Tang Çin’i ve Afganistan dersi – Robert D. Kaplan

Section-6

Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (6)

TANG ÇİN’İ VE AFGANİSTAN DERSİ

Avrasya’da Rusya ABD’den çok Çin tarafından zapt edilecek. Aslında Rusya’nın Avrasya Gümrük Birliği’nin arkasındaki mantık, Çin nüfuzunu yapabildiği kadar sınırlandırmak. Çin çok ayrı bir emperyal zihniyete sahip. Binlerce yıl pek çok hanedanlık altında çok geniş bir imparatorluk olduğundan, Çin kendi üstünlüğünü hafife alıyor ve sonuç olarak düzgün yönetişim yoluyla başkalarını nüfuzu altına almaya hiç çalışmadı. (Bu ABD’nin, kendi prensiplerine dünya çapında din değiştirme benzeri bir dönüşü amaç edinmiş olan demokratik evrenselciliğine ters.) Çin’in hususi emperyal geleneği, iyi veya kötü her türden rejimle hiçbir suçluluk duymadan masaya oturabilmesine imkan veriyor. Pekin’in yüzlerce yıl tek sorunu, Han Çin’inin ekilebilir arazi beşiğini kısmen kuşatan steplerdeki “barbarlar” idi: ya şiddetle bastırılması, ya rüşvet verilmesi, ya da demografik olarak ezilmesi (tam da bugün olduğu gibi) gereken Tibetliler, Türk Müslüman Uygurlar, İç Moğollar ve diğerleri. Continue reading “Tang Çin’i ve Afganistan dersi – Robert D. Kaplan”

Rusya ve intermarium – Robert D. Kaplan

Section-5

Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (5)

RUSYA VE İNTERMARİUM

Avrupa artık Soğuk Savaş Sonrası dönemde olduğu gibi jeopolitik olarak Rusya’dan korunmuyor. Akdeniz Havzası Müslüman göçü yoluyla yüzlerce yıldır ilk kez gerçekten birleşmiş hale geldiğinden, Avrupa Levant’tan ve Kuzey Afrika’dan da korunmuyor. Dolayısıyla, bölgeler üst üste düştüğünden ve bir şehir veya kasaba ve onu çevreleyen kır ile sınırlı bir anayurt anlamında dahi çok daha belirsiz tanımlandığından “Doğu”nun belirli bir yerden başlamadığı, Yüksek Orta Çağ’ı hatırlatan çok daha eski bir kartoğrafyaya geri dönmüş durumdayız.

Tüm bu karmaşa ve kıyametin kuzeyinde, ortaçağdaki çarlarının, Napolyon ve Hitler’den çok önce İsveçlilerin, Lehlerin ve Töton Şövalyelerinin işgaliyle yüz yüze kalmış ve bu yüzden Moğollarla ittifak yapmayı seçtiği sırada bile, Doğu Ortodoks yetkisi Avrupa’yı bugün olduğu hale getiren tarihsel çağların (Rönesans ve Aydınlanma) parçası olmamış olan Rusya var. Vladimir Putin’in Avrasyacılığının bu geçmişte derin kökleri var ve dolayısıyla “imparatorluk Rus devletinin varsayılan seçeneği”. Putin, 17. yüzyıl ortasında Kiev Rusya’sının (yani Ukrayna) ortaçağdaki kalbine doğru güneye çarcı emperyal genişlemenin, Rusya’nın nihai düşmanı Lehistan-Litvanya Birliği’nin erken çözülüşünü getirerek büyük yarar sağladığını biliyor. Stalin de bu hikayeyi iliğine kadar biliyordu ve bu nedenle Rusya’yı gerçek ve algılanan tehditlere, özellikle de Orta ve Doğu Avrupa’dan gelenlere karşı korumak için sözde devrimci emperyal bir paradigmayla yönlendiriliyordu. Ve Ortadoğu Orta-Doğu Avrupa ile bitişik olduğundan, anarşisi Putin’in artık görmezden gelemediği bir şey, özellikle de Rusya’nın bitişik Kafkaslardaki çıkarları düşünüldüğünde. Bu nedenle, Putin Büyük Ortadoğu ve Orta-Doğu Avrupa’ya bakıyor ve tek bir bölge görüyor. Rusya’nın kendi Avrasya coğrafyası bu realizasyona uygun. Continue reading “Rusya ve intermarium – Robert D. Kaplan”

İyi polis, kötü polis: Ukrayna’da devlet ve aşırı sağ ittifak halinde – A. Liasheva & M. Khokhlovich

3

Nisan ayı sonunda, Stanislav Serhienko’ya yönelik gaddarca saldırı Ukrayna ve uluslararası planda dikkatleri çekti. Solcu aktivist ve öğrenci, evinin önünde güpegündüz pusuya düşürüldü. Kimliği belirsiz iki saldırganın dövüp bıçakladığı Serhienko hastaneye kaldırılıp ameliyata alındı.

