Slavoj Zizek: Game of Thrones politik kadın ve devrim korkumuza oynadı

Game of Thrones’un final sezonu o kadar tepki topladı ki, tüm sezonun iptal edilip baştan çekilmesi talebiyle, neredeyse 1 milyon öfkeli izleyicinin imza verdiği bir kampanya başlatıldı. Tek başına ne kadar ateşli yürütüldüğü bile, tartışmanın ciddi ideolojik yönler içerdiğini gösteriyor.

Final sezonuna tepkiler birkaç noktada yoğunlaşıyor: kötü senaryo (diziyi hızla bitirme baskısı, anlatının karmaşıklığını basitleştirmeyi getirdi), kötü psikoloji (Daenerys’in ‘Deli Kraliçe’ye dönüşümü karakterinin evrimine uymuyordu) vs. vs.

Tartışmadaki birkaç zekice sesten biri ise, memnuniyetsizliğin kaynağının dizinin kötü finali değil, final yapmasının kendisi olduğunu not eden yazar Stephen King idi. Dizilerin prensipte sonsuza dek devam edebildiği çağımızda, anlatının sona ermesi fikri katlanılmaz geliyor.

Okumaya devam et “Slavoj Zizek: Game of Thrones politik kadın ve devrim korkumuza oynadı”
Reklamlar

Mao Sarı Yeleklileri nasıl değerlendirirdi? – Slavoj Zizek

Fransız Sarı Yelekliler hareketi günümüz siyasetinin kalbindeki bir sorunu açığa çıkarıyor. Yenilikçi ve taze fikirlere pek aldırış etmeden popüler “görüşe” çok fazla bel bağlamak.

Karmaşaya şöyle bir bakmak bile, birden fazla toplumsal mücadelenin ortasında olduğumuzu görmeye yeter. Liberal düzen ile yeni popülizm, ekoloji mücadelesi, feminizmi ve cinsel özgürlüğü destekleyen çabalar artı etnik ve dini mücadeleler ve evrensel insan hakları arzusu arasındaki gerilim. Hayatlarımızın dijital kontrolüne direnmeye çalışmaktan ise söz etmiyorum bile.

Öyle ise, tüm bu mücadeleleri, içlerinden birini “gerçek” öncelik olarak ayrıcalıklı kılmaksızın, nasıl bir araya getirmeli? Çünkü bu denge, diğer tüm mücadelelerin anahtarını sağlıyor.

Okumaya devam et “Mao Sarı Yeleklileri nasıl değerlendirirdi? – Slavoj Zizek”

Sarı yelekli protestocuların merkeze isyanı iyi niyetli ama sol popülizmleri Fransız siyasetini değiştirmeyecek – Slavoj Zizek

“Kahrolsun devlet, polis ve faşistler.”

Fransa’da sarı yeleklilerin protestoları beşinci haftasına girdi. Büyükşehir alanlarının dışında, toplu ulaşımın olmadığı bölgelerde yaşayan ve çalışanları olumsuz etkileyen, akaryakıta yönelik yeni bir çevre vergisine karşı yaygın hoşnutsuzluklardan doğan bir taban hareketi olarak başladılar. Hareket haftalar içinde Fransa’nın AB’den çıkması, daha düşük vergiler, daha yüksek emeklilik maaşı ve sıradan Fransız vatandaşlarının harcama gücünün iyileştirilmesi de dahil birçok talebi içerecek şekilde büyüdü.

Okumaya devam et “Sarı yelekli protestocuların merkeze isyanı iyi niyetli ama sol popülizmleri Fransız siyasetini değiştirmeyecek – Slavoj Zizek”

Slavoj Žižek: Zenginler tek bir dünyada yaşadığımızı anlayana dek mülteci krizi derinleşecek

rtx1epup-e1473203448742.jpg

“Zengin” dünyanın kitlesel göçün semptomlarıyla uğraşmak yerine sebeplerini çözmesi ve tek bir dünyada yaşadığımızı anlaması gerek.

