Modern erkekliğin krizi – Pankaj Mishra

2600.jpg

Bu kriz ne zaman başladı ve neden küresel? Age of Anger: A History of the Present kitabını yazarken, modern dünyanın bitip tükenmez bir krizin pençesinde olduğunu düşünmeye başladım. Bu kriz, insanlık tarihindeki en radikal değişimlerle birlikte 19. yüzyılda başlamıştı. Tarım ve kır toplumlarının yerini oynak bir sosyoekonomik düzenin alışı, yeni cinsel ve ırksal işbölümleriyle katı bir şekilde organize edilmesi üzerinden gerçekleşti. Ve kriz bugün evrensel çünkü modernleşen batı Avrupa ve Amerika’dan boy veren kısıtlayıcı bir toplumsal cinsiyet normları ağı dünyanın en uzak köşelerini dahi kapsar hale geldi.

Continue reading “Modern erkekliğin krizi – Pankaj Mishra”

Reklamlar

Köprüler inşa etmek – Jenny Roberts

510

Kadın alanları ile transseksüel beklentiler arasındaki çatışma zor bir mesele olmaya devam ediyor; özellikle de ‘yeni kadınların’ bazıları erkek gibi davrandığında.

Jenny Roberts bu konuda bir çözüm sunuyor.

“Saygı öğrenilemez, satın alınamaz ya da elde edilemez; saygı ancak kazanılabilir.” Anonim

İster bir kadın barınağı, tecavüz-kriz merkezi isterse kadınlara özel bir sosyal mekân olsun… ülkenin dört bir yanındaki kadın grupları, giderek zorlaşan bir tartışma ile karşı karşıya: erkekten kadına geçiş yapmış transseksüelleri kabul edip etmeme meselesi.

Anlaşılabilir şekilde, birçok lezbiyenin şerhleri var ve bazıları buna tamamen karşı. O, ne de olsa kadın olduğunda ısrar ederek eşit muamele talep eden eski bir erkek. Gayet tabii olarak, grup dinamikleri ile ilgili korkular söz konusu. Bazı üyelerin hassasiyetleri ile ve belki de – dürüst olacaksak eğer – transseksüelin, varlığı uygun olmayan veya rahatsızlık veren bir yabancı olduğu duygusu ile ilgili korkular. Continue reading “Köprüler inşa etmek – Jenny Roberts”

Lezbiyenliği lezbiyenler tanımladığında – Elizabeth Hungerford

The Handmaid's Tale

Dişi üreme sistemlerinin fiziksel sonuçları, “toplumsal cinsiyet kimliği” edindirilince ortadan kalkmaz. Feministler bu yasal korumalar için meşakkatli mücadeleler verdiler: doğum kontrolü, kürtaj, emzirme yasaları, gebeliğin sigorta kapsamına alınması, işyeri korumaları, gebelik için kısa süreli işgöremezlik… Dolayısıyla dişi “fiziksel özelliklerinin” ve bunlara karşılık gelen üreme sistemlerinin “anlamlı, değişmez bir cinsiyet kategorisi” oluşturduğu yüzde yüz KESİN.

27 Mart 2012

Sahtefeminist (fauxfeminist) Avory Faucette şöyle demiş:

Vulvaları penislere (fiziksel tercih) ve kadınları erkeklere (toplumsal cinsiyet tercihi) tercih edenleri kesinlikle anlıyorum… Benim söylemek istediğim şey, insanın bu iki şeyin otomatik olarak bir arada olduğunu veya bunlardan birini tercih etmeyi diğerinin izlediğini zannetmemesi gerektiği. Şayet bir lezbiyen cis-kadınlarla yatmayı tercih ediyorsa, o zaman, bir lezbiyen olduğunu söylemek yerine, trans kadınlardan—açık ki—hoşlanmadığını belirtmeli Continue reading “Lezbiyenliği lezbiyenler tanımladığında – Elizabeth Hungerford”

Erkek hazzının kadın bedeli – Lili Loofbourow

F5EKWN

Dünya, kadınların cinsel bir karşılaşmayı bazen gözyaşları içinde terk ediyor olması gerçeği konusunda rahatsız edici şekilde rahat.

Babe.net sitesi “Grace” takma adlı bir kadının Aziz Ansari ile kendisini ağlatan zorlu bir karşılaşmada başından geçenleri yayınladığında, internetler #MeToo (#BenDe) hareketinin sonunda fazla ileri gittiğini savunan yazılarla dolup taştı. 23 yaşındaki Grace, Ansari’nin çalışanı değildi, yani işyeri dinamikleri söz konusu değildi. Tekrarlanan itirazları ve “yavaşlayalım” ricaları iyi hoştu da, en sonunda Ansari ile oral seks yapmış olması pek kafaya oturmuyordu. Son olarak ve en önemlisi, her an gitmekte özgürdü. Continue reading “Erkek hazzının kadın bedeli – Lili Loofbourow”

