Cadılar, cadı avı ve kadınlar – Silvia Federici

Federici_1.jpg

Bu metin, Silvia Federici’nin PM Press tarafından basılan ‘Witches, Witch-Hunting, and Women’ (Cadılar, Cadı Avı ve Kadınlar) adlı yeni kitabından alınmıştır.

Yeni cadı avı biçimlerinin dünyanın çeşitli bölgelerine yayılmasından her gün öldürülen kadın sayısının dünya çapındaki yükselişine kadar, kadınlara yönelik yeni bir savaş olduğuna dair kanıtlar birikiyor. Bunun arkasındaki motivasyonlar ve mantık ne?

Okumaya devam et “Cadılar, cadı avı ve kadınlar – Silvia Federici”
Reklamlar

Silvia Federici: Her kadın işçidir

Wages for Housework: The New York Committee 1972-1977: History, Theory, Documents

1972’de İtalya, İngiltere ve Birleşik Devletler’den feministler İtalya’nın Padova şehrinde iki günlük bir konferans için toplandılar. Parlamento dışı sol ve sömürgecilik karşıtı mücadelelerle ilişkili ve komünist partiye alternatifler arayan bu aktivistler, bir eylem beyannamesi hazırladılar: “Uluslararası Feminist Kolektif Beyanı.” Beyan, evdeki ücretsiz emek ile fabrikadaki ücretli emek arasındaki ayrımı reddediyor ve ev işini kapitalizme karşı sınıf mücadelesinin kritik bir alanı ilan ediyordu.

“Erkeklerden bağımsız olmak, bizi disipline etmek için erkeklerin gücünü/iktidarını kullanan sermayeden bağımsız olmaktır.”

Okumaya devam et “Silvia Federici: Her kadın işçidir”

Cadılar, cadı avı ve kadınlar (II) – Silvia Federici

Witch-hunting-i22747

Yeni sermaye birikimi biçimleri ve kadına yönelik şiddet

Yeni sermaye birikimi biçimleri kadınlara yönelik şiddeti başka yollardan da teşvik ediyor. İşsizlik, güvencesiz çalışma ve aile ücretinin çöküşü bunda kilit. Gelirden mahrum kalan erkekler, öfkelerini ailelerindeki kadınlardan çıkarıyor ve kaybettikleri parayı ve toplumsal gücü kadınların bedenini ve çalışmalarını sömürerek geri kazanmaya çalışıyorlar. Orta sınıf erkeklerin, başka bir kadınla evlenmek ve başka bir çeyiz elde etmek amacıyla yeterince çeyiz getirmeyen karılarını öldürdüğü Hindistan’daki “çeyiz cinayetleri” bunun örneği. Bir başka örnek ise, Mies’e göre, “en ham şekliyle” köle emeği dayatma gücüne sahip, ağırlıklı olarak erkek suç örgütlerinin işlettiği seks endüstrisinin genişletilmesinde kilit bir unsur olan seks ticareti. Okumaya devam et “Cadılar, cadı avı ve kadınlar (II) – Silvia Federici”

Cadılar, cadı avı ve kadınlar (I) – Silvia Federici

Federici_1.jpg

Bu metin, Silvia Federici’nin PM Press tarafından basılan ‘Witches, Witch-Hunting, and Women’ (Cadılar, Cadı Avı ve Kadınlar) adlı yeni kitabından alınmıştır.

Yeni cadı avı biçimlerinin dünyanın çeşitli bölgelerine yayılmasından her gün öldürülen kadın sayısının dünya çapındaki yükselişine kadar, kadınlara yönelik yeni bir savaş olduğuna dair kanıtlar birikiyor. Bunun arkasındaki motivasyonlar ve mantık ne?