Serhienko hem Rusya destekli ayrılıkçıları hem de ülkenin doğusundaki savaşta aşırı sağcı paramiliter gruplarla ittifak yapan Ukrayna ordusunu kamuoyu önünde eleştirmişti. Ulusal Hafıza Enstitüsü ve başındaki Volodymyr Viatrovych başta olmak üzere Ukrayna devletinin milliyetçi gündemine karşı da sesini yükseltmişti. Continue reading “İyi polis, kötü polis: Ukrayna’da devlet ve aşırı sağ ittifak halinde – A. Liasheva & M. Khokhlovich”

İdlib’deki El Kaide hakimiyeti gizli çekim görüntülerle belgelendi

Screen Shot 2017-05-20 at 23.45.33

Arapça yayın yapan Dubai merkezli Al Aan televizyonu muhabiri Jenan Moussa, 15-16 Mayıs gecesi sosyal medya platformu Twitter’dan, Suriye’nin Nusra (El Kaide) kontrolündeki İdlib vilayetinde kimliklerini gizli tuttuğu üç haber kaynağının cep telefonlarıyla yaptığı gizli görüntü kayıtlarına dayanan bir video-haber paylaştı. Video-haberde, Suriye’de cihatçıların kontrolündeki bölgelerden sıkça görmeye alışkın olduğumuz kadın düşmanı ideolojinin göstergesi duvar yazıları ve billboardların yanı sıra önemli bir detay daha var: Türk devletinin Nusra ile ortak bir kontrol noktası oluşturmuş olması. Continue reading “İdlib’deki El Kaide hakimiyeti gizli çekim görüntülerle belgelendi”

Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (1) – Robert D. Kaplan

Marco_Polo_Rides_The_Silk_Road
Marco Polo’nun İpek Yolu üzerinden Çin’e seyahati
Marco Polo’nun Kubilay Han’ın huzuruna varmak için kat ettiği, çöller ve dağlar dolanan 5000 millik inanılmaz seyahat güzergahı, dünyanın yarısını kapsıyor.
1. Marco Polo, babası ve amcası ile birlikte Venedik’ten denize açıldı.
2. Han’a götürmek üzere Papa Gregory X’dan bir mektup aldılar.
3. Kudüs’ten kutsal yağ aldılar.
4. Hürmüz’ü geride bırakan Polo’lar kuzeye giden bir kervana katıldılar.
5. Marco dağlarda hasta düştü. Hastalığı sırasında dağda ateşin daha az yandığını fark etti.
6. Ölümcül Taklamakan Çölü’nü aştılar.
7. Çin Seddi’nden geçtiler.
8. Kubilay Han’ın Şangdu’daki yazlık sarayına vardılar.

AVRUPA YOK OLURKEN AVRASYA KAYNAŞIYOR

Westfalya devletler sistemi zayıflarken, süperkıta [Avrasya] tek bir akışkan, ele gelir ticaret ve çatışma birimi haline geliyor ve eski, emperyal miraslar – Rus, Çin, İran, Türk – öne çıkıyor. Orta Avrupa’dan etnik-Han Çin merkezine kadar her kriz, artık birbiriyle bağlantılı. Artık tek bir savaş alanı var.

Aşağıdaki analiz, bu değişime yönelik tarihsel ve coğrafi bir kılavuz.

“Bu kadar takdir ettiğim bir makaleyi okuduğum nadirdir. Gerçekten ufuk açıcı.”