Göç bir kez daha manşetlerde. Honduras’dan göçmen kafileleri Meksika üzerinden ABD sınırına yaklaşıyor; Afrikalı göçmenler barikatları aşıp Afrika’nın kuzey ucundaki küçük İspanyol bölgesine girdiler; Ortadoğulu göçmenler Hırvatistan’a girmeye çalışıyorlar.

Sayılar görece küçük de olsa, temel bir jeopolitik olguya işaret ediyorlar.

World Interior of Capital kitabında Alman felsefeci Peter Sloterdijk küreselleşme sayesinde kapitalist sistemin hayatın her alanını nasıl belirler hale geldiğini gösterir. Okumaya devam et “Slavoj Žižek: Zenginler tek bir dünyada yaşadığımızı anlayana dek mülteci krizi derinleşecek”

Slavoj Žižek: Köln saldırıları müstehcen bir karnaval versiyonuydu

colognerally

Çeviri: Serap Güneş

Köln’deki son cinsel saldırılardan çıkarılacak ders filminkiyle olağan dışı bir benzerlik taşımıyor mu? Mülteciler (çoğu), yıkıma uğramış ülkelerden kaçan kurbanlar olsalar bile, bu durum aşağılıkça davranmalarının önüne geçmiyor. Acı çekmenin telafi edici bir yanı olmadığını unutmaya meyilliyiz: sosyal hiyerarşinin dibindeki bir kurban olmak, sizi ayrıcalıklı bir ahlak ve adalet timsali yapmıyor.

Quentin Tarantino’nun aynı adlı filmindeki “nefret dolu sekizli” kim? TÜM katılımcı grup – beyaz ırkçılar ve siyah Birlik askerleri, erkek ve kadınlar, yasa uygulayıcıları ve suçlular – hepsi eşit derecede kötü, gaddar ve intikam dolu insanlar. Filmdeki en utandırıcı an, siyah subayın (eşsiz Samuel L. Jackson canlandırıyor), eski bir Konfederasyon generaline onun birçok siyahın ölümünden sorumlu olan ırkçı oğlunu nasıl öldürdüğünü ayrıntılı bir şekilde ve açık bir keyifle anlattığı sahne. Okumaya devam et “Slavoj Žižek: Köln saldırıları müstehcen bir karnaval versiyonuydu”

Slavoj Žižek: Türkiye Hakkında Konuşmalıyız (New Statesman)

gettyimages-169866606

Slavoj Žižek, “Türkiye Hakkında Konuşmalıyız”, New Statesman, 9 Aralık 2015


TÜRKİYE HAKKINDA KONUŞMALIYIZ

Slavoj Žižek

Çeviren: Levent Gökyiğit

Ciddi ciddi açıklamalarla İslâm Devleti’yle savaşta olduğumuz söyleniyor ama bu açıklamaların tuhaf bir yanı var aslında — dünyanın tüm süpergüçleri çoğunluğu çölden oluşan küçük bir toprak parçasını kontrol altına alan dinî bir çeteye karşı silahları eline alıyor… Hayır, IŞİD’i “ama” filan demeden kayıtsız şartsız yok etmeye odaklanmamalıyız demek istemiyorum. Denilebilecek tek “ama” var, o da şu: IŞİD’i yok etmeye GERÇEKTEN odaklanmalıyız ve bunun içinse, şeytan kılığına büründürülmüş düşmana karşı tüm “medeni” güçlerin yaptığı acınası beyanlar ve dayanışma çağrılarından çok daha fazlasına ihtiyaç var. Okumaya devam et “Slavoj Žižek: Türkiye Hakkında Konuşmalıyız (New Statesman)”

Slavoj Zizek: Sol, Paris saldırılarının ardından radikal Batılı kökenlerine sarılmalı

Zizek mülteci krizi konusunda kendisini eleştirenlere cevap veriyor.

