Diktatörleri desteklemek antiemperyalizm değil – Meredith Tax

18 Mart 2018. ÖSO askerleri, Efrin şehir merkezini işgalleri ardından Kürt kültürünün mitolojik figürü Kawa’nın yıktıkları heykeli etrafında kutlama yapıyorlar.

Geçtiğimiz yıllar içinde Suriye iç savaşı çerçevesinde antiemperyalizm tartışmalarının canlanışına tanık olduk. Solda kimileri anti-Amerikancılık adına Esad rejimi ve Rus emperyalizminin müdafiliğine soyunurken, “insanî müdahaleciliği” en başta eleştirenlerden Chomsky, Rojava Kürtlerinin Türk devletinin saldırganlığı karşısında yalnız bırakılmaması adına kendi pozisyonunu revize edebildi. Bu tartışmalar içinde bir üçüncü pozisyon daha vardı ki, kendilerini en çok Rojava Kürtlerine yönelik sayısız kara propaganda kampanyasının arkasında gördük. Uluslararası Af Örgütü’nün Rojava Kürtlerinin Araplara karşı etnik temizlik yaptığı iddiası ilk akla gelenlerden.

Çeşitli uluslararası örgütlerin, yardım ve düşünce kuruluşları ile gazetecilerin dahil ve zaman zaman da alet olabildiği bu çevrenin ideolojik saikleri, finansal kaynakları ve ilişki ağı üzerine ciddi çalışmalara ihtiyaç olmakla beraber, ortaya çıkışının koşulları üzerine genel bir gözlem aktarılabilir: 70’lerde neoliberalizm dalgasıyla devletlerin finansal desteğini kesmesi üzerine o günden bu yana işlerini gönüllü bağışlarla yürütmek zorunda kalan, bağış yapanların kimliğinin açıklanmadığı, ama özellikle son 10 yıldır Körfez’in petrol zengini Arap ülkeleri tarafından büyük kaynakların aktarıldığı düşünce kuruluşları ve bu kuruluşların bilgi ve bağlantılarla beslediği ana akım yayın kuruluşlarının İstanbul ve Beyrut’ta kümelenmiş gazeteci klikleri. Meredith Tax, aşağıdaki metinde, bu üçüncü pozisyona angaje bir kitabın eleştirisini yapmakta.

Okumaya devam et “Diktatörleri desteklemek antiemperyalizm değil – Meredith Tax”
Reklamlar

Esad rejimi halen Sünni burjuva kesimlerine dayanıyor – Joseph Daher

esad

Ayaklanmanın üzerinden altı yıldan fazla zaman geçtikten sonra, rejim ile Sünni burjuva kesimleri arasındaki ittifak değişimlerle birlikte korundu. Rejime yakın ahbap-çavuş kapitalistleri ve iş insanları safında hiçbir taraf değiştirme yaşanmadı; tam tersine, siyasi rolleri daha bile arttı.

Hafız Esad’ın 1970’te iktidara gelişinden bu yana, Suriye rejimi, çeşitli ekonomik liberalizasyon tedbirlerini doğrudan uygulamak suretiyle özel sektörün lütuf ve desteğini kazanma sürecine girmişti. Buna, ağırlıklı olarak Sünni kentli iş kesimleri ile artan bağlantılar ve işbirliği de eşlik etti. Bir zamanlar rejimin ekonomik ve siyasi kontrolü açısından önemli bir tehdit olarak değerlendirilen özel sektördeki iş insanları, giderek rejimin önemli bir bileşeni haline geldiler ve artan şekilde de onun çeşitli kurumları ile entegre oldular (Perthes 1992: 225). Okumaya devam et “Esad rejimi halen Sünni burjuva kesimlerine dayanıyor – Joseph Daher”

Suriye gerçekten bir ‘iklim savaşı’ mı? – Lina Eklund

03DROUGHT-master1050

Kuraklık, göç ve çatışma arasındaki bağlantı

Suriye iç savaşı altı yıldan uzun süredir devam ediyor ve bunu iklim değişikliği ile ilişkilendiren şu hikâyeyi (ABD eski başkan adaylarından Al Gore’un da dillendirdiği bir iddia) okudunuz belki: küresel ısınmanın da şiddetlendirdiği yoğun kuraklık, ülke içinde kırsal bölgelerden kentlere “kitlesel göçe” sebep oldu, bu da sonrasında iç çatışmaya dönüşecek olan 2011 ayaklanmasına katkıda bulundu.