– Henry Kissinger

Birinci Bölüm

BATI’NIN DAĞILIŞI

Batı medeniyeti, Soğuk Savaş dönemi ve hemen sonrasında eriştiği jeopolitik özlük ve ham güç düzeyine tarihte daha önce hiçbir zaman erişmemişti. Yarım yüzyıldan uzun bir süre boyunca, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) binyıllık bir politik ve moral değerler geleneğini – kısaca Batı – sağlam bir askeri ittifak halinde yoğunlaştırdı. NATO, her şeyden önce kültürel bir fenomendi. Manevi kökenleri Yunan ve Roma felsefi ve idari miraslarına, erken Orta Çağlarda Hıristiyanlığın ortaya çıkmasına, Amerikan Devrimi’nin fikirlerini doğuran 17. ve 18. yüzyıl Aydınlanmasına kadar gidiyor. Elbette, Batı’nın kilit ulusları Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında ittifaklar halinde birbirleriyle savaştılar ve bu olağanüstü şartlar NATO’nun daha güvenli ve detaylandırmış yapılarının habercisi oldu. Bu yapılar, netice itibariyle, kıta çapında bir ekonomik sistemle desteklendi ve Avrupa Birliği’nde (AB) nihayetlendi. AB, NATO’ya içkin değerlere hem siyasal destek sağladı hem de gündelik içerik kazandırdı. Bu değerler genel olarak keyfi cezalandırmaya karşı hukukun üstünlüğü, etnik ülkeler üzerinde hukuk devletleri ve bireyin ırkı veya dini ne olursa olsun korunması idi. Demokrasinin seçimlerle ilgisi, tarafsız kurumlarla olanından daha azdır ne de olsa. Uzun Avrupa Savaşı’nın (1914-1989) bitimi, bu değerlerin zaferi oldu, komünizm en sonunda yenilmiş ve NATO ve AB, sistemlerini Orta ve Doğu Avrupa’ya, kuzeyde Baltık denizinden güneyde Karadeniz’e kadar genişletmişti. Ve bu kategorik olarak uzun bir Avrupa savaşı idi çünkü savaş dönemi mahrumiyetleri, siyasi ve ekonomik olarak, Sovyet uydu devletlerinde 1989’a dek sürdü, Batı ise Avrupa’nın ikinci totaliter sistemine, tıpkı ilkini 1945’te yendiği gibi galip geldi. Continue reading “Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (1) – Robert D. Kaplan”

Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (4) – Robert D. Kaplan

*Robert D. Kaplan’ın 11 Mayıs 2017 tarihli uzun makalesinin özel olarak Türkiye ile ilgili kısmının (TURKISH, IRANIAN, AND CENTRAL ASIAN POWER başlıklı bölüm) çevirisidir.

map-02-persian-and-ottoman-empire-01

Türk, İran ve Orta Asya Gücü

Türkiye’yi ordunun yönettiği Soğuk Savaş yılları boyunca biz batıdakilerin o çok takdir ettiği ve normal saydığı “dar … batı yönelimli” Türk dış politikası aslında bir sapma idi – Osmanlı emperyalizmine tövbe eden ve bu arada demokrat falan da olmayan azılı laik Mustafa Kemal “Atatürk”ün şahsına münhasır bir icadı. Jeopolitik olarak Batının işine gelen o diktatöryel Kemalist devlet, bir daha geri gelmeyecek. Ama yine de Erdoğan’ın, kendi zorlantılı otoriterliği içinde ve Anadolu’nun kendi içindeki Kürtleri boyunduruk altına alma girişiminde, bir yönüyle, tek etnikli bir Türk devleti için beyhude cebelleşen bir Kemalist olduğunu da söylemek gerek. Türkiye için Levant’ta bir kudret simsarı vizyonu dahi çok Osmanlı.

Türkiye ve İran, uzun ve kıymetli imparatorluk mirasları sayesinde, Yakın Doğu’daki en tutarlı devletler; Anadolu kara köprüsünü ve İran platosunu kapsayan doğal coğrafyaları bunu daha da kuvvetlendiriyor. Tutarlı derken şu anki rejimlerinin istikrarlı olduğunu değil, kurumlarının Arap dünyasındakine kıyasla çok daha fazla derinliğe sahip olduğunu, bu nedenle Türkiye’de 2016 yazında yaşanan darbe girişimi ve ardından gelen baskı dönemi gibi istikrarsızlıkları muhtemelen atlatacaklarını söylüyorum. Continue reading “Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (4) – Robert D. Kaplan”

Trump’ın Suriye saldırısına kimse sevinmemeli – Eugene Robinson

170406_WS_Trump-Syria.jpg.CROP.promovar-mediumlarge

The Washington Post

Çeviri: Yakov Petroviç

Birleşik Devletler Suriye’nin korkunç iç savaşının bir parçası oldu. Ölümcül askeri güçle müdahale eden Trump yönetimi ne yaptığını veya neden yaptığını bildiğine dair bir işaret vermiyor.

Dışişleri Bakanı Rex Tillerson saçma bir şekilde hiçbir şeyin değişmediğini savunmaya çalıştı. Yanılıyor. Elli dokuz seyir füzesi bir politika değişimidir. Peki bu yönetimin stratejik vizyonu nedir? Bundan elde edilmek istenen sonuç nedir? Oraya nasıl gelinecek? Ve ondan sonra ne olacak? Continue reading “Trump’ın Suriye saldırısına kimse sevinmemeli – Eugene Robinson”

1917 Rusya Devrimi Bildirileri-1: Kahrolsun savaş, yaşasın devrim!

Ekim Devrimi’nin 100. yılı vesilesiyle, ABD’li tarihçi Barbara Allen ve Kanadalı sosyalist John Riddell tarafından Ekim Devrimi’ne giden süreçte kitlelere çağrı amacıyla oluşturulan bildiri ve açıklamaların çevirileri bir seri halinde yayımlanmaya başlandı. Bu serinin ilki olan ve Bolşeviklere yakın öğrenciler tarafından oluşturulan ve savaşa karşı olan öğrencileri, Rusya işçi ve köylüleri ile bir araya gelerek geçici devrimci hükümeti iktidara getirmeye davet eden “Kahrolsun savaş, yaşasın devrim” başlıklı bildiriyi aşağıda okuyabilirsiniz.

