Erdoğan’ın Arap şakşakçıları – Nervana Mahmoud

Screen Shot 2018-07-20 at 04.00.52.png“Kocaman bir kalbin var, bize lütuflar ve iyilikler yağdırıyorsun. Senin bilgeliğinde huşu içindeyiz, çünkü medeniyetimizin aynasısın.”

Arap fanların Türk Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan’a komedi derecesinde tutkulu övgülerini ne zaman okusam, İngiliz müzikali “My Fair Lady”nin klasik Mısır uyarlamasındaki bu satırlar aklıma geliyor. Erdoğan onlar için peygamber gibi, eşsiz bir lider ve iyi bir baba. Muvaffak olması için gece gündüz dua ediyorlar, onu rüyalarında görüyorlar Continue reading “Erdoğan’ın Arap şakşakçıları – Nervana Mahmoud”

Reklamlar

ABD ulusal güvenlik danışmanı: Katar ve Türkiye radikal ideolojinin yeni sponsorları – Joyce Karam

trump_national_security_advisor_50566

General HR McMaster, Katar ve Türkiye’nin aşırılıkçı ideolojiye sponsorluk yapma ve fon sağlama konusundaki “yeni rollerini” eleştirdi.

ABD ulusal güvenlik danışmanı General HR McMaster, Salı günü yaptığı açıklamada, Katar ve Türkiye’nin aşırılıkçı ideolojiye sponsorluk yapma ve fon sağlama konusundaki “yeni rollerini” eleştirdi ve Türkiye’nin Batı ile artan sorunlarını Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yükselişine bağladı.

Washington’daki Policy Exchange kuruluşunun ev sahipliğini yaptığı etkinlikte Britanyalı mevkidaşı Mark Sidwell ile basın önüne çıkan McMaster, ABD Başkanı Donald Trump’ın yeni ulusal güvenlik stratejisini Pazartesi günü açıklayacağını duyurdu.

Stratejinin ABD açısından hayati dört stratejik çıkara dayalı olacağını ekleyerek bunları şöyle sıraladı:

  1. ABD anayurdunun ve yurttaşlarının korunması
  2. Amerikan refahının geliştirilmesi
  3. Barışın güç ile korunması
  4. Amerikan nüfuzunun artırılması

Continue reading “ABD ulusal güvenlik danışmanı: Katar ve Türkiye radikal ideolojinin yeni sponsorları – Joyce Karam”

Erdoğan Çukuru – Daniel Finn

170117184031-turkey-erdogan-red-super-169

Türk topraklarından yayılan tiranlık kokusu artık öylesine keskin bir hal aldı ki, en yalaka yorumcular bile olan biteni onaylamadıklarını mırıldanmak ve AKP’nin önceki soylu standartlarından sözüm ona geri düştüğünden şikayetlenmek zorunda kaldılar. Gerçekte ise, Erdoğan döneminde özgürleşmenin altın çağının yaşanması gibi bir durum hiç olmadı.

Kurulu düzenin Batı’daki bilgeleri için, Türkiye’de Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) yükselişi, çağımızın en büyük başarı öykülerinden biri olmuştu. Obama lider Erdoğan’ı dünya sahnesinde en güvendiği beş dosttan biri olarak saymıştı; David Cameron Ankara’nın AB üyeliğini ‘olası en güçlü şekilde savunacağı’ sözünü vermişti. Financial Times gazetesi, AKP’nin ‘anayasal devrimine’ ve ‘iyi yönetim ve güçlü büyüme’ siciline övgüler yağdırmış, NYT ise tüm Müslüman Ortadoğu’ya yapıcı bir örnek teşkil eden ‘canlı, rekabetçi bir demokrasinin’ ortaya çıkışını alkışlamıştı. Avrupa Birliği de kendi üye devletlerinden biri olan Kıbrıs’ın toprakları üzerindeki 30.000 Türk askerinin varlığına rağmen, Ankara ile üyelik müzakerelerini resmen başlatarak onay mührünü basmıştı. İslam dini ile demokratik normlara bağlılığı kaynaştırdığı iddia edilen ‘Türk modeli,’ Mısır ve Tunus’taki İslamcı partilerin AKP modelini izlemeyi vaat ettikleri ve Erdoğan’ın da ‘komşularında ne olup bittiği konusunda Türkiye’nin söz hakkı olduğunu’ iddia ettiği 2011 Arap ayaklanmaları sonrasında, en yüce mertebesine ulaştı. Continue reading “Erdoğan Çukuru – Daniel Finn”

Perry Anderson ve Süleyman Murad: İslamcılık ve Modern Arap Dünyası

TOPSHOTS-EGYPT-POLITICS-DEMO

VersoBooks.com

Çeviri: Bircan Polat

İslam imgesi, hiçbir zaman kamuoyunun ilgisini bu kadar çekmemişti. Hoş, bu imaj, İslam teolojisi, tarihi ve pratiği hakkında yalan yanlış bilgiler ve cehaletle dolu.