Bu anlatı, kuraklık, göç ve çatışma arasında bir ilişki olduğunu varsayıyor ama bağlantı o kadar da net/kesin değil. İklime fazla vurgu yapınca, siyasi ve sosyoekonomik faktörlerin bir topluluğun çevresel gerilimden zarar görebilirliğini belirlemedeki rolünün gözden kaçırıldığı kaygısını taşıyoruz. Çatışma kuraklık olduğunda kaçınılmaz değil. Okumaya devam et “Suriye gerçekten bir ‘iklim savaşı’ mı? – Lina Eklund”

İdlib’deki El Kaide hakimiyeti gizli çekim görüntülerle belgelendi

Screen Shot 2017-05-20 at 23.45.33

Arapça yayın yapan Dubai merkezli Al Aan televizyonu muhabiri Jenan Moussa, 15-16 Mayıs gecesi sosyal medya platformu Twitter’dan, Suriye’nin Nusra (El Kaide) kontrolündeki İdlib vilayetinde kimliklerini gizli tuttuğu üç haber kaynağının cep telefonlarıyla yaptığı gizli görüntü kayıtlarına dayanan bir video-haber paylaştı. Video-haberde, Suriye’de cihatçıların kontrolündeki bölgelerden sıkça görmeye alışkın olduğumuz kadın düşmanı ideolojinin göstergesi duvar yazıları ve billboardların yanı sıra önemli bir detay daha var: Türk devletinin Nusra ile ortak bir kontrol noktası oluşturmuş olması. Okumaya devam et “İdlib’deki El Kaide hakimiyeti gizli çekim görüntülerle belgelendi”

Bir kadın olarak IŞİD’e karşı savaşta öğrendiğim şaşırtıcı şeyler

diary-of-a-woman-fighting-isis-on-the-front-line-part-onefacing-the-enemy-1494512801

Kimberley Taylor, geçen yıl Mart ayında 28 yaşındayken matematik öğrenimini bırakıp Rojava’ya gittiğinde YPJ’ye katılan ilk ve tek Britanyalı kadın oldu. Savaş adı Zilan Dilmar. Son üç aydır Rakka operasyonunda. Mart sonunda Skype üzerinden bir dizi röportaj vermiş Vice’a. Röportajları verdikten iki gün sonra Rakka operasyonu için yola çıkmış. Aşağıda onun Vice tarafından yayınlanan günlüklerinin ilk bölümünün çevirisini bulacaksınız:

Perşembe: Sabah yedide yoğun telsiz sesine uyanıyor Kimberley. Bir hareketlilik var ama ne olduğunu henüz çözememişler. Sonra silah sesleri duyuyor. Okumaya devam et “Bir kadın olarak IŞİD’e karşı savaşta öğrendiğim şaşırtıcı şeyler”

Radikal demokrasi: Faşizme karşı ön cephe – Dilar Dirik

32927

Eğer bütün sömürgelerin en eskisi olan kadınların köleleştirilmesi başarılamasaydı; faşizm de mümkün olamazdı. Bütün baskı gören ve zulme uğrayan gruplar içinde kadınlar kurumsallaşmış şiddetin en eski biçimlerine maruz kalmıştır. Kadınların savaş ganimeti, erkeklerin hizmetinde birer araç, cinsel tatmin nesnesi ve nihai güç iddiası odağı olarak görülmesi her faşist bildiride ısrarla vurgulanmaktadır. Devletin ortaya çıkışı ve özel mülkiyetin fetişleştirilmesi her şeyden çok kadınların teslim alınmasıyla mümkün kılınabilmiştir.

