Sosyal medya çağında otoriter kapitalizm – Christian Fuchs

maxpixel-freegreatpicture-com-america-trump-united-states-politics-president-1573999-e1515528972100

Otoriter milliyetçilik ve ırkçılık, Avusturya’nın Jörg Haider’inden ABD’nin Donald Trump’ına kadar ciddiye alınmak için fazla karikatür görünen insanların sunduğu eğlence kılığında anaakım siyasete girdi. Christian Fuchs, otoriter kapitalizmin zaman tünelinize nasıl sızdığını ve başarı kazandığını inceliyor.

1986-2000 arası Avusturya Özgürlük Partisi’nin lideri olan Jörg Haider, göçmen karşıtı sloganların, eğlence usulü siyasetin, genç ve dinamik bir çehreye sahip olmasının yanı sıra, muhaliflerle dalga geçmesinin ve espriler yapmasının yardımıyla partisinin oy oranını 1986’daki %9,7’den 1999’daki %26,9’a getirmişti. Kitlelerin ilgisini çekip satışları artırmak suretiyle hem medya Haider’e hem de Haider medyaya yardım ediyordu. Haider yeni sağın otoriter liderlerinin prototipiydi. Bugün artık hayatta değil (2008’de bir trafik kazasında öldü) ve sağ otoriterlik yeni bir evreye ulaştı. Ruth Wodak’ın ‘Haiderleşme’ dediği şey, hâkim siyasi model haline geldi. Continue reading “Sosyal medya çağında otoriter kapitalizm – Christian Fuchs”

Reklamlar

Erdoğan Çukuru – Daniel Finn

170117184031-turkey-erdogan-red-super-169

Türk topraklarından yayılan tiranlık kokusu artık öylesine keskin bir hal aldı ki, en yalaka yorumcular bile olan biteni onaylamadıklarını mırıldanmak ve AKP’nin önceki soylu standartlarından sözüm ona geri düştüğünden şikayetlenmek zorunda kaldılar. Gerçekte ise, Erdoğan döneminde özgürleşmenin altın çağının yaşanması gibi bir durum hiç olmadı.

Kurulu düzenin Batı’daki bilgeleri için, Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) yükselişi, çağımızın en büyük başarı öykülerinden biri olmuştu. Obama lider Erdoğan’ı dünya sahnesinde en güvendiği beş dosttan biri olarak saymıştı; David Cameron Ankara’nın AB üyeliğini ‘olası en güçlü şekilde savunacağı’ sözünü vermişti. Financial Times gazetesi, AKP’nin ‘anayasal devrimine’ ve ‘iyi yönetim ve güçlü büyüme’ siciline övgüler yağdırmış, NYT ise tüm Müslüman Ortadoğu’ya yapıcı bir örnek teşkil eden ‘canlı, rekabetçi bir demokrasinin’ ortaya çıkışını alkışlamıştı. Avrupa Birliği de kendi üye devletlerinden biri olan Kıbrıs’ın toprakları üzerindeki 30.000 Türk askerinin varlığına rağmen, Ankara ile üyelik müzakerelerini resmen başlatarak onay mührünü basmıştı. İslam dini ile demokratik normlara bağlılığı kaynaştırdığı iddia edilen ‘Türk modeli,’ Mısır ve Tunus’taki İslamcı partilerin AKP modelini izlemeyi vaat ettikleri ve Erdoğan’ın da ‘komşularında ne olup bittiği konusunda Türkiye’nin söz hakkı olduğunu’ iddia ettiği 2011 Arap ayaklanmaları sonrasında, en yüce mertebesine ulaştı. Continue reading “Erdoğan Çukuru – Daniel Finn”

Türkiye, küresel etkileri de olabilecek ekonomik bir açmazla karşı karşıya – George Friedman & Xander Snyder

C1_tWuKXcAYSq7y

Cumhurbaşkanı Erdoğan ekonomiyi canlandırmak için kredi kullanılabilirliğini artırmaya çalışıyor. Motivasyon ekonomik de olsa, bu aslında siyasal bir yönelim. Fakat Erdoğan, Türkiye’nin borçlanma gereksinimlerini karşılamaya yetecek yerel sermaye olmadığını gördü. Türkiye dünyanın 17. ekonomisi. Tökezlemesi halinde borç verenleri açısından bunun çok ciddi etkileri olacaktır.

Bir ülkenin borçlanma kararı her zaman ekonomik değildir. Gayri safi dış borcunun (tüm kamu ve özel sektör borcu) GSMH’ya oranı 2012’deki %39 seviyesinden bugün %52’ye sıçramış olan Türkiye bunun örneği. Continue reading “Türkiye, küresel etkileri de olabilecek ekonomik bir açmazla karşı karşıya – George Friedman & Xander Snyder”

Sultan ve Sultan: Türkiye’de tarihsel revizyonizm ve büyüyen 2. Abdülhamid & Erdoğan kültü – William Armstrong

Sultan Abdul Hamid II, Ottoman Sultan of Turkey as Sick Man of Europe. Cover of French Satirical Magazine, 'Le Rire', May 1897

Düşüşteki koca bir imparatorlukla yüz yüze halde, basın özgürlüğünü engelleyen, İslam’ı teşvik eden ve Batı’yla bağları kesen demir bir yumrukla hüküm süren Osmanlı Sultanı 2. Abdülhamid ile Türkiye’nin şu anki Cumhurbaşkanı arasındaki benzerlikler gözlerden kaçmıyor.