Perry Anderson ve ünlü İslam tarihçisi Süleyman Murad, İslam Mozaiği (Mosaic of Islam) kitabında, Muhammed’den bugüne İslam’ın uzun tarihini ve anlayışını, açık ve anlaşılır bir üslupla sunmayı amaçlıyorlar. Kitaptan alıntılanan bu bölümde Anderson ve Murad, Şiiler ve Sünniler arasındaki husumeti, Arap Baharı’nın nedenlerini ve sonuçlarını, İsrail’in Ortadoğu’daki yerini ve Pan-Arabizmin tarihini tartışıyorlar.

Perry Anderson: Ortadoğu’da Sünniler ve Şiiler arasındaki husumetin bugünlerde şiddetlice nüksetmesi ne anlatıyor? İki topluluk arasındaki gerginlik yüzyıllar boyunca bu seviyeye ulaşmamıştı. Gerginliğin bu dereceye ulaşmasının arkasındaki modern dinamikler nelerdir?

Süleyman Murad: Modern İslam’ın pan-İslamcı olarak bilinen üç büyük figürü var: Mısır’da Kutub (1906-1966), İran’da Humeyni (1902-1989) ve Hindistan-Pakistan’da Mevdudi (1903-1979). Continue reading “Perry Anderson ve Süleyman Murad: İslamcılık ve Modern Arap Dünyası”

Pakistan’da üniversite baskını: İslamcıların eski müttefiklerine düşman olmaları, Türkiye için bir uyarı – Robert Fisk

pg-21-pakistan-3-epaPakistan ve Türkiye. Kuzey Batı’daki eski sınır şehri Peşaver’in dışında yaşanan üniversite katliamı, Başbakan Navaz Şerif’in “terörü zapt etmekten” halen ne kadar uzak olduğunun yeni bir işareti; Türkiye’nin daha da kibirli Başkanı Recep Tayyip Erdoğan içinse neler yaşanabileceğinin kötü bir işareti. Sınırlarının yabancı savaşçılar ve kaçakçılar tarafından Suriye’ye geçiş güzergahı olarak kullanılmasına izin verdikten sonra – tıpkı Pakistan’ın 1979’daki Sovyet işgali sonrası mücahitlerin Afganistan’a geçişine izin verdiği gibi – Türkiye şimdi halkına yönelik neredeyse Pakistan’daki kadar saldırı ile karşı karşıya. Continue reading “Pakistan’da üniversite baskını: İslamcıların eski müttefiklerine düşman olmaları, Türkiye için bir uyarı – Robert Fisk”

Slavoj Žižek: Türkiye Hakkında Konuşmalıyız (New Statesman)

gettyimages-169866606

Slavoj Žižek, “Türkiye Hakkında Konuşmalıyız”, New Statesman, 9 Aralık 2015


TÜRKİYE HAKKINDA KONUŞMALIYIZ

Slavoj Žižek

Çeviren: Levent Gökyiğit

Ciddi ciddi açıklamalarla İslâm Devleti’yle savaşta olduğumuz söyleniyor ama bu açıklamaların tuhaf bir yanı var aslında — dünyanın tüm süpergüçleri çoğunluğu çölden oluşan küçük bir toprak parçasını kontrol altına alan dinî bir çeteye karşı silahları eline alıyor… Hayır, IŞİD’i “ama” filan demeden kayıtsız şartsız yok etmeye odaklanmamalıyız demek istemiyorum. Denilebilecek tek “ama” var, o da şu: IŞİD’i yok etmeye GERÇEKTEN odaklanmalıyız ve bunun içinse, şeytan kılığına büründürülmüş düşmana karşı tüm “medeni” güçlerin yaptığı acınası beyanlar ve dayanışma çağrılarından çok daha fazlasına ihtiyaç var. Continue reading “Slavoj Žižek: Türkiye Hakkında Konuşmalıyız (New Statesman)”

Ahrar el-Şam: Türkiye’nin Suriye’deki favori İslamcıları – Sam Heller & Aaron Stein

Ahrar2

Çeviren: Serap Güneş

18 Ağustos 2015

Türkiye’nin Selefi bir isyancı hareket olan Ahrar el Şam ile yakın ilişkisi ABD çıkarlarına ters ve Ankara’nın Suriye’de neyi amaçladığı konusunda ciddi sorulara neden oluyor

Nisan 2012’de Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Türkiye’nin Arap Baharı doktrinine temel oluşturacak bir makale kaleme aldı: sallantıdaki bir bölge için “değerlere dayalı bir dış politika”. Davutoğlu, Türkiye’nin daha büyük bölgesel entegrasyon yöneliminde olacağı ve temsili demokrasiyi teşvik edeceği müdahaleci bir yaklaşım ortaya koydu. Stratejik Derinlik kitabının merkezi bir temasını da tekrarlayarak Türkiye’nin bölgede özellikle de mezhepsel ve siyasi hatlarda “yeni gerilim ve kutuplaşmalardan” kaçınacağını vaat etti.

