Liberallere inanmayın, Le Pen ile Macron arasında “seçim” yapmış olmuyorsunuz – Slavoj Zizek

macron-lepenAssange karşıtı, Hillary yanlısı liberal solun Birleşik Krallık’taki sesi The Guardian gazetesinde çıkan bir yorum yazısının başlığı şöyle idi: “Le Pen, Yahudi Soykırımı konusunda revizyonist bir aşırı sağcı. Macron değil. Aralarında bir seçim yapmak çok mu zor?”

Tahmin edilebilir bir şekilde, metnin kendisi şöyle başlıyor: “Bir yatırım bankacısı olmak Yahudi Soykırımı revizyonisti olmakla aynı şey mi? Neoliberalizm neofaşizmle eşit mi?” ve dalga geçercesine, ikinci turda Macron’a oy vermek için “koşullu” sol desteğe bile karşı: “Şimdi bile Macron’a oy veririm – SEVE SEVE.”

En kötüsünden liberal şantaj bu: Macron koşulsuz desteklenmeli; önemli olan neoliberal bir merkez politikacı olması değil, Le Pen’e karşı olması. Bildiğimiz o eski “Trump’a karşı Hillary” hikayesi: faşist tehditle yüz yüze iken Hillary’nin peşinde toplanmalıyız (ve onun ekibinin Sanders’ı gaddarca nasıl kenara ittiğini ve dolayısıyla seçim mağlubiyetine katkı sağladığını unutmalıyız). Continue reading “Liberallere inanmayın, Le Pen ile Macron arasında “seçim” yapmış olmuyorsunuz – Slavoj Zizek”

Sorun Avrupa Birliği değil Avro – John Weeks

Protestors take part in a demonstration

socialeurope.eu

2016: Referandum Felaketlerinin Yılı

2016’da Avrupa Birliği hem bir örgüt hem de daha iyi ve barışçıl bir gelecek umudu olarak ciddi ve de ölümcül olabilecek en az iki darbe aldı: İngiliz “kalma/çıkma” referandumu doğrudan bir darbeydi; beş ay sonra İtalya’da yapılan anayasa referandumu ise şimdilik ucuz atlatılsa da avro bölgesi üyeliği üzerine bir “kalma/çıkma” referandumuna (Italexit) giderse ölümcül bir darbe haline gelebilir. Fransa’da bir halk oylaması (Frexit) vaat eden Marine Le Pen’in iktidarı alması durumunda, AB’yi yönetmeyi beceremeyen elitler, ulusal seviyedeki bu doğrudan demokrasi deneyimleri karşısında acı acı dizlerini dövmek durumunda kalacaklar. Continue reading “Sorun Avrupa Birliği değil Avro – John Weeks”

İtalya’da Foodora grevi: paylaşım ekonomisinin karanlık yanı – libcom.org

foodora2

libcom.org

Çeviren: Serap Şen

Foodora yemek servisi aplikasyonu için çalışan kuryeler, ‘gig ekonomisi’(1) ve içinde çalışan işçilerin nasıl örgütlenebileceği konusunda soruların artmasına sebep olan bir grevdeydi.

  1. Paylaşım ekonomisi?

Gazeteler her gün eski dünyamızın dijital teknolojiler sayesinde nasıl değiştiğine dair haberlerle dolu. Sık sık tam otomasyon, hayatın dijitalleşmesi ve çalışmanın sonu konulu yazılar okuyoruz. Tüm bu konular paylaşım ekonomisinde iç içe geçmiş: arz ve talebi birleştiren aplikasyonlar belirli bir iyilik taşıyor. Foodora ise bunlardan biri değil, çünkü hiçbir şey paylaşılmıyor. Foodora tıpkı Uber, MechanicalTurk veya Task Rabbit gibi, gig ekonomisinin bir parçası.