ROAR Magazine

Çeviri: Ulaş Dewres

2014 yılı sonbaharıydı; IŞİD’in Irak ve Suriye’de muazzam büyüklükteki alanları ele geçirmesinden ve işlediği soykırım ve kadınkırımlarından sadece aylar sonra, çok az bilinen Kobanê kasabasının ufkundan güçlü bir devrimci umut ışığı yükseldi.

2013’ten beri Suriye içindeki çok geniş alanların yanı sıra Irak’ta Musul, Tel Afer ve Şengal’i istila etmiş olan IŞİD Kürtler tarafından Rojava olarak tanınan Kuzey Suriye’ye bir saldırı başlatmaya hazırdı. Kobanê’de karşılaşmayı beklemediği şey ise kendisini her halükârda cesaretle savunmaya hazır örgütlü bir politik topluluktu; bu IŞİD’in ölüm ideolojisiyle taban tabana zıt dünya görüşüne sahip, farklı türden bir düşmandı. Okumaya devam et “Radikal demokrasi: Faşizme karşı ön cephe – Dilar Dirik”

France 2 belgeseli: IŞİD’e karşı Rakka muharebesinde ön cephede

screen-shot-2017-02-20-at-03-59-47

France 2 dergisinden “13h15 le samedi” ekibi, Suriye’deki kalelerinde cihatçılara karşı savaşan Arap-Kürt güçlerinin yanında muharebeyi filme aldı.

Suriye’nin Rakka şehri, IŞİD’e karşı savaşan uluslararası koalisyonun Irak’taki Musul şehri ile birlikte ana hedefi. Kürt ve Arap savaşçıların bir ittifakı olan Suriye Demokratik Güçleri, 6 Kasım 2016’da bir saldırı başlattı. France 2 dergisinden “13h15 samedi” ekibi, Kürt savaşçıların yanında ön cephede çatışmayı filme alabildi.

Belgeseli buradan izleyebilirsiniz. Okumaya devam et “France 2 belgeseli: IŞİD’e karşı Rakka muharebesinde ön cephede”

Trump’ın güvenli bölgeleri: sorular ve sızan ilk bilgiler

syria_safezones

Çevirenin notu: Trump başkanlık kampanyası sırasında Suriye’de (ve Yemen’de) güvenli bölgeler oluşturulması konusunu pek çok kez dile getirdi ancak buna dair somut bir plan açıklamadı. Kamuoyuna yansıyan ilk somut bilgi Trump’ın Suudi Kralı ile yaptığı görüşmede güvenli bölgeleri gündeme getirmiş olması. İsrail istihbaratına (MOSSAD) yakınlığı ile bilinen debkafile sitesi ise Suriye özelinde çok daha geniş kapsamlı ve sahada işleri derinlemesine değiştireceğini iddia ettiği bir anlaşmadan söz ediyor. Aşağıdaki ilk çeviri, en azından somut olarak bir “güvenli bölge”nin ne gerektiğini anlamayı sağlıyor, ikincisi ise söz konusu debkafile haberi.

blogs.cfr.org, Micah Zenko, 30 Ocak 2017

Dün Beyaz Saray Başkan Donald Trump ile Suudi Arabistan Kralı Salman Abdülaziz el Suud arasındaki bir telefon görüşmesinin kaydını yayınladı. Açıklamada dikkat çekici bilgiler vardı: “Kral, süregiden çatışmalarda yerinden olmuş birçok mülteciye yardım edilmesine yönelik diğer fikirleri desteklemenin yanı sıra, Başkan’ın Suriye ve Yemen’deki güvenli bölgeleri desteklemesi talebini de kabul etti.” Okumaya devam et “Trump’ın güvenli bölgeleri: sorular ve sızan ilk bilgiler”

Mülteci krizi feminist bir mesele, öylece oturup seyredemeyiz – Helen Pankhurst

refugee-women-syria

Çeviri: Eda

The Guardian

Mevcut mülteci krizi, modern zamanlarda dünya geneline yayılmış en ağır insani felaketlerden biri. Evrensel dehşet çokluğu arasında bu kriz, milyonlarca mülteci kadın açısından spesifik tehditler ve zorluklar arz ediyor ve tüm feminist meselelerde olduğu gibi bunun da çözümü dayanışmadan geçiyor.

