Yüz yıllık sessizlik – Thea Halo

2015-05-20-1432082277-9126537-image-thumb

İnkâr ile sessizlik arasındaki mücadelede sessizlik galip gelir. Yani sessizlik, bir halkın soykırımını tamamlama konusunda inkara galip gelir. Pontos Rumları neredeyse 100 yıldır, doğrudan katliama maruz bırakılan veya 1916’dan 1923’e dek süren uzun sürgün yürüyüşünde, yollarda acı içinde hayatını kaybeden 353.000 baba, anne, büyükbaba ve büyükanne, çocuk, dost ve toplum üyesinin yasını tutuyorlar. Aralarında annem de vardı. Osmanlı Türkiye’sinin 1914’de 2,6 milyon olan Rum nüfusundan katliama maruz bırakılmış 700.000 Trakya ve Anadolu Rum’u da eklendiğinde, toplam Rum ölümleri bir milyonun üzerindeydi. Okumaya devam et “Yüz yıllık sessizlik – Thea Halo”

Birinci Dünya Savaşı Sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nda Neden Rejim Değişikliği Olmadı? – Erik-Jan Zürcher

71923

Türk tarih yazımı savaş sonrası hareketi beş yıl sonraki cumhuriyetin kuruluşuna öncülük etmiş gibi gösterse de, rejim değişikliği bu koalisyonun gündeminde yoktu. Gerçekte mesele yeni bir devletin kuruluşu değil, eskisini mümkün olabildiğince kurtarmakla alakalıydı.

Aykırı Adam veya

Birinci Dünya Savaşı Sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nda Neden Rejim Değişikliği Olmadı?

Erik-Jan Zürcher

Kaynak

Birinci Dünya Savaşı’nın sonucunun Avrupa’nın siyasi haritasını değiştirdiği yaygınca söylenir. Savaşın yarattığı en kapsamlı sonuç şüphesiz ki Avrupa’nın büyük kıtasal imparatorluklarının ortadan kalkmasıydı: Romanov, Habsburg, Hohenzollern ve Osmanlı imparatorlukları. Alman İmparatorluğu hariç, ki özünde Bismarck tarafından Prusya iktidarını konsolide etmek için terkip edilmiş bir yapıydı, üçü gerçek, tipik imparatorluklardı: coğrafi olarak geniş bir alana yayılmış, derin tarihsel köklere sahip hanedanlıklar tarafından yönetilen kompozit siyasal sistemler. Moskof’un hükümdarları, 1547’den beri “Tüm Rusyaların Çarı” imparatorluk unvanını taşıyorlardı. Habsburglar 1438’den 1806’ya dek Kutsal Roma İmparatorluğu’nun, sonrasında ise Avusturya’nın imparatorları oldular. İmparatorluk orijinal olarak Roman İmparatorluğu’nun devamcısı olma iddiasından kaynaklanan bir Ortaçağ Avrupa’sı geleneği olduğundan, Osmanlı devletinin ne zaman bir imparatorluğa dönüştüğünü söylemek kolay değil. Ancak 1453’te İstanbul’un fethi itibariyle, Osmanlının imparatorluk statüsü taşıdığını kesinlikle söyleyebiliriz. Okumaya devam et “Birinci Dünya Savaşı Sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nda Neden Rejim Değişikliği Olmadı? – Erik-Jan Zürcher”

Machiavelli’den Sultanlara: Osmanlı İmparatorluğu bağlamında iktidar ağları – Demetrios Stamatopoulos

Demetrios Stamatopoulos – Makedonya Üniversitesi

Kaynak

Kolokotronis_und_seine_Soldaten

Sosyal ağlar konsepti birkaç on yıldır özellikle kullanışlı bir teorik ve metodolojik araç teşkil etmiş durumda, özellikle de tarihe sosyolojik yaklaşımlarda. Bu makale, özel olarak Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere bir imparatorluğun çerçevesi içindeki iktidar ağları olarak adlandıracağım şeyin işlevselliğini ayırt etmeye çalışıyor. Ancak temel amacım, uluslararası çalışmalarda hem açıktan hem de örtülü olarak yürütülen iki paralel tartışmanın nasıl bir araya getirilebileceğini önermek; yani, önceki imparatorluklara ilişkin tartışmaların, epeyce yüksek sayıda ferasetli gözlemcinin “imparatorluk” olarak karakterize ettiği çağdaş bir fenomenin anlaşılması veya yorumlanması için ne kadar kullanışlı olduğunu.1