Bu konuda daha çok Latin Amerika’dan feminist aktivistler ve bilim insanları tarafından üretilen ve giderek büyümekte olan bir literatürden faydalandığım çalışmada, yeni şiddet biçimlerini tarihsel bir bağlama oturtarak ve kapitalist gelişmenin dün ve bugün kadınların yaşamları ve toplumsal cinsiyet ilişkileri üzerindeki etkisini inceleyerek bu soruya yanıt vermeye çalışıyorum. Bu arka plana dayanarak, bu şiddetin farklı biçimleri (aile içi, ev dışı, kurumsal) arasındaki ilişkiyi ve dünyanın dört bir yanından kadınların buna bir son vermek için yarattığı direniş stratejilerini de inceliyorum. Okumaya devam et “Cadılar, cadı avı ve kadınlar (I) – Silvia Federici”

Silvia Federici, Caliban ve Cadı – Natasha Heenan

12795381_10153544130822998_2439235364341761001_n
Yakamadığınız cadıların torunlarıyız

Kitabın ortaya koyduğu önemli noktalardan biri, kadınların toplumun kapitalist yeniden düzenlenişinde kendilerine biçilen role, tıpkı bedenlerinin bir makine olarak yeniden tesisini reddettikleri gibi sayısız şekilde karşı çıkmış olmaları. Kadınlar çitleri yıkıp geçtiler ve müştereklere sahip çıktılar, üreme amacı olmaksızın seks yaptılar ve köylü ayaklanmalarına öncülük ettiler. Geceleri tepelere çıkarak ateş etrafında toplantılar yaptılar, yiyecek ve giyecek çaldılar ve dedikodu yaptılar. Federici, cadı avlarının, feodal düzenin ve feodal toplumlara eşlik eden batıl inançların son nefesini temsil etmekten ziyade, yeni yeni ortaya çıkmakta olan işçi sınıfını disipline etmenin ve şekillendirmenin bir aracı olduğunu, dolayısıyla kapitalizme geçişin bütünsel bir parçasını teşkil ettiklerini öne sürer. İlksel birikimi ilerici saymanın, ancak kadınların, kölelerin ve yerli halkların kapitalizme geçişte yaşadıklarını göz ardı ederek mümkün olabileceğini ortaya koyar. Halka açık yakılmasına karar verilen kadınların çoğu zaman toprak sahipleri ve toplumun diğer zenginleri tarafından cadılıkla suçlanan yoksul köylüler olmasını, yemek dilenen veya çalan kadınlara dair belgelenmiş vakalarla bağlantılandırır. Federici’nin not ettiği üzere, “cadı avları, ‘hali vakti yerinde olanların’ ‘alt sınıflardan’ ve bunların başkaldırma potansiyelinden sürekli bir korku içinde yaşadığı bir toplumsal ortamda boy vermiştir.”

Okumaya devam et “Silvia Federici, Caliban ve Cadı – Natasha Heenan”

Kan, Anne Sütü ve Kir: Silvia Federici ve Uluslararası Hukukta Maddeci Feminizm (İkinci Bölüm) – Miriam Bak McKenna

Uluslararası Hukukta Maddeci bir Feminizme Doğru

Wages for Housework cover lo res.jpg

Bu sömürü ilişkisi, Küresel Güney’deki hâkim toplumsal ve ekonomik koşullardan zengin Kuzey’in yararlanmasını sağlayan (örneğin ulusötesi şirketlerin ucuz toprak, maden ve emek kaynaklarına erişimi üzerinden) yeni sömürgeci sömürü biçimlerinde de—Federici tarafından “yeni çitlemeler” olarak adlandırılır—yaygındır. Federici’ye göre kapitalizm, yalnızca ücretsiz ev işine değil, Küresel Güney’in az gelişmişliğine yönelik, aksi halde ortak olan çıkarlar arasında bir tabakalaşmaya ve inşa edilmiş bir bölünmeye dayanan küresel bir stratejiye de dayanmaktadır. “Ücretsizlik ve az gelişmişlik,” der, “ulusal ve uluslararası ölçekte kapitalist planlamanın temel unsurlarıdır. Bizi çıkarlarımızın farklı ve birbirine zıt olduğuna inandırmanın güçlü araçlarıdırlar.”

