’ye gitmek istiyor. Siz de öyle istemez miydiniz? Bu kişinin çalışmak için Avrupa’ya gitmesi gerek.  Neden kendi ülkesinde geçinemiyor? Bir insan niye bu koşullara katlansın? Onların hareketlerini sınırlamak kimin çıkarına? Ve göçmenlere böyle aldırışsız davranan bir ülkenin kendi vatandaşlarına da benzer davranma olasılığı nedir? Sormamız gereken sorular bence bunlar.

Birinci Mit: “Kriz bitti”

2015 ve 2016’da haberleri kaplayan mülteci krizi, esasen Avrupa’ya sığınma talebiyle ulaşan insan sayısındaki keskin yükselişi ifade ediyordu. Gelişler şimdi azaldı ve hükümetler belgesiz göçmenlerin AB içinde hareket etmesini engelliyor; binlercesi güney Avrupa’daki kabul merkezlerinde veya kamplarda sıkışmış vaziyette, diğerleri ise yerleştikleri yerlerde yeni yaşamlar kurmaya çalışıyorlar. Continue reading “Mülteci krizi ile ilgili beş mit – Daniel Trilling”

AB göç zirvesinde neler oldu? – Billy Perrigo

eu_migration_summit_merkel_macron.jpg

Geçtiğimiz Cuma sabahı, gözlerinden uyku akan Avrupalı liderler, Brüksel’deki önemli bir toplantıdan kıta çapında bir göç krizini savuşturduklarını iddia ederek çıktılar.

Yapılan anlaşma, Avrupa Birliği’nin göç politikası konusunda aylardır yükselmekte olan tansiyondan sonra geldi. Güney Avrupa devletleri uzun süredir sahillerine ulaşmakta olan göçmen akınından orantısız şekilde etkilendiklerini hissederken birçok Orta ve Doğu Avrupa ülkesi, göçmenleri üye devletler arasında paylaşarak bu yükü hafifletecek olan her türden yeniden yerleştirme politikasına ateşli bir şekilde karşı çıkıyordu. Continue reading “AB göç zirvesinde neler oldu? – Billy Perrigo”

G. M. Tamás: İnsanlığın devamı, kapitalizm karşısında dengeleyici bir gücün ortaya çıkmasına bağlı

Miklos-Tamas-Gaspar-Press-SZO

Jaroslav Fiala, G. M. Tamás ile kapitalizmin vahşiliğini, Orbán Macaristan’ını ve Avrupa sisteminin başarısızlığını konuştu.

Jaroslav Fiala: Avrupa tehlikeli bir dönemden geçiyor: Avro bölgesinde kriz, terör saldırıları, aşırı sağın yükselişi vb… Liberal demokrasi tehlikede mi?

G. M. Tamás: Kimse liberal demokrasinin kimilerini özgürleştirip bazı kulluk türlerini ortadan kaldırdığını inkâr edemez. Ama mevcut sistem artık bir dizi çelişki ve çıkmaz içinde. Liberal demokrasi çok ciddi bir kriz yaşıyor ve bu, sosyalizmin “ölümüyle” de aynı döneme denk geldi. Liberal demokrasinin gerekli koşulu, işçi hareketinin mevcudiyeti idi. Sosyal demokrasinin, iç barış ve istikrar karşılığında bazı devrimci taleplerinden vazgeçip burjuva devletinin bir parçası olduğu bir uzlaşmanın sonucuydu liberal demokrasi. Bu uzlaşmada alt sınıflar temsil ediliyordu. Proletaryası için ayrıcalıkları, sendikaları, sosyal demokrat ve komünist partileri ile Batılı refah devletleri içindeki sınıflar arası iç denge ve reforme edilmiş ve sınırlandırılmış kapitalizm ile Sovyet bloğu arasındaki uluslararası denge, 1945 ile 1989 arasında bugün bizim “liberal demokrasi” dediğimiz şeye yol açmıştı. Batı Avrupa’daki çalışma yasaları ve cinsiyet eşitliği ve aile hukuku ile ilgili yasalar, 1920’lerden itibaren Sovyet ve sosyalist yasal çerçeveyi izledi. Son hukuk tarihi araştırmaları bunu gösteriyor. Continue reading “G. M. Tamás: İnsanlığın devamı, kapitalizm karşısında dengeleyici bir gücün ortaya çıkmasına bağlı”

Mülteci krizi feminist bir mesele, öylece oturup seyredemeyiz – Helen Pankhurst

refugee-women-syria

Çeviri: Eda Ağca

The Guardian

Mevcut mülteci krizi, modern zamanlarda dünya geneline yayılmış en ağır insani felaketlerden biri. Evrensel dehşet çokluğu arasında bu kriz, milyonlarca mülteci kadın açısından spesifik tehditler ve zorluklar arz ediyor ve tüm feminist meselelerde olduğu gibi bunun da çözümü dayanışmadan geçiyor.

Bu hafta düzenlenen “Mülteci ve Göçmenler Küresel Zirvesi,” feministlerin dünya liderlerine “vaat değil icraat” çağrısı yapması için kilit bir an.

Tüm dünya kafasını öte yana çevirmişken Care International ve Women for Refugee Women (Mülteci Kadınlar için Kadınlar), mülteci kadınlara kendi hikâyelerini -bu krizin yerden göğe kadar bir kadın krizi olduğunu gün yüzüne çıkaran keder ve cefa hikâyelerini- anlatacakları bir platform yapıvermek için zirve öncesinde beraber çalışıyorlardı. Continue reading “Mülteci krizi feminist bir mesele, öylece oturup seyredemeyiz – Helen Pankhurst”

AB-Türkiye anlaş(ma)ması: kısa analiz – Paul Mason


CRm8k4_WUAEhhfP

Tüm belgede insan hakları konusunda tek bir şey yok; Kürtleri bombalamaya son verilmesi konusunda hiçbir şey yok; gazete editörlerini hapse atmaya son verme konusunda hiçbir şey yok; muhalefet partilerinin binalarının yakılmasına son verilmesi konusunda hiçbir şey yok.

Söylenebilecek en iyi şey, müzakerelerin başarısız olduğu ve bunların Avrupa açısından Erdoğan’ın adalara doğru yeni bir mülteci akınının tetiğini çekmesini engelleme amaçlı bir tür bekleme konumu olduğu.

Tüm gece süren AB Zirvesi’nde Türkiye ile anlaşma sağlanamadı ama anlaşma taslağının 17-18 Mart’ta hazır olacağı kesin. Devlet Başkanları açıklamasından ana noktalar, yorumlarımla beraber aşağıda. Bunlar “ilkeler” şeklinde sıralanmış.

Devlet başkanınız şunlara evet diyor: Continue reading “AB-Türkiye anlaş(ma)ması: kısa analiz – Paul Mason”

Müslümanlarla Hıristiyanların birlikte insan öldürmesinin uzun tarihi

Battle of Vienna 1683 by Jerzy Kossak
Viyana Çarpışması 1683 – Jerzy Kossak

Ishaan Tharoor, Ocak 25, The Washington Post

Devasa bir Osmanlı ordusu 1683 yılında Viyana kapılarının önündeydi. Kuşatma ve sonrasında yaşanan nihai savaş, yüzlerce yıl sonra bir medeniyetler çatışmasının – İslam güçlerinin Hıristiyanlığın kapılarında durdurulduğu – belirleyici an’ı olarak tarihteki yerini alacaktı. Continue reading “Müslümanlarla Hıristiyanların birlikte insan öldürmesinin uzun tarihi”