Bir Büyük Fresk: Siyasal Düzenin Kökenleri – Branko Milanovic

Neredeyse 600 sayfalık (üstelik küçük puntoyla), referansları 25 sayfa tutan, insanlığın şafağından Fransız Devrimi’ne, avcı toplumlarından Voltaire’e kadar siyasal kurumları açıklama iddiasına sahip bir kitap üzerine nasıl yazılabilir? Francis Fukuyama’nın bu abidevi (yine de müthiş okunabilir) kitabı “The Origins of Political Order”da (Siyasal Düzenin Kökenleri, çoğula dikkat) amacı bu.

Kitabın boyutu ve önemi nedeniyle incelemem iki bölüm olacak. İlkinde, Fukuyama tarafından öne sürülen argümanların mantığını inceleyeceğim. İkincisinde, eleştirilerimi sunacağım.

Kitapta tek bir anahtar fikir var. Ekonomik büyümeye imkân veren ve insanlara hükümranın keyfiliklerine veya denklerinin baskısına karşı koruma sağlayan, işleyen bir siyasal düzene sahip olmak istiyorsanız üç bileşene ihtiyacınız var: 1) güçlü bir devlet, 2) hukukun egemenliği ve 3) hesap verebilirlik.

Okumaya devam et “Bir Büyük Fresk: Siyasal Düzenin Kökenleri – Branko Milanovic”
Reklamlar

Tabu içinde tabu: Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunda ‘Ermeni sermayesinin’ kaderi – Bedross Der Matossian

10571947_579728508829448_1163951449376279408_o
Fotoğraf: Tokat’ın önde gelen Ermenileri eğlenirlerken

Tokat Ermeni Ekonomisi (2)
19. yüzyılda Tokat’ta ticaret Ermenilerin elinde bulunuyordu. Öyle ki hiç kuşku bile duymadan Tokat’ta ekonomik hareketin lider konumundaki başlıca yöneticilerinin Ermeni olduklarını söyleyebiliriz. Ticaret ve seyyar satıcılık, attarlık (aktar da deniliyor) ya da az sayıda veya toptan malların ithalatı ve ihracatıyla uğraşan, şehrin ekonomik yaşamını etkilemekle göze çarpan başlıca ticaret evleri tümden Ermenilere aitti.
1887’de ticaretle uğraşanların önde gelenlerinden Dikran Çıknavoryan, Özel Nersesyan Erkek Okulu’nun kurucusuydu.
1895’te Tokat’ın manifatura ithaliyle uğraşan Ermeni büyük ticaret evleri şunlardı:
İbranosyan kardeşler
Kevork ve Hagop Papazyan kardeşler 
Mardiros Zartaryan 
Karatavukyan
H.Keçeciyan ve evlatları
Diğer bazı malların Hırdavat ticaretiyle uğraşanlar:
Mardiros Kesdekyan ve şirketi
Garabed Taşçıyan 
Karnig Narikyan
Hagop Peyniryemezyan 
Meşhur bakır satıcıları ise:
Mardiros Abdalyan 
G.Gorgodyan
Abdalyan kardeşler ve Şişmanyan kardeşler büyük ticaret evleri, yazma üretiminin hammaddesi olarak toptan tülbent ithali yapıyordu.
Hacı Garabed Asdvadzaduryan yazma üretiminin en meşhur ticaret eviydi.
Ancak ihracat alanında İbranosyan’ların benzeri olarak en büyüğü, taşranın değişik yerleşim yerlerinde de temsilcilikleri olan Gülbenkyan şirketiydi ve onun Tokat’taki temsilcisi Ğazaryan Hacı Ağa bölgede üretilen afyonu en çok satın alan olup, hemen tüm ürünü İstanbul’a yollamaktaydı.
En modern ve kusursuz çalışan aletlerle donanmış un fabrikasının sahibi Daniel Çamkertenyan’ın firması da ticari ve üretim kurumu olarak bilinenlerdendi.
Kaynak: Khaçatur Dadayan Arevmedyan Hayastan
XV. Yüzyıldan 1915 Günümüz Türkiye’sinde Ermenilerin Ticari -Ekonomik Faaliyet.
Kaynak

Okumaya devam et “Tabu içinde tabu: Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunda ‘Ermeni sermayesinin’ kaderi – Bedross Der Matossian”

