‘Beyazlık’ Vebası – Richard Seymour

James Baldwin
James Baldwin

Beyazlık bir ayrıcalık değil vebadır. Bundan görece avantaj sağlayanlar bile – ve görece avantaj siz sınıf merdivenini tırmandıkça büyür, indikçe küçülür – hala kendilerini kandırıyorlar. Amerika’daki beyaz orta sınıf sağın iklim değişikliği hakkındaki konuşmalarını dinleyin, yavaş yavaş altmetnin metnin kendisi haline geldiğini duyarsınız: “Biz varlıklı beyazlar, bundan kurtulabiliriz. Bu bizim için iyi bile olabilir çünkü yoksullar, siyahlar ve Çinliler, Hindistanlılar yani rakipler için kötü olacak. Ve Avrupa’yı dondurursa eğer, topuklara kuvvet, ne yapalım.”

“Beyaz olduğunu düşündüğün sürece,” dedi James Baldwin, “sende umut yok.”

Ve bu mantığa aykırı geliyorsa eğer – bir tek beyazlarda umut olduğu düşünülebilirmiş gibi – sözlerine şöyle devam etti:

“Beyaz olduğunu düşündüğün sürece konu dışısın. Beyaz olmanın bir numarası yok artık.”

Burada tuhaf ve çetrefilli bir şey var. Garip bir ifade şekli: beyazlık – Baldwin’in inanıyor göründüğü üzere – bir lanet değil, ‘beyaz’ olarak tanımlananların bundan bir şey elde ettikleri bir ayrıcalık olmalıydı. Continue reading “‘Beyazlık’ Vebası – Richard Seymour”

Reklamlar

Belçika Sömürgeciliği ve Küresel HIV Salgınının Kökeni – Dr. Lawrence Brown

Kral 2. Leopold’ün Hayaleti Hala Aramızda

“Kauçuk bulmak için ormanın hep daha içlerine gitmemiz gerekiyordu, yanımızda yiyecek olmadan gidiyorduk, kadınlarımız tarla ve bahçeleri ekip biçmeyi bırakmak zorunda kalıyordu. Sonra aç kalıyorduk. Vahşi hayvanlar, leoparlar, ormanda çalışırken bazılarımızı öldürüyordu ve diğerleri kayboluyor ya da yorgunluk veya açlıktan ölüyordu ve beyaz adama bizi bırakması için yalvarıyorduk, artık kauçuk bulamıyoruz diyorduk ama beyaz adam ve askerleri “Gidin!” diyordu, “Buradaki tek vahşi sizsiniz; siz nyama’sınız (etsiniz).” Denedik, hep ormanın daha içlerine ilerledik ve kauçuk bulamadığımızda veya az bulabildiğimizde, askerler kasabalarımıza gelip bizi öldürdü. Birçoğumuz vuruldu, bazılarımızın kulakları kesildi: diğerleri iplerle boyunlarından ve vücutlarından bağlanarak götürüldü.”

Science dergisinde Ekim 2014’te yayınlanan “The Early Spread and Epidemic Ignition of HIV-1 in Human Populations” (İnsan Popülasyonlarında HIV-1’in İlk Yayılması ve Salgının Ortaya Çıkışı) başlıklı bir makalede, Nuno Faria ve meslektaşları, dünyanın en ölümcül bulaşıcı hastalıklarından biri olan HIV’nin coğrafi çıkış noktasını ortaya koydular. HIV-1’in, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin başkenti Kinşasa’da ortaya çıktığını keşfettiler ve ölümcül virüsün Kongo’ya demiryolu ağı üzerinden yayıldığını açıkladılar. HIV-1, bunun ardından Haitili profesyoneller üzerinden Haiti’ye, oradan da ABD’ye yayılmıştı (1). Continue reading “Belçika Sömürgeciliği ve Küresel HIV Salgınının Kökeni – Dr. Lawrence Brown”

Nazizm sömürgeciliğin Avrupa’ya uygulanışıydı: Mazower’in “Hitler’s Empire” (Hitler’in İmparatorluğu) kitabı – Branko Milanovic

imagesIrksal hiyerarşiler oluşturmak, soyarıtımına inanmak, “aşağı ırkların” ölümüne kayıtsız olmak, zorla çalıştırmaya dayalı bir sistem kurmak, üretim kotalarını doldurmayan insanları kurşuna dizmek veya uzuvlarını kesmek çok da yeni şeyler değildi. Nazizm, klasik Avrupa sömürgeciliğinin Avrupa’ya uygulanışıydı.