Foodora, esnek bir kurye filosu sağlayarak restoranlara yeni müşteri imkânı sunuyor. Aplikasyon satın alımları takip ediyor ve bunlara hızı ve mesafeyi hesaplayan algoritmalara dayalı olarak kuryeler atıyor. Restoranlar başka kimseyi çalıştırmadan, yalnızca tamamlanan teslimatlara yüzde 30 ödeyerek, yani hiçbir ekstra maliyet olmaksızın yeni siparişler alıyorlar. Müşteriler istedikleri yemeği geniş bir restoran çeşitliliği içinden teslimat başına 2,90 Euro ödeyerek evden teslim alıyorlar. Şirketin “bisikletçiler” dediği genç bisiklet sürücüleri, boş zamanlarında şehirde dolanarak biraz para kazanıyorlar. Bir zamanların Berlin merkezli başlangıç şirketi Foodora, uluslararası bir işletme haline geldi ve 10 ülkede 36 şehre yayıldı. İtalya’da iki yıl önce açıldı, Turin ve Milan’da (kuzey İtalya) başladı ve kısa süre sonra Roma’ya genişleyecek. Satış hacminin her ay %75 artması bekleniyor. Continue reading “İtalya’da Foodora grevi: paylaşım ekonomisinin karanlık yanı – libcom.org”

Krize giden uzun yol – Nicole M. Aschoff (Jacobinmag)

jacobin_issue22_images-aschoff-e1469030299589

jacobinmag.com

Çeviren: Serap Şen

Amerikan işçileri sınıf savaşını kaybediyorlar. Özel sektörde sendika üyeliği oranları tek haneli rakamlarda ve bu çeyrekte işe alımlar 2010’dakinden bu yana en kötü seviyesinde. Düşük işsizlik oranı, işsizlerin iş bulduklarının değil, iş aramayı bıraktıklarının bir işareti. Ve zenginler kolay yoldan para kazanmaya devam ederken, saatlik ve haftalık reel ücretler 1970’lerden bu yana düşmekte.

Bir süre önce yapılan bir Merkez Bankası anketi, Amerikalıların yarısının, hesapta olmayan 400 dolarlık ekstra bir masrafla karşılaşması halinde dilenmek, borç almak veya çalmak zorunda kalacağını ortaya çıkardı. Yakın zamanda yapılan bir Pew anketinde katılımcıların üçte ikisinin bir sonraki neslin mali açıdan daha kötü durumda olacağına inandığını ortaya çıktı. Tüketici güvenini ölçen bir diğer anket ise katılımcıların yalnızca dörtte birinin iş imkânı olduğuna inandığını gösterdi. Continue reading “Krize giden uzun yol – Nicole M. Aschoff (Jacobinmag)”

Brexit ve Trump sonrası: Durdurulamaz bir yıkım mı geliyor? – Tobias Stone

black_death
La Peste di Firenze

Çeviren: Barış Satılmış

Bu yazıyı belki de, sırf tarihte bunun geldiğini gören tek insan olarak anılabilmek için yazıyorum.

Görünüşe göre insanların epey düzenli aralıklarda kendi başlarına bela ettikleri o aptal dönemlerden birine daha giriyoruz. Burada bilgiye dayalı görüşlerimi sunuyorum, doğru da çıkabilirler yanlış da. Derdim tartışmaya katkı sağlamak ve daha geniş bir diyalogun parçası olmak.

Alanım arkeoloji, dolayısıyla tarih ve antropoloji arka planım da var. Bu benim büyük tarihsel izleklere bakmama neden oluyor. Teorime göre insanların tarih perspektifleri ebeveynleri ve onların ebeveynlerinin anlattıklarıyla, yani son 50-100 yılla sınırlı. Bunun ötesine geçmek için okumalı, araştırmalı ve tarih anlatımında yaygın olan propagandayı ayırt etmeyi öğrenmeliyiz. Üniversitede bir konu üzerine en az iki veya üç karşıt fikri kıyaslamazsam makalem kabul edilmezdi. Olayların tek yanlı bir anlatımını öğreti olarak kabul etmek, Britanya akademisinin çekirdeğini oluşturan karşılaştırmalı analitik araştırma yönteminde tutunamaz. (Diğer sistemler adına konuşamam ama bu bakımdan kesinlikle hepsi benzer değil.) Continue reading “Brexit ve Trump sonrası: Durdurulamaz bir yıkım mı geliyor? – Tobias Stone”