Ağların sosyal teorinin (ana olarak yapı-özne ilişkilerine dair sosyal teorinin) geleneksel sorunlarının çözümü için köşe taşı olabileceği sonucuna varmadan önce, konseptin kökenlerine bakmak gerekli. Öncelikle, ağlar konsepti politika ve bilim dünyaları arasına gerili bir ip üzerindedir ve sonuç olarak avantajlarını hükümsüz kılabilen belirli bir anlamsal içeriğe sahiptir. Bilimsel kökenlerinin izi, Harvard araştırmacılarının 1930’larda ve Manchester Okulu’nun sosyal antropologlarının ise savaş sonrası dönemde ayrıntılandırdıkları şekliyle yapısal-işlevsel yaklaşım kadar, psikolojideki Gestalt geleneğinin temsilcileri tarafından sosyometrik analizin geliştirilmesine kadar sürülebilir.2 Her halükarda, konseptin kabulü, ABD’de enformatik ve iletişim çalışmalarının çiçeklenmesi ve özellikle Palo Alto’da, birinci dereceden sibernetik okulunun gelişmesi ile bağlantılı olmuştur.3 Okumaya devam et “Machiavelli’den Sultanlara: Osmanlı İmparatorluğu bağlamında iktidar ağları – Demetrios Stamatopoulos”

Osmanlı İmparatorluğu’nun Hıristiyan Ortodoks Ruhban Sınıfı Arasında Varsıllık ve Yoksulluk (18. yy.) – Dimitris Stamatopoulos

14577816650_b243ef36f1

İSA’NIN YOKSUL ADAMLARI VE ONLARIN LİDERLERİ: OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN HIRİSTİYAN ORTODOKS RUHBAN SINIFI ARASINDA VARSILLIK VE YOKSULLUK (ON SEKİZİNCİ YÜZYIL)

Dimitris Stamatopoulos

Kaynak

Ekümenik Patrikhane’nin finansal dünyasını, on dokuzuncu yüzyıldan yirminci yüzyıla geçerken Büyük Kilise’nin belki de en büyük entelektüeli olan Manuel Gedeon’un ilginç bir anekdotu çok iyi anlatmaktadır. Anadolu taşrasında makamının giderlerini yanlış hesap eden bir piskopos, nostalji içinde eskiyi, piskopos olmadan önce bir deve sahibi olarak geçirdiği daha müreffeh günlerini hatırlamaktadır. Piskopos olmak—daha önce papaz olarak atanmıştır—için, develerinden 12’sini satmak ve gelirini Patriğe vermek zorunda kalmıştır. Ona bu seçimi yaptıran hatayı hatırlayarak, sık sık “on iki deve sattım” cümlesini tekrarlamaktadır. Bir keresinde, Büyük Perhiz sırasında bir Cuma günü, Akathist İlahisi’ni söylerken, yedinci kasidenin dördüncü troparion’u olan “Ey Tanrı-doğuran, sana hizmet edenlerin isimlerini yaşam kitabına yazması için O’na yalvar,” diyeceğine, “on iketeve” yerine “on iki deve” diyerek “Ey Tanrı-doğuran, sana hizmet edenlerin isimlerini yaşam kitabına yazması için on iki deve,” der. Piskopos olmak için ödediği bedel, gerçekten de yüksek olmuştur.

Anadolulu deve sahibi piskopos vakası, piskopos kariyerinin sunduğu varsıllaşma beklentisi ile gerçeklik arasındaki çatışmanın iyi bir örneğidir, özellikle de Anadolu gibi cemaati az olan (kalabalık olmayan) taşra illerinde. Geçim zorluğuna ilişkin benzer deneyimler, Balkan milliyetçiliği tarihindeki başka bir tanınmış piskopos olan, Vratsa Piskoposu Sophronious tarafından da kaydedilmiştir. Ancak onun kötü mali durumu büyük ölçüde Osmanlı İmparatorluğu’nun onun Piskoposluk bölgesinin sınırında art arda girdiği savaşlarla bağlantılıdır.2 Okumaya devam et “Osmanlı İmparatorluğu’nun Hıristiyan Ortodoks Ruhban Sınıfı Arasında Varsıllık ve Yoksulluk (18. yy.) – Dimitris Stamatopoulos”

Parçalanan Devrim Düşleri: Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Döneminde Hürriyetten Şiddete

Jadaliyya

parcalanan-devrim-dusleri

Bedross Der Matossian, Parçalanan Devrim Düşleri: Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Döneminde Hürriyetten Şiddete. İletişim Yayınları, 2016.

Jadaliyya (J): Sizi bu kitabı yazmaya iten ne oldu?