Türkiye’nin Batı’yla ilişkileri ağır çekim bir çarpışmaya doğru gidiyor. Yıllardır süren gerilimlerin ardından, ülkenin batılı müttefikleri ile arasındaki yarılma, şu anki Cumhurbaşkanı’nın hükümetine karşı Temmuz 2016’da gerçekleştirilen darbe girişiminden bu yana genişledi. Birçok Türk, darbe girişiminin ardında batılı istihbarat örgütleri olduğuna inanıyor. ABD ve AB ile giderek tatsızlaşan ilişkiler, darbe konusunda Erdoğan tarafından açıkça suçlanan Fethullah Gülen’in ABD topraklarındaki varlığının devam etmesi ile artan derin bir karşılıklı güvensizliği açığa vuruyor. Erdoğan, Türkiye’nin çığır açan bir dönüşümün ortasında bulunduğu ve bugünün kaotik uluslararası düzeninden güçlü, kararlı bir ‘Yeni Türkiye’nin yükselmekte olduğu konusunda kesin bir inanç içinde. Continue reading “Sultan ve Sultan: Türkiye’de tarihsel revizyonizm ve büyüyen 2. Abdülhamid & Erdoğan kültü – William Armstrong”

Amerika’nın Türkiye’yle ittifakı bir mit üzerine kurulu – Bethany Allen-Ebrahimian

1053673852

Washington ve Ankara’nın sorunlu ilişkilerini Türkiye’nin haşin cumhurbaşkanına bağlamak hata olur. Aslında ABD ve Türkiye, Sovyetler Birliği’nin dağıldığı 1991 Noel’inden bu yana, zıtlaşmaya doğru gidiyordu.

Bu hafta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kötü olan ABD-Türkiye ilişkilerini daha beter hale sürükledi. Salı günü, Türkiye’deki ABD misyonlarına “casuslar” sızdığını iddia ederek Türkiye’nin Ankara’daki ABD elçisi John Bass’ı ABD’nin meşru temsilcisi görmediğini söyledi. Continue reading “Amerika’nın Türkiye’yle ittifakı bir mit üzerine kurulu – Bethany Allen-Ebrahimian”

Bağnaz demokrasiler mi, çok partili kleptokrasiler mi? – Branko Milanovic

Tepedeki adamlar (Erdoğan ve oğlu; Putin, Rotenberg ve diğer oligarklar), tıpkı Mobutu gibi, pastadan en büyük payı alıyorlar ama her şeyden önce, paranın çeşitli fraksiyonlar arasında bölüştürülmesinde hakem vazifesi görüyorlar.

35318

Özgür Politika

“Bağnaz demokrasi” kavramını sanırım ilk kez Ferit Zekeriya kullandı. Yeni nesil Doğu Avrupalı reformcuların sabık poster çocuğu olan ama daha sonra kendine yeni bir sayfa açan Macaristan Başbakanı Viktor Orban tarafından onur nişanı olarak kullanıldı. Daha güncel olarak ise bu kavram, Türkiye’de Erdoğan’ın ya da Rusya’da Putin’inki gibi rejimleri adlandırmak ve açıklamak için popülerlik kazanmış durumda. Venezüella da aynı kategoriye sokulabilir belki.

“Bağnaz demokrasiden” kasıt, serbest seçimler, az-çok özgür veya en azından farklı görüşlere yer veren bir medya, toplanma özgürlüğü vb. olması anlamında demokratik olduğu ama rejimin bağnaz “değerler” benimsediği. Erdoğan, İslam’ın insan haklarından önce geldiğine, Orban “Hıristiyan medeniyetine,” Putin “Rus maneviyatına,” Maduro ise “Bolivarcı devrime” inanıyor. Continue reading “Bağnaz demokrasiler mi, çok partili kleptokrasiler mi? – Branko Milanovic”

Petrol, altın ve rüşvet: Geri sayan bir Türk saatli bombası – Raffi Bedrosyan

bedrosyan

The Armenian Weekly Özel

Manhattan, New York’taki küçük bir mahkeme salonunda, ABD, Türkiye ve İran, ama daha da kritik olarak Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için ciddi sonuçları olabilecek bir hukuk piyesi oynanıyor. Bu dava, onu etkisiz hale getirmeye dönük tüm gizli çabalarına rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın suratında patlayabilecek saatli bir bomba.

33 yaşındaki İran asıllı Türk vatandaşı Rıza Sarraf, 17 Mart 2016’da Miami’de uçaktan iner inmez gözaltına alındı. ABD’ye eşi ve kızı ile Disney World’ü görmeye geldiğini söyledi. Ama kendisine yöneltilen üç suçlama ciddiydi—İran’a yönelik ABD yaptırımlarını ihlal, para aklamak ve banka yolsuzluğu. Derhal şu an kalmakta olduğu bir New York hapishanesine transfer edildi.