Üç yıl sonra, Davutoğlu’nun manifestosunun pozitif vizyonu, en çok da komşu Suriye için tersine dönmüş görünüyor. Continue reading “Ahrar el-Şam: Türkiye’nin Suriye’deki favori İslamcıları – Sam Heller & Aaron Stein”

IŞİD’in Gizemi – Anonim*

A still from the video released by ISIS on April 19, which appears to show the execution of Ethiopian Christians by members of Wilayat Fazzan, another affiliate of ISIS, in southern Libya
IŞİD’in 19 Nisan’da yayınladığı bir videoda Etiyopyalı Hıristiyanların Libya’daki IŞİD uzantısı örgüt üyelerince infazı gösteriliyor

Çeviri: Serap Güneş

Ahmet Fadıl, babası 1984’te öldüğünde 18 yaşındaydı. Fotoğraflar kısa ve toplu olduğunu,  numaralı gözlük taktığını gösteriyor. Çok yoksul bir öğrenci değildi, ortaokulda dersleri de iyiydi ama okulu bırakmaya karar verdi. Memleketi Ürdün’ün Zerka şehrinde tekstil ve deri fabrikaları vardı ama o bir video dükkânında çalışmayı tercih etti ve kendisine dövme yaptırabilecek kadar para kazandı. Alkol içiyor, uyuşturucu kullanıyor ve polisle başını derde sokuyordu. Bu yüzden annesi onu İslamcı bir kursa gönderdi. Bu, alkol ve uyuşturucuyu bırakıp farklı bir yola girmesini sağladı. Ahmet Fadıl 2006’da öldüğünde, Ürdün’den daha büyük bir alanda, 8 milyon insanın yaşadığı bağımsız bir İslam devletinin temellerini atmıştı. Continue reading “IŞİD’in Gizemi – Anonim*”

Siyasal İslam ile Uzlaşmak İmkansızdır – SALAH CHOUAKI

salah-chouaki

14 Eylül 2014

Cezayirli eğitimci Salah Chouaki’nin kökten dinciler tarafından öldürülmesinin yirminci yılında katledilmesine neden olan ideolojiye karşı savaşta uzlaşmaz olmak gerekliliği üzerine-bugünle çok alakalı-uyarısını Karima Bennoune (Fransızcadan, Barış Satılmış İngilizceden) çevirdi.

Ünlü eğitim uzmanı ve solcu aktivist Salah Chouaki, 14 Eylül 1994’de katledildi.

Cezayirli eğitimci Salah Chouaki bu makaleyi 15 Mart 1993’de El Vatan gazetesinde yayınladığında Cezayir, köktendinci şiddet ve devletin terörle mücadele suiistimallerinden oluşan “karanlık on yılına” ilerliyordu. Yükselen siyasal İslam tehdidine karşı inanılmaz biçimde ileri görüşlüydü. Bu makalenin yayınlanmasının ertesi günü kökten dincilerin Cezayirli entelektüellere suikast kampanyası eski Eğitim Bakanı Djilali Liabes’in suikasta uğraması ile yükselişe geçti. Sadece on sekiz ay sonra, 14 Eylül 1994’te, onu susturamayan tehditlerden sonra, Chouaki’nin kendisi Silahlı İslami Grup tarafından öldürüldü. Sonrasındaki on yılda 200.000 kadar Cezayirli öldürüldü. Continue reading “Siyasal İslam ile Uzlaşmak İmkansızdır – SALAH CHOUAKI”

İslamcılığın sonu mu? – Hazem Kandil

Tahrir Meydanı

İslamcılık 1928’de Mısır’da doğdu. Ve 85 yıl sonra yine Mısır’da, İslamcı bir iktidara karşı ilk başarılı ayaklanma gerçekleşti. Müslüman Kardeşler’in devrilmesi, çok önemli bir olay. Ancak yabancı gözlemciler için, ordunun müdahalesi diğer her şeyi gölgeledi.