Balkanlar neden az gelişmiş? Coğrafi bir hipotez – Branko Milanovic

2016_22_balkans

Balkanlar Avrupa’da bir tuhaf bölge. Gelir seviyesi Batı ve Orta Avrupa’nın ortalama gelir seviyesinin çok altında. Bu iyi bilinen bir gerçek ama bir kez daha göz atmaya değer. Batı Avrupa’da ortalama GSMH 40.000 dolar civarında (Dünya Bankası tarafından kullanılan sabit 2005 uluslararası dolar cinsinden). Balkan ülkelerinin geliri 10.000 doların biraz üzerinden 20.000 doların hemen üstüne değişiyor (Yunanistan hariç). Yani Batı Avrupa ile Balkanlar arasındaki uçurum en azından 2’ye 1 ve ortalamada 3’e 1’e yakın. (Açık ki en zengin ile en yoksul ülkeyi aldığımızda uçurum çok daha yüksek.) Avrupa haritasına tarihi pek bilmeden bakarsanız böyle bir uçurum sizi şaşırtacaktır: mesafeler kısa; Viyana ile Belgrad arasında uçuş mesafesi bir saat kadar ama iki şehir arasında muhtemelen 4’e 1 kadarlık bir gelir farkı var (Belgrad’daki düşük fiyatlara göre ayarladıktan sonra). Bu, her 15 dakikada bir gelirinizin %30’unu kaybetmeye eşit. Neden böyle?

Okumaya devam et “Balkanlar neden az gelişmiş? Coğrafi bir hipotez – Branko Milanovic”

Avcı-toplayıcılığı romantize etmek – William Buckner

Bushmen woman carrying child at her back

Avcı-toplayıcı toplumlar üzerine popüler medyada çıkan yakın tarihli makalelerden birçoğu, bu toplumları doğru yansıtmıyor. New Yorker ve Guardian gibi yayınlardan veya Douglas Fry ve James Suzman gibi antropologlardan bu makaleleri okurken aldığınız izlenim (eşitlikçi, kendine yeten toplumlar), etnografik kayıtlara daldığımızda ortaya çıkan gerçeklerle uyuşmuyor.

Ey insan! Nereli ve hangi görüşten olursan ol, dinle: Yalan söyleyen hemcinslerinin kitaplarından değil, asla yalan söylemeyen doğadan okuduğum kadarıyla hikayen işte budur.

Jean-Jacques Rousseau, A Discourse on Inequality (Eşitsizliğin Kökeni) Okumaya devam et “Avcı-toplayıcılığı romantize etmek – William Buckner”

Hayali Ortaklıklar: Osmanlı Bir Arada Varoluş “Geleneği”nin İcadı – Naumovič ve Hayden

Screen Shot 2018-02-20 at 16.56.41

Ulus devletlerin yükselişi öncesinde Balkanların ortak mirasının barışçıl bir arada varoluş olduğu fikri, yapılan güçlü eleştirilere rağmen literatürün büyük kısmına hâkim olagelmiş, bölgeye atfedilen içsel şiddete dair Oryantalist varsayımların ters yüz edilmiş bir hali.

American Anthropologist, Cilt 115, Sayı 2, Haziran 2013. Sergi inceleme yazısı

Cross-Media Project: A Balkan Tale [Çapraz-Medya Projesi: Bir Balkan Masalı]. Christina Koulouri, ekip lideri. Goethe Institute, 2012. Fotoğraf sergisi ve kataloğu ile belgesel film The Silent Balkans: A Hundred Years since the Balkan Wars [Sessiz Balkanlar: Balkan Savaşlarının Yüz Yıl Ardından] (Andreas Apostolidis, dir.). Okumaya devam et “Hayali Ortaklıklar: Osmanlı Bir Arada Varoluş “Geleneği”nin İcadı – Naumovič ve Hayden”

Roma’nın çöküşünün ardındaki iklim değişikliği ve hastalıklar – Kyle Harper

Roma İmparatorluğu’nun çöküşünde doğal ortamdaki değişimlerin oynadığı kritik rolü ortaya koyan yeni kanıtlar açığa çıkmaya başladı. Görünen o ki, toplumsal ilerlemenin paradoksları ile doğanın özünde var olan öngörülemezlik bu çöküşü birlikte getirmiş.

romefall

“Roma’nın yükseliş ve çöküş döngüsünde, bugün bizim medeniyetimiz nerede” sorusu ile her tarihçi bir gün karşılaşır. Tarihçiler geçmişin bu şekilde ele alınmasından sıkıntı duyabilir ama tarih tekerrür etmemesine ve ahlak dersleri ile dolu olmamasına rağmen, insan olmanın ne anlama geldiğine ve toplumlarımızın ne kadar kırılgan olduğuna ilişkin algımızı yine de derinleştirebilir. Okumaya devam et “Roma’nın çöküşünün ardındaki iklim değişikliği ve hastalıklar – Kyle Harper”

