Bağnaz demokrasiler mi, çok partili kleptokrasiler mi? – Branko Milanovic

Tepedeki adamlar (Erdoğan ve oğlu; Putin, Rotenberg ve diğer oligarklar), tıpkı Mobutu gibi, pastadan en büyük payı alıyorlar ama her şeyden önce, paranın çeşitli fraksiyonlar arasında bölüştürülmesinde hakem vazifesi görüyorlar.

35318

Özgür Politika

“Bağnaz demokrasi” kavramını sanırım ilk kez Ferit Zekeriya kullandı. Yeni nesil Doğu Avrupalı reformcuların sabık poster çocuğu olan ama daha sonra kendine yeni bir sayfa açan Macaristan Başbakanı Viktor Orban tarafından onur nişanı olarak kullanıldı. Daha güncel olarak ise bu kavram, Türkiye’de Erdoğan’ın ya da Rusya’da Putin’inki gibi rejimleri adlandırmak ve açıklamak için popülerlik kazanmış durumda. Venezüella da aynı kategoriye sokulabilir belki.

“Bağnaz demokrasiden” kasıt, serbest seçimler, az-çok özgür veya en azından farklı görüşlere yer veren bir medya, toplanma özgürlüğü vb. olması anlamında demokratik olduğu ama rejimin bağnaz “değerler” benimsediği. Erdoğan, İslam’ın insan haklarından önce geldiğine, Orban “Hıristiyan medeniyetine,” Putin “Rus maneviyatına,” Maduro ise “Bolivarcı devrime” inanıyor. Continue reading “Bağnaz demokrasiler mi, çok partili kleptokrasiler mi? – Branko Milanovic”

Reklamlar

Petrol, altın ve rüşvet: Geri sayan bir Türk saatli bombası – Raffi Bedrosyan

bedrosyan

The Armenian Weekly Özel

Manhattan, New York’taki küçük bir mahkeme salonunda, ABD, Türkiye ve İran, ama daha da kritik olarak Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için ciddi sonuçları olabilecek bir hukuk piyesi oynanıyor. Bu dava, onu etkisiz hale getirmeye dönük tüm gizli çabalarına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın suratında patlayabilecek saatli bir bomba.

33 yaşındaki İran asıllı Türk vatandaşı Rıza Sarraf, 17 Mart 2016’da Miami’de uçaktan iner inmez gözaltına alındı. ABD’ye eşi ve kızı ile Disney World’ü görmeye geldiğini söyledi. Ama kendisine yöneltilen üç suçlama ciddiydi—İran’a yönelik ABD yaptırımlarını ihlal, para aklamak ve banka yolsuzluğu. Derhal şu an kalmakta olduğu bir New York hapishanesine transfer edildi.

Ya Cumhurbaşkanı Erdoğan’la olan bağlantı? Okumaya devam edin, bu devam eden bir uluslararası macera filmi. Continue reading “Petrol, altın ve rüşvet: Geri sayan bir Türk saatli bombası – Raffi Bedrosyan”

Erdoğan’ın Batı’nın sessizliğini satın alarak demokrasiyi terk etme planı tamamlanmak üzere – Elliot Ackerman

TURKEY-NETHERLANDS-POLITICS-ERDOGAN

foreignpolicy.com

Türkiye 16 Nisan’da anayasa referandumuna giderken, muhalif HDP’nin eşbaşkanı Selahattin Demirtaş halen tutuklu. Sesi iyice kısıldığından kendisini öyküler yazmaya vermiş. Adı “Halep Ezmesi” olan son öyküsünde anlatıcı, “Ölüm gerçekten sıradan ve normal bir şeydi de acaba biz mi abarttık onu ve olağanüstü bir hale getirdik” diye derin düşüncelere dalıyor. Türkiye’nin yaklaşan referandumunu anlamak için, 2015’deki son genel seçimleri ve Demirtaş’ın dediği gibi, şiddetin sıradanlaştığı sonraki iki yılı anlamak gerekiyor. Continue reading “Erdoğan’ın Batı’nın sessizliğini satın alarak demokrasiyi terk etme planı tamamlanmak üzere – Elliot Ackerman”