Okumaya devam et “Kan, Anne Sütü ve Kir: Silvia Federici ve Uluslararası Hukukta Maddeci Feminizm (İkinci Bölüm) – Miriam Bak McKenna”

Kan, Anne Sütü ve Kir: Silvia Federici ve Uluslararası Hukukta Maddeci Feminizm (Birinci Bölüm) – Miriam Bak McKenna

Hexenverbrennung

Son dönemde kamusal söylemde öne çıkan toplumsal cinsiyet politikası, uluslararası hukuk ilmini veya genel olarak hukuk ilmini de meşgul ediyor gibi. Ancak toplumsal cinsiyet tartışmaları, feminist literatürün dışındaki daha genel akademik çevrelerde, ancak telefon kabinindeki bir osuruk kadar memnuniyet vermeye devam ediyor. Durum ne yazık ki Marksist ve tarihsel maddeci bilim için de parlak değil. 1960’larda ve 70’lerin başında özgürlükçü siyasetin dönüştürücü potansiyeline ortak bir inancın yükseldiği bir dönem yaşanmasına rağmen, Heidi Hartman, Marksist ve feminist çözümlemeyi birleştirme girişimlerinin “mutsuz bir evliliğe” sebep olduğunu ilan ederek, 1979 itibariyle akademik evlilik danışmanı mantosunu giymişti. [1] Kadınların çıkarlarının geri plana itildiğini iddia ediyor ve bu yüzden “ya daha sağlıklı bir evliliğe ihtiyacımız var ya da boşanmalıyız” diyordu. [2] Feministler ikinci seçeneği ve “kültürel dönüş” denilen yolu—erken dönem ikinci dalga feminizminin “modernist” gündeminden postmodern perspektiflere doğru bir hamle ile aynı zamana denk gelen bir kayış—izlediler. Okumaya devam et “Kan, Anne Sütü ve Kir: Silvia Federici ve Uluslararası Hukukta Maddeci Feminizm (Birinci Bölüm) – Miriam Bak McKenna”

Silvia Federici ile söyleşi: Yeniden üretim krizi ve yeni “yasadışı” proletaryanın doğuşu – Francesca Coin

silvia1

70’lerde, fabrikalardaki birikim sürecinin kadınların bedeninde başladığına işaret ederek ev işini ilk eleştirenlerden biri olmuştunuz. Sonraki yıllarda ne değişti?

Ücretsiz emek patlama yaşadı. O zamanlar özel olarak ev işi diye gördüğümüz şey artık tüm topluma nüfuz etmiş durumda. Aslında, kapitalizmin tarihine bakarsak, karşılığı ödenmeyen emeğin çok yaygın olduğunu görürüz. Köleliği, yeniden üretim emeğini, yarı kölelik koşullarındaki tarım işçiliğini (campesinos’dan peones’e) düşünürsek, ücretli emeğin gerçekten istisna olduğunu görebiliriz. Karşılığı ödenmeyen iş bugün hem geleneksel formlarında hem de yeni formlarda büyümeye devam ediyor çünkü artık ücretli işe erişebilmek için insanların en azından bir miktar ücretsiz iş yapması gerekiyor. Okumaya devam et “Silvia Federici ile söyleşi: Yeniden üretim krizi ve yeni “yasadışı” proletaryanın doğuşu – Francesca Coin”

Feminizm ve toplumsal yeniden üretim: Silvia Federici ile röportaj

fottofede

salvage.zone

George Souvlis & Ankica Čakardić

George Souvlis ve Ankica Čakardić: Siyasal ve kişisel olarak sizi biçimlendiren deneyimler nelerdi?