Şok ve inkar içindeki ruh halleriyle Müslüman Kardeşler, koltuktan edilmelerinin kesinlikle eski rejimin saf bir darbesi olduğunu düşüneceklerdir. Ortodoks olmayan İslam yorumlarını empoze etmek için seksen yıllık bir kültür savaşının ardından, Mısırlıların kalplerinin ve akıllarının çantada keklik olduğunu düşündüler. Onları hiç kimse ‘halkın’ (veya bu kadar fazlasının) onları kendi iradeleri ile reddedeceğine inandıramazdı. Bu inançlarında yalnız değillerdi. Yıllar boyunca, onlarca haber ve akademik çalışma, bizleri ”takva politikasının” her türlü iktidar mücadelesinde, en azından özgürse, koz olacağına inandırdı. Ve isyan patlak verir vermez, gazeteciler ve uzmanlar, olan bitenin, İslamcı karşıtı darbelerin mütedeyyin çoğunluğu bastırdığı Cezayir, Türk ve Pakistan örneklerinden bir farkı olmadığı görüşüyle teselli buldular.

Ancak bu fantezilerini tatmin edecek bir sebep yok. Ordunun ve güvenlik güçlerinin desteği olmaksızın, ayaklanmanın boşa çıkacağı doğru. Ve Başkan Mursi’nin ne eski rejimin kalıntılarını ne de seküler muhalefeti tatmin edememesinin kendisine karşı taktik bir ittifak oluşturduğu da bir gerçek. Ancak, bunların hiçbiri 22 milyon Mısırlının son üç aydır ‘isyan imzası’ verdiği ve resmi rakamlara göre bu hafta bunlardan 17 milyonunun (muhalefete göre 33 milyon), İslamcılığın baş temsilcilerine karşı yürüdüğü gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Her fırsatta demokratik hüviyetini öne çıkarmış bir başkan için, muhaliflerine karşı kullandığı dini retoriğin ahlaksızlığı sinir bozucu: Göstericiler toptan aforoz edildi; destekçiler Baş Melek Cebrail’in, kamp yaptıkları camide olduğunu söylediler; peygamberin kâfirlere ve Yahudilere karşı epik savaşlarının görüntülerine başvuruldu. İslamcı din adamları protestoculara karşı televizyon kameraları önünde açıkça cihat ilan ettiler ve kendilerini ‘şehadetin yansımaları’ olarak sundular. Müslüman Kardeşler’in özgürlük ve yurttaşlık savunusu için bu çok fazlaydı. Ve bu, iktidar sarhoşu Mursi destekçilerinin aylar boyunca kullandıkları saldırgan dilin en son taksiti idi. Geri tepti. Kendinden menkul milyonlarca Müslüman tehdit edilmeyi ve küçük görülmeyi reddetti; Müslüman Kardeşler’in İslamcılık ve İslam’la bir tutulmasını onaylamayı reddettiler.

Müslüman Kardeşler’in düşüşüne, islamcılığın meşruiyeti üzerine tartışmalardan çok, kendi iktidar performanslarının sebep olduğu muhakkak. Hareketin politikalarında İslamcı olan hiçbir şey yok. Tersine, yansıttıkları ahlaki imaj, eski rejimin kurumları ve daha önce lanetledikleri yabancı güçler ile giriştikleri (ve başarısız oldukları) aşağılık anlaşmalarla hızla ortadan kalktı. Mursi, iktidara gelir gelmez İçişleri Bakanlığı’nı o kadar övdü ki bu en vatansever kurumun 2011 devrimindeki temel ortak olduğunu bile iddia etti; ve yardımcıları onun başkanlığını kurtarmak için Amerika’ya yalvarmaktan imtina etmedi. Mısırlılar İslamcı beceriksizlik, paranoya, çift taraflı oynama ve hepsinden de ötesi, kendilerinden daha az Müslüman gördükleri halka karşı belirgin bir kibir karşısında hızla kendilerine geldiler.

Mursi’nin şerrinden bir hayır çıkmış görünüyor. Başkanlık seçimini kaybetseydi, İslamcılık henüz denenmemiş bir yol olarak kalacaktı. Ama bugün, milyonlarca Müslüman İslamcı iktidara karşı ayakları ile oy kullandı. Sandık demokrasisine edilen bu hakarete vahlananlar, Mısır’ın, her yeni demokrasi gibi, gelecekteki siyasal sisteminin dayanacağı temel ilkeler üzerinden popüler bir konsensüs aramaya her şekilde hakkı olduğunu unutuyor. Devrimci Fransa bugünkü düzenine varana dek beş cumhuriyet yaşadı ve Amerika’nın demokrasi yolunu bulması için bir iç savaş gerekti. Devrimler tarihinde darbelerin yolu açması veya halk ayaklanmalarının kaderini belirlemesi görülmedik bir şey değil. Askeri darbeden ötesini göremeyenler, kör olmalı. Tahrir Meydanı’nda yan yana dikildiğimiz yaşlı, bıyıklı adama protestolara neden katıldığını sordum. “Bize çözüm vaat ettiler,” dedi. “Ama Müslüman Kardeşler iktidarı altında ne İslam ne de çözüm bulabildik.” İslamcılığı icat eden ülke büyüyü çözme yolunda olabilir.

4 Temmuz 2013

LRB