‘Nazilik’ ile suçlanacak olan varsa Almanya değil Erdoğan’ın Türkiye’si – Robert Fisk

merkel-den-erdogan-in-nazi-soylemleri-ne-cevap-261257-5

Özgür Politika

independent.co.uk

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Angela Merkel’in Almanya’sını Nazilere benzetmesi son derece yakışıksız. Berlin’in Türk politikacıların gösterilerini yasaklaması sonrasında Almanya’da “Nazi uygulamaları” olduğunu söylemişti Erdoğan. Kendisi bunu sürekli yapıyor. Mesele sırf, İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’nın Yahudilerini imhası için Almanya’nın her gün nedamet getirmesi değil. Merkel’in Ortadoğu’dan mültecilerin ülkesine girişine izin veren sıra dışı ve insancıl, üstelik kendisine siyaseten kaybettiren kararının Hitler’in suçları için en samimi pişmanlık göstergesi olması da değil. Yakışıksızlık, Erdoğan’ın kendi ulusunun İkinci Dünya Savaşı sırasında ne yapıp edip tarafsız kalmayı başarmış olmasında. Continue reading “‘Nazilik’ ile suçlanacak olan varsa Almanya değil Erdoğan’ın Türkiye’si – Robert Fisk”

Robert Fisk Nusaybin’den yazdı: Erdoğan PKK ile savaşı neden tekrar başlattı?

Geçtiğimiz Temmuz’daki başarısız darbe girişimin arkasında yatan patlamanın kendisi, son derece yüksek askeri kayıplarıyla bu faydasız savaş değil miydi? Sürgündeki Gülen’i ve takipçilerini boşverin. Bunun aslında hükümete karşı ordu tarafından tezgahlanmış bir saldırı – dilerseniz mini-devrim deyin – olduğunu herkes biliyor. Ve darbeye giden aylarda, ordu tamamen gereksiz bir savaşta, “barış süreci” bozularak tamamen siyasi gerekçelerle çıkarılan bir savaşta kayıplar veriyordu. Bu savaşla Türkiye için ne amaçlanıyordu? Veya Suriye içine sürülebilecek ve sonrasında da zaten sürülmüş olan ordu için?

20-kurdish-fighter-get.jpg

independent.co.uk

Çeviri: Serap Şen

Çatışma alanını dümdüz ediyorlar. Tel örgülerin ardında, kilometreler boyunca, Türk vinçleri ile kamyonlarının Nusaybin’den arta kalanları yıkıp döktüğünü görebilirsiniz: apartman blokları, dükkanlar, sokaklarda ezilmiş beton yığınları. Türk askerleri ve polisi, yaya ve zırhlı araçlar içinde, “yasak bölgede,” geçtiğimiz bahar 72 gün boyunca PKK tarafından zapt edilmiş olan, Türkiye’nin bu tarihi güneydoğu kentinin enkaza dönmüş arazileri üzerinde devriye geziyorlar.

Türk devletinin en azılı düşmanı, Kürdistan İşçi Partisi ve sınırın Suriye tarafında, Kamışlı’da onlar için faaliyet yürüten Kürt “Halk Savunma Birlikleri,” asla geri dönemeyecekler. Geri dönülecek bir yer olmayacak. Tel örgüden vinçlerde çalışan adamların, moloz taşıyan kamyonların fotoğrafını çekebilirsiniz. Continue reading “Robert Fisk Nusaybin’den yazdı: Erdoğan PKK ile savaşı neden tekrar başlattı?”

IŞİD savaşçısının Batı için ürkütücü bir mesajı var – Patrick Cockburn

ekran-resmi-2016-09-10-14-51-14

independent.co.uk

IŞİD savaşçısı, grubun Irak ve Suriye’de bir yenilgiden sonra bile yayılmaya dönük planını açıklıyor ve Türkiye ile arasında bir danışıklı dövüş olduğunu iddia ediyor

Şam’dan dört parçalık dizinin son bölümünde Patrick Cockburn, hareketin Kuzey Afrika’da yeniden yükseleceğini, Türkiye’nin kendi sınırlarından IŞİD’e silah nakliyatına göz yumduğunu ve Cerablus’ta hala IŞİD savaşçıları bulunduğunu iddia eden bir IŞİD militanı ile görüştü.

Patrick Cockburn, Şam

The Independent’e konuşan bir IŞİD militanı, Suriye ve Irak’ta süren savaşta yenilse bile IŞİD’in ilerleyip ayakta kalacağını söylüyor.