Silvia Federici: Hayatımdaki en biçimlendirici ilk deneyim 2. Dünya Savaşıydı. Savaş sonrası dönemde büyüdüm, İtalya’da faşizm yıllarının üstüne eklendiği savaşın hatırası halen çok tazeydi. Derin şekilde bölünmüş ve kanlı bir dünyaya doğduğumun, devletin bizi korumak bir yana düşman olabileceğinin, Joan Baez’in şarkısında “there but for fortune go you and I” (“şansına orada, sana da vurabilir bana da”*) dediği gibi, yaşamın son derece güvencesiz olduğunun erken yaşlarda farkına vardım. Savaş sonrası ve faşizm sonrası İtalya’da büyürken politikleşmemek zordu. Küçük bir kızken bile ebeveynlerimin bize anlattığı hikayeleri ve babamın faşist rejime karşı tiratlarını dinleyerek antifaşist olmamak mümkün değildi. Ayrıca komünist bir kasabada yaşıyordum. 1 Mayıs’ta işçiler ceketlerine kızıl karanfiller takıyordu ve Bella Ciao (Çav Bella) sesine uyanıyorduk. Komünistler ve faşistler arasındaki mücadele faşistlerin düzenli aralıklarla partizan anıtını havaya uçurmaya çalışması, komünistlerin de herkesin artık yasaklı olan faşist partinin devamı olduğunu bildiği MSI (Movimento Sociale Italiano) merkezine yönelik misillemeler yapmasıyla sürüyordu. 18’imde kendimi bir radikal olarak görüyordum, o zamanlar prototip mücadele halen fabrika işçilerininki veya antifaşist mücadele idi. Okumaya devam et “Feminizm ve toplumsal yeniden üretim: Silvia Federici ile röportaj”

Tamamlanmamış Feminist Devrim – Silvia Federici

silfed_Slider1

İhtiyacımız olan şey, yeniden üretim alanında, sermaye ve piyasa mantığının dışında yeni işbirliği biçimleri yaratmayı hedefleyen kolektif bir mücadelenin yeniden başlatılması. Bu bir ütopya değil; dünyanın birçok yerinde halihazırda başlamış ve geçim kaynaklarımıza yönelik süregiden kurumsal saldırı dikkate alındığında genişleyeceği de kesin olan bir süreç. Toprak işgalleri, kent bostanları, topluluk destekli tarım üzerinden, çeşitli takas ve yardımlaşma biçimlerinin, alternatif sağlık hizmeti biçimlerinin yaratılması üzerinden (bunlar, yeniden üretimin reorganizasyonunun daha gelişmiş olduğu alanların bazıları), yeniden üretken işi boğucu ve ayrımcılık yaratan bir faaliyet olmaktan çıkarıp insan ilişkilerin en özgürleştirici ve yaratıcı deneyimlenme zeminine dönüştürebilecek yeni bir ekonomi ortaya çıkmaya başlıyor.

The Commoner, Sayı 15, Kış 2012

Bu sayının Türkçeye çevrilen tüm makalelerine buradan erişebilirsiniz.

***

Gezegende sol yılların ana siyasi gelişmelerinden biri, kadınların, ev işine kısıtlanmaya karşı, hem bu işin hem de kadınların sermaye ve devletle ilişkisinin yeniden tanımlanması ile sonuçlanan isyanı oldu. 70’lerin Kadın Özgürlük Hareketi, bu isyanın siyasi ifadesiydi. ‘Ev işi’ne ve onunla birlikte gelen sonuçlara karşı bir hareketti: erkeklere ekonomik ve sosyal bağımlılık, toplumsal ayrımcılık ve yeniden üretim faaliyetlerinin kadınlığa atfedilen işler olarak doğallaştırılması. Kadınlar, devletin bedenlerini kontrol etmeyi bırakmasını, kürtajın suç olmaktan çıkarılmasını, kadınların evlilik içi şiddet görmesinin ve tecavüze uğramasının artık normal görülmemesini, okul müfredatlarının kadınların tarihteki varlığını tanıyacak şekilde gözden geçirilmesini talep ederek sokaklara çıktılar. İsyanları, ‘ev işi yapmayı reddetmek’, 2. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da hızla artmış olan doğum oranlarının düşmesi (Dalla Costa 1977) ve boşanma ve reisin kadınlar olduğu aile sayısındaki artış gibi, yalnızca hareketteki kadınların fark edebileceği daha az görünür biçimler de aldı. Okumaya devam et “Tamamlanmamış Feminist Devrim – Silvia Federici”