IŞİD teröristlerini “anlamak” için (“müessif eylemlerinin yine de Avrupa’nın gaddar müdahalelerine bir tepki olduğu” anlamında) çaba harcamamalıyız; neyseler öyle anlaşılmalılar: Avrupalı mülteci karşıtı ırkçıların İslamofaşist muadilleri olarak.

cbb05735-a883-40b4-a425-6530965c579e-2060x1371

2015’in ilk yarısında Avrupa, radikal özgürlükçü hareketlerle (Syriza ve Podemos) meşguldü, ikinci yarısında ise dikkatler mültecilere “insani yardım” gündemine kaydı. Sınıf mücadelesinin üstü tamamen örtüldü ve yerini liberal kültürel hoşgörü ve dayanışma gündemi aldı. 13 Kasım Cuma günkü Paris terör katliamı ile birlikte, esaslı sosyoekonomik sorunlara işaret etmeye devam eden bu gündem bile şimdi terör güçleri ile acımasız bir savaşa tutulmuş tüm demokratik güçlerin basit muhalefetine kapılmış durumda.

Bunu neyin izleyeceğini tahmin etmek zor değil: Mülteciler arasında paranoyakça IŞİD ajanları aranacak. (Medya teröristlerin Avrupa’ya Yunanistan üzerinden mülteci olarak girdiği haberlerine başladı bile.) Paris terör saldırılarının en büyük kurbanı yine mülteciler olacak; gerçek kazananlarsa, je suis Paris tarzı basmakalıp lafların ardında, her iki tarafta da topyekun savaş yanlıları olacak. Paris katliamını gerçekten lanetlemek istiyorsak yapmamız gereken terör karşıtı dayanışma şovlarına katılmakla yetinmeyip o basit “kime yarıyor?” sorusunu ısrarla sormak. Okumaya devam et “Slavoj Zizek: Sol, Paris saldırılarının ardından radikal Batılı kökenlerine sarılmalı”

Slavoj Žižek’ten Yunanistan üzerine: Bu Avrupa için bir uyanma şansı

gettyimages-477311742

Çeviri: Melike & Eda & Serap

Çaresiz bir durumda yapılan tarihi oylama ile Yunan referandumundan çıkan sonuç, umulmadık biçimde güçlü bir Hayır oldu. Sovyetler Birliği’nde başka bir ülkeye göç etmek isteyen bir Yahudi olan Rabinoviç hakkındaki meşhur bir fıkra vardır, sık sık anlatırım. Göç bürosundaki bürokrat ona niçin göç etmek istediğini sorar. Rabinoviç şöyle cevap verir: “İki gerekçem var. Birincisi, Sovyetler Birliği’nde Komünistlerin iktidarı kaybetmesinden, bir karşı-devrim olmasından ve yeni iktidarın Komünist suçları hepten bize, Yahudilere yıkacağından, Yahudilere karşı pogromlara girişilmesinden korkuyorum.”

“Ama” diye lafa girer bürokrat, “bu tamamen saçmalık, Sovyetler Birliği’nde hiçbir şey değişmeyecek! Komünistlerin iktidarı ilelebet payidar kalacak!”

“Tamam işte,” diye sakince yanıtlar Rabinoviç, “bu da ikinci gerekçem.”

Şu sıralar, bu fıkranın Atina’da dolaşan yeni bir uyarlamasından haberdar oldum. Yunan bir genç adam Atina’daki Avustralya Konsolosluğu’nu ziyaret eder ve iş vizesi talebinde bulunur. “Niçin Yunanistan’dan ayrılmak istiyorsun?” diye sorar memur.

“İki sebepten” diye cevap verir Yunan genç. “İlki, Yunanistan’ın Avrupa Birliği’nden ayrılmasının ülkede yeni yoksulluğa ve kaosa neden olacağından endişeleniyorum…”

“Ama” diye sözünü keser memur, “bu tamamen saçmalık. Yunanistan, Avrupa Birliği’nde kalacak ve mali disipline boyun eğecek!”

“Tamam işte,” diye sakince cevap verir Yunan genç, “ikinci sebebim de bu.”