Sultan ve Sultan: Türkiye’de tarihsel revizyonizm ve büyüyen 2. Abdülhamid & Erdoğan kültü – William Armstrong

Sultan Abdul Hamid II, Ottoman Sultan of Turkey as Sick Man of Europe. Cover of French Satirical Magazine, 'Le Rire', May 1897

Düşüşteki koca bir imparatorlukla yüz yüze halde, basın özgürlüğünü engelleyen, İslam’ı teşvik eden ve Batı’yla bağları kesen demir bir yumrukla hüküm süren Osmanlı Sultanı 2. Abdülhamid ile Türkiye’nin şu anki Cumhurbaşkanı arasındaki benzerlikler gözlerden kaçmıyor.

Türkiye’nin Batı’yla ilişkileri ağır çekim bir çarpışmaya doğru gidiyor. Yıllardır süren gerilimlerin ardından, ülkenin batılı müttefikleri ile arasındaki yarılma, şu anki Cumhurbaşkanı’nın hükümetine karşı Temmuz 2016’da gerçekleştirilen darbe girişiminden bu yana genişledi. Birçok Türk, darbe girişiminin ardında batılı istihbarat örgütleri olduğuna inanıyor. ABD ve AB ile giderek tatsızlaşan ilişkiler, darbe konusunda Erdoğan tarafından açıkça suçlanan Fethullah Gülen’in ABD topraklarındaki varlığının devam etmesi ile artan derin bir karşılıklı güvensizliği açığa vuruyor. Erdoğan, Türkiye’nin çığır açan bir dönüşümün ortasında bulunduğu ve bugünün kaotik uluslararası düzeninden güçlü, kararlı bir ‘Yeni Türkiye’nin yükselmekte olduğu konusunda kesin bir inanç içinde. Okumaya devam et “Sultan ve Sultan: Türkiye’de tarihsel revizyonizm ve büyüyen 2. Abdülhamid & Erdoğan kültü – William Armstrong”

Nazizm sömürgeciliğin Avrupa’ya uygulanışıydı: Mazower’in “Hitler’s Empire” (Hitler’in İmparatorluğu) kitabı – Branko Milanovic

imagesIrksal hiyerarşiler oluşturmak, soyarıtımına inanmak, “aşağı ırkların” ölümüne kayıtsız olmak, zorla çalıştırmaya dayalı bir sistem kurmak, üretim kotalarını doldurmayan insanları kurşuna dizmek veya uzuvlarını kesmek çok da yeni şeyler değildi. Nazizm, klasik Avrupa sömürgeciliğinin Avrupa’ya uygulanışıydı.

Mark Mazower’in “Hitler’s Empire: How the Nazis ruled Europe” (Hitler’in İmparatorluğu: Naziler Avrupa’ya nasıl hükmetti) kitabı, konusuna hâkim bir çalışma.

Tatilde okudum ve tatilinizi berbat etmek istemiyorsanız sahile yanınızda götürmenizi önermem. Ama böyle bir şey yaparsanız, kitabı bir daha elinizden bırakamazsınız ve sanırım bu sadece tatille de sınırlı kalmaz. Okumaya devam et “Nazizm sömürgeciliğin Avrupa’ya uygulanışıydı: Mazower’in “Hitler’s Empire” (Hitler’in İmparatorluğu) kitabı – Branko Milanovic”

Günümüz Türkiye’sinde binlerce yıl önce bir “kafatası kültü” yaşamış olabilir

144011_web.jpg
Göbekli Tepe kazı alanında çıkarılan bir sütun

MARIA GALLUCCI – (mashable.com)

Alman antropologlardan oluşan bir ekibin yeni bir çalışmada bildirdiğine göre, Göbekli Tepe arkeolojik alanında bulunan derin şekilde oyulmuş üç kafatası, insanların, muhtemelen ölüleri onurlandırma veya ölen düşmanların güçlerini kendilerine geçirme amaçlı bir ritüelin parçası olarak kemiklerin şeklini değiştirdiğini gösteriyor.

Kafatası tarikatları, MÖ 10.000 civarında başlayan Neolitik dönem sırasında yaygındı. Dünya çapındaki başka kazılarda, boya veya alçı ile kaplı veya anlaşılması güç işaretler taşıyan kafatasları bulundu. Bazı modern Pasifik Adası kültürlerinde, kafatasları halen yaşayanlarla ölüler arasında bir bağlantıyı temsil ediyorlar. Okumaya devam et “Günümüz Türkiye’sinde binlerce yıl önce bir “kafatası kültü” yaşamış olabilir”