Suriye’nin kuzeydoğusundan 30 yaşındaki eski bir savaşçı olan Faraj, “İslam Devleti’nin [IŞİD] baki olduğu ve sürekli genişlediği, sırf şairane bir söz veya propaganda olsun diye söylenmiyor,” diyor. Grubun Suudi Arabistan, Mısır, Libya ve Tunus’ta güçlerini yeniden tahkim etme niyetinde olduğunu söylüyor ve “IŞİD’in dünyanın dört bir yanında uyuyan ajanları var ve sayıları giderek artıyor,” diye ekliyor. Continue reading “IŞİD savaşçısının Batı için ürkütücü bir mesajı var – Patrick Cockburn”

Darbe sonrası Türkiye’sinden millet egemenliği yanılsamaları – Joris Leverink

turkey-coup-istanbul-cheering-crowd-2016

Türkiye toplumu, başarısız darbe girişimi sonrasında milliyetçi duygular, kalabalık mitingler ve bölücü politikalarla tehlikeli şekilde kutuplaştı.

“Halk” onayı olmaksızın bu ülkede hiçbir şeyin olmayacağı fikrini takip eden ise, olan her şeyin – ister Kürt kentlerinin yerle bir edilmesi, ister İstanbul’da üçüncü bir havaalanının inşa edilmesi, isterse eleştirel medyanın susturulması olsun – milletin rızasını taşıdığı mantıksal çıkarımı. Dolaylı olarak, aynı millet ipleri kendi eline alma, Kürtler, Aleviler ve LGBTQ+ ve solcular gibi azınlık gruplara şiddet korkusu salmakta da serbest oluyor. “Marjinal” kesimlerin kaygıları “millette” pek karşılık bulmuyor ve dolayısıyla kolayca göz ardı edilebilir veya bastırılabilir.

Tüm bunlar, yirmi birinci yüzyıl Türkiye’sinde, demokrasinin yasal bir çoğunluk diktatörlüğü olarak anlaşıldığının güçlü bir hatırlatıcısı olma işlevi görüyor. En çok oyu kim toplarsa, artık seçmenlerinden başka kimseye hesap verme zorunluluğu olmadan, nasıl uygun görüyorsa o şekilde hükmetmekte özgür.

ROAR Magazine

Darbe girişimi sonrası Türkiye, hükümeti devirmek için yola çıkan darbecilere karşı milletin kazandığı zaferin büyük bir kutlaması adeta. Hakimiyet milletindir sloganı her yerde. Sayısız otobüs durağındaki afişlerde, sokak lambaları ve geçitler üzerinde, reklam panolarında ve toplu ulaşımdaki televizyon ekranlarında görülebiliyor.

Parlak kırmızı Türk bayrağı ile donatılmış arabalar, dükkan vitrinleri ve devlet binaları… İnsanlar haftalar boyunca her gece, Osmanlı marşlarının çalındığı, bayrakların dalgalandırıldığı ve düzenli aralıklarla tekbir getirilen “demokrasi nöbetlerinde” toplandılar. Bu toplanmaların en popüler şarkısı, nakaratı hemen insanın diline dolanan, Cumhurbaşkanı’nı öven bir şarkı: “Reee-ceeep Tay-yiiip Erdoğan.” Continue reading “Darbe sonrası Türkiye’sinden millet egemenliği yanılsamaları – Joris Leverink”

Erdoğan-Putin görüşmesi Suriye’de bizi neyin beklediğini gösterecek – Robert Fisk

erdogan-turkey-is-entering-a-very-different-period-in-relations-with-russia

Independent

Pek de uzak olmayan bir süre önce, Putin’le “sıfırlama” düğmesine basmak isteyen Hillary Clinton’dı. Şimdi ise, etkileri çok daha büyük olacak şekilde, Erdoğan.

Sultan, Çar’ı St. Petersburg’daki tahtında görmeye gidiyor. Ve Şam Halifesi, BAAS Partisi politikasının işe yaradığını bir kez daha ispatladığına kanaat getirmiş vaziyette Suriye’den seyredecek. Politika mı? Bir saniye.