Okumaya devam et “Slavoj Žižek’ten Yunanistan üzerine: Bu Avrupa için bir uyanma şansı”

Gri alanda – Slavoj Žižek

zizek2“Ben şuyum” (veya “Hepimiz şuyuz”) şeklindeki acıklı özdeşleşme formülü ancak belirli sınırlar dâhilinde iş görüyor; bu sınırları aştığındaysa müstehcen bir hal alıyor. “Je suis Charlie” (Ben Charlie’yim) diyebiliriz fakat “Hepimiz Saraybosna’da yaşıyoruz!” ya da “Hepimiz Gazze’deyiz!” gibi örnekler verildiğinde iş karışmaya başlıyor. Hepimizin Saraybosna veya Gazze’de yaşamıyor olduğumuzu hatırlatan acımasız gerçek, acıklı bir özdeşleşme ile üstü örtülemeyecek kadar güçlü hale geliyor. Söz konusu olan Muselmänner, yani Auschwitz’deki yaşayan ölüler olduğunda böyle bir özdeşleşme müstehcenleşiyor. Şunu söylemenin mümkünatı yok: “Hepimiz yaşayan ölüleriz!” Auschwitz’de, kurbanların insanlıktan çıkarılması öyle bir raddeye varmıştı ki, onlarla herhangi bir anlamlı özdeşleşme kurmak olanaklı değildir. (Ve, tam zıddı yönde, “Hepimiz New Yorkluyuz!” diyerek 11 Eylül kurbanları ile dayanışma beyan etmek de saçma olur. Milyonlarca insan şöyle der: “Evet, New Yorklu olmayı çok istiyoruz, bize vize verin!”

Okumaya devam et “Gri alanda – Slavoj Žižek”

WikiLeaks Çağında Çok Güzel Hareketler – Slavoj Žižek

wikileaks-julian-assange-time-cover

Ocak 2011

WikiLeaks tarafından sızdırılan diplomatik yazışmalardan birinde Putin ve Medvedev, Batman ve Robin’e benzetiliyor. Kullanışlı bir benzetme: WikiLeaks’in örgütleyicisi Julian Assange Christopher Nolan’ın Kara Şovalye’sindeki Joker’in gerçek hayattaki karşılığı değil mi? Filmde takıntılı bir infazcı olan ve cinayetler işleyen bölge savcısı Harvey Dent, Batman tarafından öldürülüyor. Batman ve dostu polis şefi Gordon, Dent’in cinayetlerinin ortaya çıkması durumunda şehrin moral açıdan zarar göreceğini düşünüyor ve bu cinayetlerden Batman’i sorumlu göstererek savcının imajını korumaya karar veriyorlar. Filmin verdiği kıssadan hisse, halkın ahlakını korumak için yalan söylemenin gerekli olduğu. Yalnızca yalan kurtarabilir bizi. Filmdeki tek doğruluk figürünün baş kötü Joker olması pek de şaşırtıcı olmasa gerek. Joker, Gotham şehrine yönelik saldırılarının Batman maskesini çıkarıp gerçek kimliğini gösterdiği zaman sona ereceğini açıkça söylüyor; bu ifşayı engellemek ve Batman’i korumak için, Dent basına Batman’in kendisi olduğunu söylüyor. Bir başka yalan! Joker’i tuzağa düşürmek için, Gordon ölmüş numarası yapıyor. Bir yalan daha!

Joker, bunun sosyal düzeni ortadan kaldıracağı inancıyla, maskenin ardındaki gerçeği ortaya çıkarmak istiyor. Ona ne demeliyiz? Terörist? Kara Şovalye, klasik western’ler Fort Apache ve The Man Who Shot Liberty Valance’in etkili bir versiyonu. Bu filmlerde, Vahşi Batı’yı medenileştirmek için yalanın gerçek olarak sunulması gerekiyor. Yani medenileşme, bir yalan üzerine inşa edilmek zorunda. Film olağanüstü bir popülerlik kazandı. Soru, tam da şu an, toplumsal sistemi korumak için bir yalana duyulan bu yenilenmiş ihtiyacın nedeninin ne olduğu. Okumaya devam et “WikiLeaks Çağında Çok Güzel Hareketler – Slavoj Žižek”