Trump üzerine yedi tez – Adaner Usmani (Jacobin)

rustbelt_2000x1124_0

Çeviren: Barış Satılmış

Korku tellalı, ırkçı, yırtıcı bir İslamafobik Beyaz Saray’a girdi. İşte bazı düşünceler.

Donald Trump’un seçilmesinin ne anlama geldiği – ve gelmediği – üzerine yedi tez.

Sol Trump’ın tabanını defterden silerse bizim de bir cevabımız olmaz. Ülkedeki beyaz olmayan tüm sosyalistleri toplasak, dişe dokunur bir toplam etmek bir yana, bir futbol stadyumunu bile doldurmaz. Ana olarak üniversitelerde ve/veya demokratların kalesi olan eyaletlerde yaşıyoruz. Örgütlenmek sayıca ikiye katlanmak dışında bir anlama gelmiyorsa başımız belada demektir.

1.

Korku tellalı, ırkçı, yırtıcı bir İslamafobik Beyaz Saraya girdi. Donald Trump’a dair ilk düşüncelerimi Central Park 5’inden biri olan Yusuf Salam dinleyerek oluşturdum. Donald Trump onun mirasını linç edilmeleri için kullandı. Yakında dünyanın en güçlü adamı olacak. Başka söze gerek yok.

2.

Ancak solcular hep çeşitli yöntemlerle dünyayı değiştirmeye çalışıyorlar; önce şunu anlayalım. Haber ağım örgütlenme gerekliliği üzerine uyarılarla ilgili. Kesinlikle. Ama organize olmak için bu bozgundan doğru dersleri çıkarmalıyız. Ve doğru dersleri çıkarmak için doğru açıklamalara ihtiyacımız var. Continue reading “Trump üzerine yedi tez – Adaner Usmani (Jacobin)”

Milli işçicilik ve ırk savaşı – Franco “Bifo” Berardi

berardi_wide

DiEM25.org

Neler olduğunu anlamaya çalışalım. İşçiler, 1933’te yaptıkları gibi, kendilerini uzun süredir aldatmakta olanlardan öçlerini aldılar: “demokrat” reformist sol politikacılar.

Hiç vergi ödememiş bir köleci, bir seri tecavüzcü, Birleşik Devletlerin Başkanı oldu. Ona oy verenler, ABD’de ve Avrupa’da solun ihanetine uğrayan işçilerdi. Bu ‘sol’ çöpe atılmalı: Finans kapitale hizmet etmeyi seçerek ve neoliberal “reformları” hayata geçirerek faşizme giden yolu döşediler.

Birkaçını sıralayalım: Bill Clinton ve Tony Blair, Massimo D’Alema ve Matteo Renzi, Giorgio Napolitano, François Hollande, Manuel Valls ve Sigmar Gabriel. Sinizmleri ve korkaklıkları yüzünden, insanları şirketlerin ve başımızdaki hükümetlerin eline teslim ettiler. Bunu yaparak, şimdi her yere yayılan faşizme ve artık durdurulamaz görünen küresel iç savaşa giden yolu açtılar. Continue reading “Milli işçicilik ve ırk savaşı – Franco “Bifo” Berardi”

Trump nasıl mümkün olabildi? – Joseph E. Stiglitz

2153-20160523-trump

Project Syndicate

Çeviren: Barış Satılmış

Son haftalarda dünyayı dolaşırken tekrar ve tekrar iki soruyla karşılaştım: Donald Trump’ın ABD başkanlığını kazanabilmesi akıl alır bir durum mu? Ve en başta da bu adaylık nasıl buraya kadar gelebildi?