Türkiye’nin Suriye üzerindeki gücü – Arap Körfezi’nden para ve silahların iç savaşa aktarılmasındaki Pakistan benzeri rolü, IŞİD, el Kaide (veya Nusra Cephesi ya da Şam’ın Fethi ya da her ne ise) için kaçakçılık yolu olması – Şam için ciddi bir tehdit gibi görünürken, Türkiye’nin gizemli darbesi geliverdi, ordusu iğdiş edildi ve Sultan Erdoğan ülkesini NATO’dan Rusya Ana’ya doğru yanaştırmak için St. Petersburg’a koşturuyor.

Continue reading “Erdoğan-Putin görüşmesi Suriye’de bizi neyin beklediğini gösterecek – Robert Fisk”

Erdoğan hayatını Türkiye’de ABD destekli darbeyi önleyen Putin’e borçlu – Gorazd Velkovski

image.jpeg

19 Temmuz 2016

Türkiye’deki darbe aslında Ağustos ayına planlanmıştı. Ağustos’ta Yunanistan’da hükümetin devrilmesi ile sonuçlanacak bir hükümet krizi ‘planlanmıştı’. Bu şekilde tüm Balkanlar, ABD uşağı kukla hükümetlerin başa geçmesi ve ABD kontrolündeki Avrupa ile Rusya arasında yeni bir demir perde oluşturulması ile nihayetlenecek kritik bir aşamaya girecekti. Continue reading “Erdoğan hayatını Türkiye’de ABD destekli darbeyi önleyen Putin’e borçlu – Gorazd Velkovski”

Suudi rejimi ve Türkiye darbesi – Esad Ebu Halil (Angry Arab)

Screen Shot 2016-04-14 at 18.55.37

16 Temmuz 2016

Suudi Arabistan içinde hizipler var ve İhvan hizbi de ölmüş değil. Garip şekilde BAE’dekinin aksine İhvan hizbinin faaliyetlerine izin veriliyor. Yönetimdeki Muhammed bin Salman (veliaht prens, Suudi Arabistan Savunma Bakanı) hizbinin görüşlerinin en iyi temsilcisi, Kral Salman’ın oğullarının sahibi olduğu El Şark El Avsat gazetesi. Haftalardır açık şekilde Erdoğan karşıtı bir çizgi benimsemiş durumdalar. Erdoğan’ı bir sürü meselede eleştiriyor ve alaya alıyorlar ve Türkiye başbakanının Suriye ile ilişkiler konusunda yaptığı açıklamanın üstüne atlamakta da gecikmediler (ve başbakanın sözlerini sanki Beşar Esad’la normalleşme istiyormuş gibi çarpıttılar ki öyle bir şey dememişti). El Şark El Asvat’ın çarpıttığı sözler daha sonra Arap medyasında (açık ki Katar medyasında değil) dolaşıma girdi ve sonrasında da Batı medyasına taşındı (son yıllarda olağan hale geldiği üzere). Dolayısıyla Katar rejimi Erdoğan’ı sağlam şekilde desteklerken BAE ve Suudi Arabistan Erdoğan’a ve İhvan’a karşı. Dün (15 Temmuz 2016), El Arabiya’nın (Muhammed bin Salman’ın yeni istasyonu) reaksiyonu başta sevinçliydi ve Suudi rejimin bazı uzantıları da kutlama yapıyor gibiydi. El Arabiya (ve BAE’nin görüşlerini temsil eden Sky news Arapça kanalı—Körfez rejimlerinin avukatı vazifesi gören Batılı medya kuruluşlarının Arapça yayınlarına siz de bayılmıyor musunuz? Tıpkı Huffington Post Arapça yayınının Katar rejiminin körlemesine avukatı olması gibi—darbeyi ilk başta coşkuyla karşıladı ve aynı zamanda Erdoğan’ın Almanya’dan sığınma talep ettiği yalanını da ilk ortaya atanlar arasındaydı. El Arabiya’nın bir haber sunucusu, darbenin “maalesef” başarısız olduğunu bile söyledi. İhvancı Suudi profesör (ki genç Suudiler arasında geniş bir takipçi tabanı var) El Arabiya’yı gündelik olarak eleştiriyor ve yorumluyor ve dün El Arabiya’nın yayınını takip ederek yalan haberlerini çürüttü. Buradan bakabilirsiniz. Darbecilerin yabancı istihbarat servisleri ile bağlantısı olduğuna dair kanıtımız var mı? Henüz yok.

Çeviri: Serap Güneş