Mark Mazower’in “Hitler’s Empire: How the Nazis ruled Europe” (Hitler’in İmparatorluğu: Naziler Avrupa’ya nasıl hükmetti) kitabı, konusuna hâkim bir çalışma.

Tatilde okudum ve tatilinizi berbat etmek istemiyorsanız sahile yanınızda götürmenizi önermem. Ama böyle bir şey yaparsanız, kitabı bir daha elinizden bırakamazsınız ve sanırım bu sadece tatille de sınırlı kalmaz. Continue reading “Nazizm sömürgeciliğin Avrupa’ya uygulanışıydı: Mazower’in “Hitler’s Empire” (Hitler’in İmparatorluğu) kitabı – Branko Milanovic”

Bilimin tarihindeki en büyük hata – Darren Curnoe

image-20161219-24274-vycquw

theconversation.com

Bilim insanlığın en önemli icatlarından biri. İlham verdi, anlam kazandırdı; cehalet ve batıl inanç örtüsünü kaldırdı, toplumsal değişim ve ekonomik büyümenin katalizörü oldu ve sayısız yaşamlar kurtardı.

Yine de tarih bize bilimin hem iyi hem kötü olabileceğini gösterdi. Bazı keşiflerin faydadan çok zararı oldu. Ve internette listelenen “bilimin en büyük gafları” arasında hiçbir zaman rastlayamayacağınız bir büyük hata var.

Bilim tarihinin en berbat gafı hiç şüphesiz insanları farklı ırklara sınıflandırmaktı.

Bugün bu şaibeli paye için bazı büyük rakipler mevcut: Nükleer silahların, fosil yakıtların, CFC’lerin (kloroflorokarbonlar), kurşunlu benzinin ve DDT’nin icat edilmesi gibi falsolar. Işıklı eter, genişleyen toprak, dirimselcilik, boş sayfa teorisi, frenoloji ve Piltdown Adamı gibi müphem teoriler ve şaibeli keşifler bunlardan birkaçı. Continue reading “Bilimin tarihindeki en büyük hata – Darren Curnoe”

1500’lerden bu yana sömürgeci Hıristiyanlığa meydan okuyan Afrikalı feministler

1022
“İsa Petros’a kristal şişeler suretinde ruhlar verirken”

theguardian.com

Bir Afrikalı kadına dair bilinen en eski biyografi ilk kez İngilizceye tercüme edildi – Alison Flood

Afrikalı bir kadına dair kitap uzunluğunda ve bilinen en eski biyografi – Etiyopyalı Azize Walatta Petros’un yaşamını anlatan bir 17. yüzyıl metni – ilk kez İngilizceye tercüme edildi.

Alatta Petros 1592-1642 yılları arasında yaşamış bir dini liderdi. Asil bir kadın iken, Cizvitlerin Etiyopyalı Hıristiyanları Roma Katolikliğine döndürme misyonuna karşı verilen mücadeleye liderlik etmek amacıyla kocasını terk etti. Bu sebeple Etiyopyalı Ortodoks Täwaḥədo Kilisesi onu azize ilan etti. Continue reading “1500’lerden bu yana sömürgeci Hıristiyanlığa meydan okuyan Afrikalı feministler”

Bismarck Afrika’nın en değerli varlıklarını nasıl talan etti? – Adekeye Adebajo

Otto+von+Bismarck+XXX

Geçtiğimiz ay Almanlar Otto von Bismarck’ın doğumunun 200. yılını kutladılar. Prusyalı devlet adamı Almanya’yı birleştirdi ama Afrika’yı böldü.