Çeviri: Gerçeğin Günlüğü

Devrimci öğrencilere çağrı, Aralık 1916;

‘Bütün ülkelerin proleterleri, birleşin!’
Rusya’nın devrimci öğrencilerine.

Zaferin şanı, sadece cesur olana verilir,
Mücadelede düşen, mahcubiyet nedir bilmez…
Gençlik; şarkımız size söyleniyor-
Sonsuz görkemimiz size…

Yoldaşlar! İşin zor ve sıradan olduğu gericilik yılları boyunca, çözüme doğru giden kesin eylemler talep eden sorgulamalar yoktu. Bu sebeple, öğrencilerimiz arasında ortaya çıkan ayrışmalar, yeterince iyi tanımlanmış yöntemle gün ışığına çıkamaz. Öğrenciler arasında bayağı, burjuva haller gelişti ve yozlaşmış bir yapının pis kokulu çürümüşlüğünde daha güçlü hale geldi. Ancak şimdi bu haller var gücüyle ortaya çıkmıştır. Böylesi haller, eksiksiz bir ideolojik iflası ve genel öğrenci kitlesinin pervasız oportünizmini kanıtlar. Continue reading “1917 Rusya Devrimi Bildirileri-1: Kahrolsun savaş, yaşasın devrim!”

Trump’ın güvenli bölgeleri: sorular ve sızan ilk bilgiler

syria_safezones

Çevirenin notu: Trump başkanlık kampanyası sırasında Suriye’de (ve Yemen’de) güvenli bölgeler oluşturulması konusunu pek çok kez dile getirdi ancak buna dair somut bir plan açıklamadı. Kamuoyuna yansıyan ilk somut bilgi Trump’ın Suudi Kralı ile yaptığı görüşmede güvenli bölgeleri gündeme getirmiş olması. İsrail istihbaratına (MOSSAD) yakınlığı ile bilinen debkafile sitesi ise Suriye özelinde çok daha geniş kapsamlı ve sahada işleri derinlemesine değiştireceğini iddia ettiği bir anlaşmadan söz ediyor. Aşağıdaki ilk çeviri, en azından somut olarak bir “güvenli bölge”nin ne gerektiğini anlamayı sağlıyor, ikincisi ise söz konusu debkafile haberi.

blogs.cfr.org, Micah Zenko, 30 Ocak 2017

Dün Beyaz Saray Başkan Donald Trump ile Suudi Arabistan Kralı Salman Abdülaziz el Suud arasındaki bir telefon görüşmesinin kaydını yayınladı. Açıklamada dikkat çekici bilgiler vardı: “Kral, süregiden çatışmalarda yerinden olmuş birçok mülteciye yardım edilmesine yönelik diğer fikirleri desteklemenin yanı sıra, Başkan’ın Suriye ve Yemen’deki güvenli bölgeleri desteklemesi talebini de kabul etti.” Continue reading “Trump’ın güvenli bölgeleri: sorular ve sızan ilk bilgiler”

Sol ve Suriye: “Daha çok ağlamalısın!” – Fredrik deBoer

halep-in-sesini-dunyaya-duyuran-bana-alabed-2-9085469_o

Sol beyhude tartışmaların yabancısı değil ama Suriye konusundaki, keskinlik ve kafa karışıklığı konusunda seviye atlayan benzersiz bir bileşime sahip.

Suriye tartışmasında, müdahale karşıtı sola acayip öfke duyan ama kendisi de müdahale yanlısı olmayan, sesi epey yüksek çıkan bir grup beni şaşırtmaya devam ediyor. Current Affairs’te bu konu üzerine ilk makalemi (1) yazdığımdan beri sürekli onlar hakkında bir şeyler okuyorum. Ortalama solcuların Beşar Esad’a ve Vladimir Putin’e yeterince karşı olmadığından eminler ama kendileri de gerçekte ne olmasını istediklerine dair, ortalama solcularındakinden farklı olan tutarlı bir görüş ifade edemiyorlar. Continue reading “Sol ve Suriye: “Daha çok ağlamalısın!” – Fredrik deBoer”