Bedross Der Matossian (BDM): Geç Osmanlı dönemi tarihine her zaman ilgim olmuştu, özellikle de 2. Abdülhamid (1876-1909) ve İkinci Meşrutiyet (1908-1918) dönemlerine. Geçmişte bu döneme ilişkin bilimsel çalışmaların çoğu hâkim yönetici elitin/siyasi merkezin perspektifinden doğru yazıldı. Hâkim olmayan grupları da dahil ederek dönemin daha geniş bir tablosunu veren yeni çalışmaları ancak son on yıldır görebiliyoruz. Modern Ortadoğu’nun başlangıcındaki en önemli dönüm noktalarından birini hâkim olmayan grupların (“millet-i hâkime” dışındaki etnik-dini gruplar, çn.) incelemeye yoğunlaşmaya bu niyetle karar verdim. Okumaya devam et “Parçalanan Devrim Düşleri: Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Döneminde Hürriyetten Şiddete”

Meşrutiyet döneminde Ermeni Devrimci Federasyonu ile İttihat ve Terakki Cemiyeti arasındaki ilişkiler – Dikran Kaligian

6a00d8342f027653ef01b8d104bafa970c

The Armenian Weekly

Nisan 2009

Ermeni Devrimci Federasyonu (ARF veya Taşnaksutyun) ve Hınçak Partisi, Türk muhalif gruplarla 1900’de Paris’te diyaloga girdiler ve 1902’deki Osmanlı Muhalif Güçleri Birinci Kongresi’nde yer aldılar. 1907’nin sonunda, Osmanlı Muhalif Güçleri İkinci Kongresi, vergi ödememek, propaganda yapmak ve gerekirse silahlı direniş dahil çok daha radikal yollardan Sultan’ı devirme ve Osmanlı anayasasını yeniden yürürlüğe koyma kararı aldı.

Makedonya’da Türk ordusunun bir isyanıyla başlayan 1908 Anayasal Devrimi’nin başarısı, tüm muhalefet partileri ve imparatorluk nüfusunun büyük kısmı tarafından coşkuyla karşılandı.

ARF devrimin başarısını kutlayan bir bildiri yayınlayıp dağıttı ve meşruti rejim altında özgürlük, eşitlik ve adaleti beklentisini ifade etti. Parti bu doğrultuda, Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğünü tanıyan bir program yayınladı. Program, en geniş yerel özerkliği sağlayacak şekilde merkeziyetçi olmayan bir idareyle federal bir yönetim biçimi çağrısı yapıyordu.

İTC (İttihat ve Terakki Cemiyeti) ve ARF, 2. Meşrutiyet döneminde Osmanlı siyasetinde anahtar oyuncular haline geldiler. Okumaya devam et “Meşrutiyet döneminde Ermeni Devrimci Federasyonu ile İttihat ve Terakki Cemiyeti arasındaki ilişkiler – Dikran Kaligian”

Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeni Devrimci Federasyonu ile İttihat ve Terakki arasındaki ilişkiler: Dikran Kaligian ile söyleşi

1257468_o09ce.jpeg

armenianweekly.com

Dikran Kaligian, Clark Üniversitesi’nde ve Regis, Westfield State ve Wheaton kolejlerinde tarih dersleri verdi. Amerika Doğu Eyaletleri Ermeni Ulusal Komitesi’nin (ANCA) eski başkanı ve Armenian Review’in sorumlu yazı işleri müdürü. Doktorasını Boston College’da tarih üzerine yaptı. Armenian Organization and Ideology under Ottoman Rule, 1908-1914 (Transaction Publishers, 2009) (Osmanlı Döneminde Ermeni Örgütlenmesi ve İdeolojisi, 1908-1914) kitabı bu doktora tezine dayanıyor.

Aşağıda, imparatorluğun çöküşü öncesindeki yirmi yıllık süreçte Ermeni Devrimci Federasyonu (ARF) ile Osmanlı İmparatorluğu’ndaki çeşitli gruplar arasındaki ilişkiler üzerine Kaligian ile yapmış olduğumuz kısa bir söyleşi var.

Ermeni Devrimci Federasyonu (ARF) ile İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) ilişkileri konusunda daha ayrıntılı bir değerlendirme için bkz. http://armenianweekly.com/2009/05/30/arf-cup-relations-under-ottoman-constitutional-rule/ (“ARF-CUP Relations Under Ottoman Constitutional Rule,” Armenian Weekly dergisi, Meşrutiyet Döneminde ARF-İTC İlişkileri). Okumaya devam et “Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeni Devrimci Federasyonu ile İttihat ve Terakki arasındaki ilişkiler: Dikran Kaligian ile söyleşi”

Müslümanlarla Hıristiyanların birlikte insan öldürmesinin uzun tarihi

Battle of Vienna 1683 by Jerzy Kossak
Viyana Çarpışması 1683 – Jerzy Kossak

Ishaan Tharoor, Ocak 25, The Washington Post

Devasa bir Osmanlı ordusu 1683 yılında Viyana kapılarının önündeydi. Kuşatma ve sonrasında yaşanan nihai savaş, yüzlerce yıl sonra bir medeniyetler çatışmasının – İslam güçlerinin Hıristiyanlığın kapılarında durdurulduğu – belirleyici an’ı olarak tarihteki yerini alacaktı. Okumaya devam et “Müslümanlarla Hıristiyanların birlikte insan öldürmesinin uzun tarihi”