İlk soruyla ilgili olarak politik tahminlerde bulunmak ekonomik tahminlerde bulunmaktan çok daha zor olsa da ihtimaller güçlü biçimde Hillary Clinton’dan yana. Yine de yarışın başabaş gitmesi (en azından kısa süre öncesine kadar) tuhaf bir durum. Clinton Birleşik Devletlerin bugüne kadar gördüğü en nitelikli ve en hazırlıklı başkan adaylarından birisi, Trump ise en niteliksiz ve en hazırlıksızı. Dahası Trump’ın kampanyası geçmişte bir adayın şansını bitirecek davranışlarına rağmen hayatta kaldı.

Dolayısıyla, Amerikalılar neden Rus ruleti (bu Trump’un zaferi için altıda bir şans anlamına gelse bile) oynasınlar? ABD dışındakiler yanıtı bilmek istiyorlar çünkü üzerinde kendilerinin bir etkisi olmasa bile, sonuç onları da etkiliyor. Continue reading “Trump nasıl mümkün olabildi? – Joseph E. Stiglitz”

Martin Wolf: Almanya için işe yarayan Euro bölgesi için yaramıyor

Çeviri: Barış Satılmış, The Irish Times, 11 Mayıs 2016

Avrupa’nın ağır sıkleti, bir kulübün parçası olduğunu anlamalı.

image

Almanya’nın görüş ve çıkarları Euro bölgesi için çok önemli. Ama her şeyi de belirlememeli.

Geleneksel Alman makroekonomi düşüncesi neden bu kadar acayip? Ve bunun bir önemli var mı?

İkinci sorunun yanıtı, evet, çok önemli. İlk sorunun yanıtının bir kısmı Almanya’nın kreditör olması. Mali kriz Almanya’ya Euro bölgesine ilişkin meselelerde baskın ses olma imkanı sağladı. Bu hak değil, bir güç meselesi. Kreditörlerin çıkarları önemlidir. Ama bunlar genel değil kısmi çıkarlar.

Yakın zamanda şikayetler Avrupa Merkez Bankası’nın özellikle negatif faiz oranları ve parasal gevşeme gibi para politikalarına odaklanmış durumda. Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble, AMB’nin, Euro karşıtı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin yükselişinden yarı yarıya sorumlu olduğunu bile iddia etti. Bu olağandışı bir eleştiri. Continue reading “Martin Wolf: Almanya için işe yarayan Euro bölgesi için yaramıyor”

Ekonomist Thomas Piketty: Alman muhafazakarlar kemer sıkma ile Avrupa’yı yok ediyor (6 Temmuz 2015)

13-ThomasPiketty-Getty

Çeviri: Barış Satılmış, 6 Temmuz 2015, Independent

Fransız akademisyen, Almanya’nın tarihten ders almadığını söylüyor

Dünyanın en etkili ekonomisti, Alman muhafazakarların, kıta çapında kemer sıkma politikalarındaki ısrarları ile Avrupa’yı yok etme yolunda olduklarını söyledi.

Kapitalizm üzerine çok satan kitabın yazarı Fransız Akademisyen Thomas Piketty Angela Merkel gibilerin tarihten ders almadığını belirtti.

Kemer sıkma politikalarının politik karar alma süreçleri üzerinde ne kadar etkili olduğu sorusuna “Bu ne Fransa ne de Almanya, özellikle de Avrupa için, bir mutlu olma sebebi,” dedi Alman gazetesi Zeit Online’a.

“Muhafazakarların, özellikle Almanya’dakilerin, tarihi hatırlamaktaki korkunç başarısızlıkları yüzünden Avrupa’yı ve Avrupa fikrini yok etmek üzere olmalarından çok korkuyorum.” Continue reading “Ekonomist Thomas Piketty: Alman muhafazakarlar kemer sıkma ile Avrupa’yı yok ediyor (6 Temmuz 2015)”