Bismarck 1871’de Almanya şansölyesi oldu, Danimarka, Avusturya ve Fransa’ya karşı üç yıl süren savaşları takiben aynı yıl sürüsüne bereket Alman prensliğini “kan ve demir” yoluyla birleştirdi. Alman siyaset sihirbazı, bunun ertesinde 1884-85’teki Berlin konferansında Afrika’yı bölmek için sanayi devrimi teknolojisini kullanarak “büyük sihirbaz” rolünü oynadı. Continue reading “Bismarck Afrika’nın en değerli varlıklarını nasıl talan etti? – Adekeye Adebajo”

Patrice Lumumba: 20. yüzyılın en önemli suikastı

patrice-lumumba-007

Kongo bağımsızlık kahramanı Patrice Lumumba’yı öldürmeye yönelik ABD sponsorluklu tezgah 50* yıl önce bugün gerçekleşti

Patrice Lumumba 1960 yılında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı oldu ve 1961’de öldürüldü.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin (DKC) seçilmiş ilk başbakanı olan Patrice Lumumba, 50* yıl önce bugün, 17 Ocak 1961’de suikast sonucu öldürüldü. Bu menfur saldırı, Amerika ve Belçika hükümetleri tarafından tezgahlanan ve ihalenin Kongolu işbirlikçilere ve bir Belçikalı infaz timine verildiği birbiriyle bağlantılı iki suikast planının sonucuydu.

Bu menfur suça ilişkin en iyi kitabın Belçikalı yazarı Ludo De Witte, bunu “20. yüzyılın en önemli suikastı” olarak tanımlıyor. Suikastın tarihsel önemi, en başta gerçekleştiği küresel bağlam, o günden bu yana Kongo siyasetine etkisi ve Lumumba’nın ulusal bir lider olarak bıraktığı miras olmak üzere bir dizi faktörde yatıyor. Continue reading “Patrice Lumumba: 20. yüzyılın en önemli suikastı”

PKK-Türkiye çatışması Kürtlerin IŞİD’e karşı mücadelesine darbe vurabilir – Wladimir Van Wilgenburg

Çeviren: Erselan Aktan

Türkiye’nin PKK’ye karşı Temmuz’da başlattığı hava saldırılarından iki hafta önce, IŞİD, bu saldırıların olabileceği yönündeki “kehanetleri” online dergileri Dabiq’de yazmıştı. Dergi, bu gelişmenin IŞİD’in Kuzey Suriye’deki ilerlemesine yardımcı olacağını umut ediyordu.

Kürtlerin Suriye’de savaşan Halk Savunma Birlikleri (YPG) ve Irak’taki Kürdistan İşçi Partisi (PKK), Batı ülkeleri tarafından kurulan IŞİD karşıtı koalisyonun dolaylı müttefiki haline gelmişti. Temmuz ayında ise iki polisin ölümüyle sonuçlanan saldırının ardından Türk Silahlı Kuvvetleri PKK hedeflerine hava saldırılarını tekrar başlattı. Türkiye’nin PKK’ye tekrar yönelmesi, güç kazanan silahlı Kürt grubunun artık iki savaş cephesinde birden savaşmasına neden olacak; bir yanda Türkiye, diğer yanda Suriye ve Irak’taki cihatçı ve diğer örgütlerle. Kürtler Suriye’deki en etkili grup olduklarını göstermişken ortaya çıkan bu gelişme ABD’nin IŞİD karşıtı mücadelesine de zarar verebilir. Continue reading “PKK-Türkiye çatışması Kürtlerin IŞİD’e karşı mücadelesine darbe vurabilir – Wladimir Van Wilgenburg”

Türkiye’nin Kürtlere karşı savaşı – Belén Fernández

Faşist saldırı sonrası HDP Genel Merkezi
Faşist saldırı sonrası HDP Genel Merkezi

Türk devleti Kürtlere yönelik gaddarca baskılarını maskelemek için “terör” sözcüğünü kullanıyor

Türkiye’nin güneybatı sahilindeki bir kasaba olan Fethiye’deki hoparlörlerden genellikle kayıp çocuklar, yasak park etmiş araçlar ve cenazelerle ilgili duyurular yapılır. Belirli durumlarda futbol marşları için de kullanılır.

Dün, en yüksek volümle bir duyuru yapıldı: Türkiye’nin güneydoğusundaki Dağlıca köyünde Kürdistan İşçi Partisi (PKK) üyelerince hafta sonu düzenlenen bir saldırıda öldürülen bir asker olan yirmi beş yaşındaki Adnan Ergen’in cenazesi. Onunla birlikte on beş asker daha hayatını kaybetmişti. Fethiye bölgesinin eski sakinlerinden biri olan Erken, Seydikemer ilçesi yakınında defnedildi. Continue reading “Türkiye’nin Kürtlere karşı savaşı – Belén Fernández”

Haiti’nin acıları ardındaki gerçek – Finian Cunningham

Global Research, 14.01.2010

Kesin yıkım saatinde bile, batı yarıkürenin en yoksul ülkesi Haiti, dünyanın geri kalanına bazı değerli gerçekleri öğretmekte.