Bu hafta düzenlenen “Mülteci ve Göçmenler Küresel Zirvesi,” feministlerin dünya liderlerine “vaat değil icraat” çağrısı yapması için kilit bir an.

Tüm dünya kafasını öte yana çevirmişken Care International ve Women for Refugee Women (Mülteci Kadınlar için Kadınlar), mülteci kadınlara kendi hikâyelerini -bu krizin yerden göğe kadar bir kadın krizi olduğunu gün yüzüne çıkaran keder ve cefa hikâyelerini- anlatacakları bir platform yapıvermek için zirve öncesinde beraber çalışıyorlardı.

Okumaya devam et “Mülteci krizi feminist bir mesele, öylece oturup seyredemeyiz – Helen Pankhurst”

Olivier Roy ile röportaj: “Radikalizmin sebebi başarısız entegrasyon değil”

dschihadisten.jpg

en.qantara.de

Brüksel saldırılarının ardından Olivier Roy, İslam’ı terörle ilişkilendirme aceleciliğine karşı uyarıyor. İslam üzerine araştırmalar yapan Roy, Michaela Wiegel’e verdiği röportajda cihatçılıkla ilgili esas sorunu açıklıyor.

Bay Roy, terörizm ile Avrupalı göçmen toplumlarının başarısız entegrasyonu arasında bir bağlantı görüyor musunuz?

Olivier Roy: İslami radikalleşmenin entegrasyonun başarısız olmasının sonucu olduğunu düşünmüyorum. Bu yalnızca görünürdeki sorun. Cihat bayrağını sallayan gençlerden çoğu gayet entegre olmuş kişiler. Fransızca, İngilizce ve Almanca konuşuyorlar. İslam Devleti (IŞİD), genç Fransız ve Belçikalılar hiç Arapça bilmediği için sırf Fransızca konuşulan bir müfreze kurdu. Sorun kültürel entegrasyon sorunu değil. Toplumlarından kopsalar bile Avrupalı cihatçılar çok Batılı bir modele bağlı olmayı sürdürüyorlar. İslami geleneğe hiç de uymayan nihilist bir model. Birçok durumda filmlerden ve videolardan gördükleri şiddet estetiğine kapılmış oluyorlar. Bu anlamda Columbine Lisesi katliamında gördüğümüz öğrencilere veya toplu katliamcı Anders Behring Breivik’e daha çok benziyorlar.

O zaman göç ve cihatçılığın birbiriyle alakası yok?

Roy: Sonradan Müslüman olanların cihatçılar içindeki yüksek oranı bence ilginç bir gösterge. Müslüman kültürde, IŞİD gibi yüzde 25’i sonradan Müslüman olmuşlardan oluşan başka hiçbir örnek yok. O zaman kültürel açıklamalar tek başına IŞİD’i neyin bu denli çekici yaptığını anlatmaya yetmiyor. Dahası, göçmen geçmişi olmayan gençler de cihat fikrine kapılıyorlar.

O zaman teröristlerin İslam’a başvurmasını nasıl açıklıyorsunuz?

Roy: Dini bir boyut olduğunu inkar etmiyorum. Bu kısmı önemli, çünkü bu, cihatçıların kendi nihilizmlerini bir cennet vaadi olarak yeniden yorumlayabildiği anlamına geliyor. İntiharları ebedi hayatın garantisi haline geliyor. Bu gençlerin “Müslüman toplumdan geldikleri” algısının yanlış olduğunu vurgulamak istiyorum. Birçoğunun hiçbir dini eğitimi yok ve camiye nadiren gitmişler. Neredeyse hepsi daha önce küçük suçlar işlemiş. Alkol ve uyuşturucu kullanırlarmış.

Avrupa’nın sömürgeci geçmişinin oynadığı rol ne?

