Hindistan seçimleri üzerine notlar – Tarık Ali

Narendra Modi’nin tekrar kazanmayacağını düşünen kimse yoktu zaten.  Tek soru, Bharatiya Janata Partisi’nin (Hindistan Halk Partisi) Lok Sabha’da[1] koalisyon ortağı mı aramak zorunda kalacağı, yoksa 2014’teki hayret verici başarısını tekrarlayıp tek başına mı hükümet olacağıydı. Ana muhalefet partisi olan Hindistan Ulusal Kongresi, seçim kampanyasını Modi üzerine bir referanduma dönüştürdü. Referandumun sorusu, çaycının cahil, görgüsüz, geri kafalı, (İngilizce bile konuşamayan) kasaba küçük burjuvası oğluna tekrar güvenilebilir mi, idi. Hindistan seçimleri cevabını vermiş oldu. Modi’lerine bayılıyorlar. BJP hakimiyetindeki ittifak 351 sandalyeye sahip, Kongre alternatifi ise 95. Müslümanlara yönelik pogromların mimarı için bir başka açık ara zafer daha. Modi, Trump ve Netanyahu’nun seçim tabanlarındaki benzerlikler şaşırtıcı değil.

Okumaya devam et “Hindistan seçimleri üzerine notlar – Tarık Ali”
Reklamlar

Küreselciler: Yeryüzü imparatorluğu arayışındaki neoliberaller – Branko Milanovic

Birçok önemli savunucusu Nazizm’e karşı çıkmış ve Almanya’dan kaçmış olan neoliberalizm, 1960’lar ve 1970’lerde neredeyse açıktan gerici, hatta kimi zaman ırkçı bir pozisyona geldi. Dolayısıyla 1973’te Pinochet’nin desteklenmesi bir acayiplik değildi, neoliberallerin demokrasiyi artan şekilde reddedişinin ve serbest piyasalara neredeyse dinsel vurgusunun tetiklediği, tutarlı bir tercihi temsil ediyordu.

Okumaya devam et “Küreselciler: Yeryüzü imparatorluğu arayışındaki neoliberaller – Branko Milanovic”

Aşırı sağda neden erkekler baskın? – Cas Mudde

Aşırı sağ gruplara katılımda en belirleyici unsur ırkçı ideoloji değil de erkek kimliğiyse? Amerikalı sosyolog Michael Kimmel’ın, genç erkeklerin Almanya, İsveç ve ABD’de aşırı sağ gruplara neden katıldığını (ve ayrıldığını) inceleyen yeni kitabı Healing from Hate: How Young Men Get Into – and Out of – Violent Extremism’deki (Nefretten Kurtulmak: Genç Erkekler Şiddet Yanlısı Aşırılıkçı Gruplara Nasıl Katılıyor – ve Çıkıyorlar) merkezi iddiası bu.

Okumaya devam et “Aşırı sağda neden erkekler baskın? – Cas Mudde”

Sarı yelekli protestocuların merkeze isyanı iyi niyetli ama sol popülizmleri Fransız siyasetini değiştirmeyecek – Slavoj Zizek

“Kahrolsun devlet, polis ve faşistler.”

Fransa’da sarı yeleklilerin protestoları beşinci haftasına girdi. Büyükşehir alanlarının dışında, toplu ulaşımın olmadığı bölgelerde yaşayan ve çalışanları olumsuz etkileyen, akaryakıta yönelik yeni bir çevre vergisine karşı yaygın hoşnutsuzluklardan doğan bir taban hareketi olarak başladılar. Hareket haftalar içinde Fransa’nın AB’den çıkması, daha düşük vergiler, daha yüksek emeklilik maaşı ve sıradan Fransız vatandaşlarının harcama gücünün iyileştirilmesi de dahil birçok talebi içerecek şekilde büyüdü.

Okumaya devam et “Sarı yelekli protestocuların merkeze isyanı iyi niyetli ama sol popülizmleri Fransız siyasetini değiştirmeyecek – Slavoj Zizek”

Fransa’da sarı yelekliler hareketi – Crimethinc. Ex-workers Collective

Fransa’da sarı yelekliler hareketi – Crimethinc. Ex-workers Collective

Geçtiğimiz hafta, Fransa’da Başkan Emmanuel Macron’un akaryakıta “ekolojik” vergi zammına karşı kitlesel bir hareket ortaya çıktı. Bu hareket, birçok çelişkili unsuru birleştiriyor: yatay örgütlenmeli doğrudan eylem, bir “apolitiklik” anlatısı, aşırı sağ örgütçülerin katılımı ve sömürülenlerin samimi öfkesi. Açık ki, neoliberal kapitalizm, yoksullara daha da fazla yük bindirmek haricinde iklim değişikliğine hiçbir çözüm üretmiyor ama yoksulların öfkesinin gerici bir tüketici tepkisine dönüşmesi de aşırı sağ için kaygı verici fırsatlar yaratıyor. Bu yazıda, sarı yelekliler hareketi üzerine ayrıntılı bir rapor sunuyoruz ve bu hareketle ilgili gündeme gelen soruları tartışıyoruz.