Ya Cumhurbaşkanı Erdoğan’la olan bağlantı? Okumaya devam edin, bu devam eden bir uluslararası macera filmi. Continue reading “Petrol, altın ve rüşvet: Geri sayan bir Türk saatli bombası – Raffi Bedrosyan”

Erdoğan’ın Batı’nın sessizliğini satın alarak demokrasiyi terk etme planı tamamlanmak üzere – Elliot Ackerman

TURKEY-NETHERLANDS-POLITICS-ERDOGAN

foreignpolicy.com

Türkiye 16 Nisan’da anayasa referandumuna giderken, muhalif HDP’nin eşbaşkanı Selahattin Demirtaş halen tutuklu. Sesi iyice kısıldığından kendisini öyküler yazmaya vermiş. Adı “Halep Ezmesi” olan son öyküsünde anlatıcı, “Ölüm gerçekten sıradan ve normal bir şeydi de acaba biz mi abarttık onu ve olağanüstü bir hale getirdik” diye derin düşüncelere dalıyor. Türkiye’nin yaklaşan referandumunu anlamak için, 2015’deki son genel seçimleri ve Demirtaş’ın dediği gibi, şiddetin sıradanlaştığı sonraki iki yılı anlamak gerekiyor. Continue reading “Erdoğan’ın Batı’nın sessizliğini satın alarak demokrasiyi terk etme planı tamamlanmak üzere – Elliot Ackerman”

‘Nazilik’ ile suçlanacak olan varsa Almanya değil Erdoğan’ın Türkiye’si – Robert Fisk

merkel-den-erdogan-in-nazi-soylemleri-ne-cevap-261257-5

Özgür Politika

independent.co.uk

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Angela Merkel’in Almanya’sını Nazilere benzetmesi son derece yakışıksız. Berlin’in Türk politikacıların gösterilerini yasaklaması sonrasında Almanya’da “Nazi uygulamaları” olduğunu söylemişti Erdoğan. Kendisi bunu sürekli yapıyor. Mesele sırf, İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’nın Yahudilerini imhası için Almanya’nın her gün nedamet getirmesi değil. Merkel’in Ortadoğu’dan mültecilerin ülkesine girişine izin veren sıra dışı ve insancıl, üstelik kendisine siyaseten kaybettiren kararının Hitler’in suçları için en samimi pişmanlık göstergesi olması da değil. Yakışıksızlık, Erdoğan’ın kendi ulusunun İkinci Dünya Savaşı sırasında ne yapıp edip tarafsız kalmayı başarmış olmasında. Continue reading “‘Nazilik’ ile suçlanacak olan varsa Almanya değil Erdoğan’ın Türkiye’si – Robert Fisk”

Robert Fisk Nusaybin’den yazdı: Erdoğan PKK ile savaşı neden tekrar başlattı?

Geçtiğimiz Temmuz’daki başarısız darbe girişimin arkasında yatan patlamanın kendisi, son derece yüksek askeri kayıplarıyla bu faydasız savaş değil miydi? Sürgündeki Gülen’i ve takipçilerini boşverin. Bunun aslında hükümete karşı ordu tarafından tezgahlanmış bir saldırı – dilerseniz mini-devrim deyin – olduğunu herkes biliyor. Ve darbeye giden aylarda, ordu tamamen gereksiz bir savaşta, “barış süreci” bozularak tamamen siyasi gerekçelerle çıkarılan bir savaşta kayıplar veriyordu. Bu savaşla Türkiye için ne amaçlanıyordu? Veya Suriye içine sürülebilecek ve sonrasında da zaten sürülmüş olan ordu için?

20-kurdish-fighter-get.jpg

independent.co.uk

Çeviri: Serap Şen

Çatışma alanını dümdüz ediyorlar. Tel örgülerin ardında, kilometreler boyunca, Türk vinçleri ile kamyonlarının Nusaybin’den arta kalanları yıkıp döktüğünü görebilirsiniz: apartman blokları, dükkanlar, sokaklarda ezilmiş beton yığınları. Türk askerleri ve polisi, yaya ve zırhlı araçlar içinde, “yasak bölgede,” geçtiğimiz bahar 72 gün boyunca PKK tarafından zapt edilmiş olan, Türkiye’nin bu tarihi güneydoğu kentinin enkaza dönmüş arazileri üzerinde devriye geziyorlar.

Türk devletinin en azılı düşmanı, Kürdistan İşçi Partisi ve sınırın Suriye tarafında, Kamışlı’da onlar için faaliyet yürüten Kürt “Halk Savunma Birlikleri,” asla geri dönemeyecekler. Geri dönülecek bir yer olmayacak. Tel örgüden vinçlerde çalışan adamların, moloz taşıyan kamyonların fotoğrafını çekebilirsiniz. Continue reading “Robert Fisk Nusaybin’den yazdı: Erdoğan PKK ile savaşı neden tekrar başlattı?”