Roy: Solun sömürge sonrası vizyonu yetersiz. Bence İslamcı radikalleşme ne şu anki dış politikaya ne de sömürge geçmişin günahlarına bağlanabilir. Bu genç radikaller, büyük babaları oradan gelmiş olsa bile Cezayir’deki savaştan söz etmiyorlar. Genellikle bu konuda bir şey de bilmiyorlar.

Neden cihada birlikte katılan bu kadar çok kardeş var?

Roy: Bu gençler anne babalarının kuşağı ile radikal bir kopuş yaşamak istiyorlar. Anne babaları onlara İslami kültürü aşılamamış. Radikal olunca, kendilerini anne babalarından daha iyi Müslümanlar olarak görüyorlar. Çocuk ve torunlarının şiddet eylemlerini genellikle onaylayan Filistinli anne babaların aksine, Avrupa’daki ebeveynler çocuklarının cihada katılmasını kınıyorlar. Avrupalı ebeveynler şunu diyor: “Kızımı veya oğlumu motive eden şeyi anlamıyorum.” Burada yeni bir kuşaklar çatışması var. Bu aynı zamanda neden bu kadar çok kardeşin, çoğu durumda erkek kardeşin, anne babalarından birlikte koptuklarını da açıklıyor. IŞİD savaşçıları aynı kuşağın üyeleri, kardeşler veya çocukluk arkadaşları.

Yani diyorsunuz ki teröristler özel olarak şiddetli bir kuşak çatışmasının sonucu?

Roy: Birçok cihatçı, radikal İslam ile yepyeni bir hayata “yeniden doğuyor.” Bu yüzden ilk göçmen kuşağından gelen cihatçı sayısı bu kadar az. Bu kuşak geleneksel İslam inancı ile büyümüş bir kuşak. Geçmişten kopuş, dini inançların yeni kuşağa aktarılmasının sona erdiği ikinci göçmen kuşağı ile birlikte oldu. Birçok terörist ikinci göçmen kuşağından.

O zaman terörü besleyen zemin konusunda bir tartışma yapılmasına karşı olan Başbakan Manuel Valls ile hemfikirsiniz?

Roy: Hayır, tam tersine: Terörü besleyen zemin konusundaki tartışmaya katkıda bulunmak istiyorum. Valls şu anda popülizme göz kırpıyor; soldan uzaklaştı ve daha otoriter ve anti-entelektüel hale geldi. Terörü besleyen zeminin araştırılması gerekir. Ben de şaşırdım ama baktım ki bu konuda psikologlar ve psikiyatrlar ile giderek daha fazla çalışmaya başlamışım. Gençler arasında risk alma davranışı tavan yapmış durumda. Buna intihar ve şiddet konusunda bir büyülenmişlik eşlik ediyor. Bu boyuta daha fazla odaklanmalıyız.

Bunun gençler arasında yaygın bir fenomen olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Roy: Mesela İtalya’da bir süre önce iki genç kendi yaşıtları birini öldürdü. Yakalandıklarında eylemleri için sunabildikleri tek gerekçe öldürmenin nasıl bir duygu olduğunu deneyimlemek istedikleri oldu. Basın onlara kafayı yemiş diyor. Ama bu gençler eylemden önce “Allah-u Ekber” diye bağırsalardı terörist kabul edileceklerdi.

Yurttaşınız olan İslam araştırmacısı Gilles Kepel, sizi terörün İslami boyutunu hafife almakla suçluyor.

Roy: Aslına bakarsanız kızgın olması iyiye işaret. Bu onun benim tezlerimle hesaplaşmaya çalıştığını gösteriyor. Psikolojik boyutu işaret etmemi sevmiyor. Ama bence İslami radikalleşme fenomenini ele alırken acilen multidisipliner bir yaklaşım geliştirmemiz gerekiyor.

Röportaj: Michaela Wiegel

© Frankfurter Allgemeine Zeitung 2016

Almancadan İngilizceye çeviri: Jennifer Taylor

İngilizceden Türkçeye çeviri: Serap