Dokuz milyonluk halkıyla bu Karayip adası devletinin nüfusunun üçte biri, şu anda temel gıda, su, ilaç veya barınma gereksinimlerinden yoksun durumda. Ülkeyi vuran deprem, göz açıp kapayıncaya dek, üç milyonluk nüfusu ile bir başkenti, nihai ölü sayısının 100 bin ila 500 bin arasında olabileceği bir enkazın altına gömdü.

İş işten geçtikten sonra, ABD ve diğer dünya güçleri Haiti’ye acil yardım gönderme sözü veriyorlar. Şüphesiz iyi niyetle. Ancak, bu afetin öncesinde Haiti’ye ekonomik gelişme ve diğer yardımlar – nüfusun yarıdan fazlası günde 1 doların altında yaşıyor ve yüzde 80’i yoksul olarak sınıflandırılıyor – neredeydi?

Haiti’nin yoksulluğu – doğal afetlerin vurduğu diğer yoksul ülkeler gibi – halkını, başlarına gelen bu türde felaketlere karşı korunmasız bırakıyor. Ve şüphesiz ki, Haiti’nin yoksulluğu ne kötü şanstan kaynaklanıyor ne de doğal kaynakları ve halkı yüzünden sahip olduğu ırsi bir hata. Ülke, bu eski köle kolonisinin ABD için ucuz bir tarımsal ithalat kaynağı ve tekstil ve başka tüketim malları üreten Amerikan şirketlerinin ucuz işgücü deposu olarak kalabilmesi için Washington’un onlarca yıllık siyasi ve ekonomik müdahaleleri sonucunda gelişmemiş kaldı.

Sözde terör tehdidine karşı savaşmak üzere Washington savaşa trilyon dolarlar harcarken, Haiti’nin yoksulluğu – ülke ekonomisi 7 milyar dolar değerinde – hayata karşı gerçek bir tehdidin aslında ne olduğunun ayıltıcı bir göstergesi adeta. Sellerin, tsunamilerin, depremlerin gerçekleştiği gerçek bir dünyada yaşıyoruz. Bu felaketler, ABD’nin kafayı taktığı ve milyar dolarlar harcadığı tehditlerden katbekat daha fazla hayata mal oluyor. Beyhude savaşlarda israf edilen bu paraların yalnızca küçük bir kısmının bu ülkenin ekonomik ve sosyal gelişmesine harcanması halinde, Haiti depreminde ne kadar hayatın kurtulabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Elbette bu fikrin ahlaki ve duyarlı mantığı, Washington’un dış politikası tarafından dikte edilen bir dünyada geçerli değil. Bu, ABD öncülüğündeki kapitalizmin tahakküm ve mantığının sonucu. Bu mantık, şirket kârı için Haiti gibi ülkelerin yoksul bırakılmasını, jeopolitik kaynakları (esasen enerjiyi) denetimi altında tutma ihtiyacını gizlemek için hayali tehditler yaratmayı gerektiriyor. Bu, Washington ile müttefiklerinin dünyaya empoze ettikleri ekonomik sistemin gerçek yüzü. Ve Haiti bu çirkin yüzün maskesini indirmiş oldu.

Haiti’nin yürek paralayan ıstırabı ve çilesi bize başka bir şey daha öğretiyor. Enkaz diplerinden akan kanlara, ceset dolu sokaklara, gözyaşları içinde anne babasını arayan çocuklara, çocuklarını kurtarabilmek için tırnaklarıyla enkaz kazıyan anne babalara, enkaz altlarında ölenlerin gecenin karanlığını istila eden seslerine dair içler acısı haberler… Bu, aniden acı içinde kaybolan yüz binlerce insanın kabusu. Bazı gözlemciler, Haiti’de olanları, atılan bir atom bombası sonrasında yaşananlara benzetiyor. Bu yüzden, Washington sözcüleri bir Pazar sabahı sohbet programında daha İran’ı – diğer “ciddi tehdit” (o kadar da önemli olmayan anlamında) – imha etmeye dönük uçuk planlardan bahsettiğinde, Haiti’ye bakıp şunu hatırlamalıyız: Kitlesel ölçekte insan acısı işte buna benziyor.

Global Research