Okumaya devam et “Fransa’da sarı yelekliler hareketi – Crimethinc. Ex-workers Collective”

Almanlar kemer sıkmaya neden bu kadar hevesli? – Paul Hockenos

austerity-cartoon-eu-greece.png

Weimer dönemi hiper-enflasyonu, Prusya tutumluluğu, Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesinin ortaya çıkardığı sarsıcı maliyet: Avrupa’nın deflasyonla karşı karşıya olduğu bir dönemde Almanya’nın sıkı para politikalarından bir türlü taviz vermeyişini anlamlandırmak için (Alman olmayanların) getirdiği açıklamalardan bazıları bunlar.

Berlin ve Brüksel’de kafaları bu kadar meşgul eden şu soruyu sormanız halinde tek bir cevap alamazsınız (Weimar veya Prusya’ya ise hiç değinilmez): Almanya, tüm Avrupa kıtası yeni bir resesyonun eşiğindeyken, neden Yunanistan’a boğucu bir kemer sıkma ve kısıtlayıcı para politikaları izlemeyi dayatıyor?

Bu garip çünkü Almanya’nın avro bölgesi politikası, Paul Krugman gibi Amerikalı Keynes’çiler ve New York Times gazetesi yayın kurulunun yanı sıra, Fransız ve İtalyan liderlikleri, küresel finansör George Soros ve Nobel Ödüllü iktisatçılar (Joseph Stiglitz de bunlar arasında) dahil dört bir yandan epeyce eleştiri aldı. Avrupa Merkez Bankası Direktörü Mario Draghi ve Avrupa’nın iş dünyasının çoğunluğu bile, Almanya’nın Avrupa’da ekonomik büyümeyi teşvik etmek için mali rahatlama yaratmayı reddetmesinin Almanya’nınki dahil kıta ekonomisi üzerinde yıkıcı sonuçları olabileceğini kabul ediyorlar. Farklı ekollerden iktisatçıların üzerinde mutabık olduğu üzere, Yunanistan’ın 315,5 milyar avroluk borcu ödeyebilmesi hiçbir şekilde mümkün değil. O zaman neden Yunanların talep ettiği şekilde bu borçta ekonominin kendine gelmesini sağlayacak bir indirime gidilmiyor? Okumaya devam et “Almanlar kemer sıkmaya neden bu kadar hevesli? – Paul Hockenos”

Kemer sıkma ve popülizmin yükselişi – Frances Coppola

214_feature_cover12

Uzun süredir yazılmayı bekleyen bu yazı, günümüz dünyasının büyüyen siyasal karmaşasına ve kaosuna anlam verme çabamın ürünü. William Butler Yeats’in şiiri “İkinci Geliş,” bu konudaki hissiyatımı güzel anlatıyor:

Her şey tepetaklak, merkez tutunamıyor
Mutlak anarşi kaplamış yeryüzünü
Basıyor her yanı kana bulanmış sular
Ve her yerde masumiyetin defin töreni var
İyilerin kalmamış hiç itikadı
Kötülerse en yoğun tutkularla dolu

Ama bu noktaya nasıl oldu da geldik? Ve bu gidiş nereye?

Kriz sonrası panik

2008 mali krizi sonrasında Batı dünyasını sarsan derin resesyonda, mali ve diğer kuruluşların kurtarılması, vergi gelirlerinin düşmesi ve işsizlik yardımlarının yükselmesi ile birlikte, kamu borçları birikti. Kamu borcu genellikle GHMH’nın bir oranı olarak ifade edilir: resesyon birçok Batılı ülkenin GSMH’sında koca bir delik açtı ve borç/GSMH oranını şişirdi. Okumaya devam et “Kemer sıkma ve popülizmin yükselişi – Frances Coppola”

Erdoğan Çukuru – Daniel Finn

170117184031-turkey-erdogan-red-super-169

Türk topraklarından yayılan tiranlık kokusu artık öylesine keskin bir hal aldı ki, en yalaka yorumcular bile olan biteni onaylamadıklarını mırıldanmak ve AKP’nin önceki soylu standartlarından sözüm ona geri düştüğünden şikayetlenmek zorunda kaldılar. Gerçekte ise, Erdoğan döneminde özgürleşmenin altın çağının yaşanması gibi bir durum hiç olmadı.

Kurulu düzenin Batı’daki bilgeleri için, Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) yükselişi, çağımızın en büyük başarı öykülerinden biri olmuştu. Obama lider Erdoğan’ı dünya sahnesinde en güvendiği beş dosttan biri olarak saymıştı; David Cameron Ankara’nın AB üyeliğini ‘olası en güçlü şekilde savunacağı’ sözünü vermişti. Financial Times gazetesi, AKP’nin ‘anayasal devrimine’ ve ‘iyi yönetim ve güçlü büyüme’ siciline övgüler yağdırmış, NYT ise tüm Müslüman Ortadoğu’ya yapıcı bir örnek teşkil eden ‘canlı, rekabetçi bir demokrasinin’ ortaya çıkışını alkışlamıştı. Avrupa Birliği de kendi üye devletlerinden biri olan Kıbrıs’ın toprakları üzerindeki 30.000 Türk askerinin varlığına rağmen, Ankara ile üyelik müzakerelerini resmen başlatarak onay mührünü basmıştı. İslam dini ile demokratik normlara bağlılığı kaynaştırdığı iddia edilen ‘Türk modeli,’ Mısır ve Tunus’taki İslamcı partilerin AKP modelini izlemeyi vaat ettikleri ve Erdoğan’ın da ‘komşularında ne olup bittiği konusunda Türkiye’nin söz hakkı olduğunu’ iddia ettiği 2011 Arap ayaklanmaları sonrasında, en yüce mertebesine ulaştı. Okumaya devam et “Erdoğan Çukuru – Daniel Finn”

Faşizm geri mi dönüyor? – Cihan Aksan ve Jon Bailes

1_jVdkqtWB-BpzRZsoaIlzDA

Bu metin ilk olarak State of Nature’da, çeşitli düşünürlerden tek bir soruya yanıtlar istenen aylık “Bir Soru” dizisinin parçası olarak yayınlandı. Bu ayki – “Faşizm geri mi dönüyor?” – sorusu, Chiara Bottici, Neil Faulkner, Rose Sydney Parfitt, Tim Jacoby, Charlie Post, Yannis Stavrakakis, William I. Robinson, Laurence Davis, Elena Loizidou, Cenk Saraçoğlu, Eva Nanopoulos, Chip Berlet, Stephen Hopgood ve Jessica Northey tarafından yanıtlandı.

Bu yanıtların birinci bölümü şöyle:

Bir hukuk insanından, faşizmin şu an güvence gördüğümüz ve kanıksadığımız normatif sistemin DNA’sında yer alıyor olabileceği önermesini duymak ters gelebilir. Ne de olsa hukuk, eşit haklara ve saldırmamaya olan vurgusu ile, Nazi Almanya’sında, Faşist İtalya’da ve müttefiklerinde sistematik olarak ihlal edildi ve genellikle aşırı sağ yükseliş karşısında en önemli silahımız olarak görülüyor. Ancak unutmamalıyız ki, [faşizmin yükseldiği] iki savaş arası dönem öyle kendiliğinden ortaya çıkmadı. Tam aksine, faşizm, zalim genişlemeciliği ve Sosyal Darwinci mantığı ile (ki o zamanlar tamamen “yasal”dı), 500 yıllık Avrupa sömürgeciliğinde vardı ve sonrasında kendine [Avrupa’ya] döndü.

Okumaya devam et “Faşizm geri mi dönüyor? – Cihan Aksan ve Jon Bailes”

Kemer sıkma çağında kent hakkı – Theodoros Karyotis

theo-1-1920x700

Yunanistan ve “kriz”den bahsedilirken “Yunan istisnailiği” tuzağına düşmek oldukça kolay. Bu bakış, “Yunan krizi”ni oluşturan koşulların dünyanın pek çok yerinde yaygın olduğunu, sermayenin kapitalist merkezde bile dışlama ve mülksüzleştirme politikalarına doğru kayması dolayısıyla bu direnişin yalnızca Güneyli halkların ayrıcalığı olmayıp yakında Kuzey’de bile makul tek yanıt haline geleceğini görmekten alıkoyar bizi.

Yunanistan’da kemer sıkma politikalarına karşı direniş, gündelik hayatın kolektif özbelirlenimi olarak tasavvur edilen bir kent hakkı mücadeleleri mozaiğinden oluşmakta. Okumaya devam et “Kemer sıkma çağında kent hakkı – Theodoros Karyotis”