Büyüdüğünde istismarcı olmayan erkek evlat nasıl yetiştirilir? – Logan Levkoff

boy_refusing_dinner

Cinsel saldırı gerçekliği kamuoyunun bilincinde yer ederken Ebeveynlik 101’i gözden geçirme zamanı

17.12.2017

Bu yazıyı yazıp yazmama konusunda çok kararsız kaldım. Fuzuli geliyordu. Böylesine aşikâr bir şeyi kaleme almak zorunda kalacağım hiç aklıma gelmezdi desem nahif gelebilir ama nahiflik değil. Meselenin ne kadar kötü olduğunu ve hepimizin bu davranışın sürekli yeniden üretilmesinde bir rol oynadığımızı değerlendirmeye karşı derin (ve bilinçli) bir isteksizlikti benimki. Bunu belirttikten sonra, bu yazıda oğullarımızı yetiştirmeye yönelik net ve basit ipuçları sağlamaya çalışacağım. Continue reading “Büyüdüğünde istismarcı olmayan erkek evlat nasıl yetiştirilir? – Logan Levkoff”

Transfeminizmin feminizmle ne ilgisi var? – Liberation Collective

A_Transfeminist-Symbol_black-and-white

(Not: bu gönderiyi Ms. Magazine’de yaptığım bir yorumdan hareketle kaleme aldım)1

Transkadınlar ve transfeministler tarafından yapılan son etkinliklere ve açıklamalara dikkat ettiyseniz, benim gibi merak ediyor olabilirsiniz, transfeminizm neden “feminizm” sözcüğünü içeriyor ki? Feminizm, DİŞİLERİN/KADINLARIN, ERKEK egemenliği sisteminden (patriarkadan) kurtuluşu ile ilgilidir, dolayısıyla “feminizm” sözcüğünü içeren herhangi bir kavramın dişilerle en azından bir miktar bağlantısı olmasını bekler insan. Burada dişi sözcüğünü dünyadaki kadınların çoğunluğu yani (erkek olarak doğmuş, erkek olarak yaşamış ve sosyalleşmiş ve eğer geçiş yapmışlarsa geçiş yaptıktan sonra bile biyolojik olarak erkek kalan transkadınların aksine) interseksler de dahil dişi olarak doğmuş ve kadın olarak yetiştirilmiş olanlar için kullanıyorum. Ama transfeminizm ana akımlaştıkça, dar şekilde yalnızca trans insanlarla alakalı spesifik birkaç meseleye odaklı kalmayı sürdürüyor, üstelik bu dar odağa trans KADINLAR bile dahil değil. Continue reading “Transfeminizmin feminizmle ne ilgisi var? – Liberation Collective”

Feminizm ve toplumsal yeniden üretim: Silvia Federici ile röportaj

fottofede

salvage.zone

George Souvlis & Ankica Čakardić

George Souvlis ve Ankica Čakardić: Siyasal ve kişisel olarak sizi biçimlendiren deneyimler nelerdi?

Silvia Federici: Hayatımdaki en biçimlendirici ilk deneyim 2. Dünya Savaşıydı. Savaş sonrası dönemde büyüdüm, İtalya’da faşizm yıllarının üstüne eklendiği savaşın hatırası halen çok tazeydi. Derin şekilde bölünmüş ve kanlı bir dünyaya doğduğumun, devletin bizi korumak bir yana düşman olabileceğinin, Joan Baez’in şarkısında “there but for fortune go you and I” (“şansına orada, sana da vurabilir bana da”*) dediği gibi, yaşamın son derece güvencesiz olduğunun erken yaşlarda farkına vardım. Savaş sonrası ve faşizm sonrası İtalya’da büyürken politikleşmemek zordu. Küçük bir kızken bile ebeveynlerimin bize anlattığı hikayeleri ve babamın faşist rejime karşı tiratlarını dinleyerek antifaşist olmamak mümkün değildi. Ayrıca komünist bir kasabada yaşıyordum. 1 Mayıs’ta işçiler ceketlerine kızıl karanfiller takıyordu ve Bella Ciao (Çav Bella) sesine uyanıyorduk. Komünistler ve faşistler arasındaki mücadele faşistlerin düzenli aralıklarla partizan anıtını havaya uçurmaya çalışması, komünistlerin de herkesin artık yasaklı olan faşist partinin devamı olduğunu bildiği MSI (Movimento Sociale Italiano) merkezine yönelik misillemeler yapmasıyla sürüyordu. 18’imde kendimi bir radikal olarak görüyordum, o zamanlar prototip mücadele halen fabrika işçilerininki veya antifaşist mücadele idi. Continue reading “Feminizm ve toplumsal yeniden üretim: Silvia Federici ile röportaj”

Cinsiyetlendirilmiş antagonizmalar – Morgan Potts

nonbinary.png

Marjinalize edilmiş kimliklerin “apolitikliğine karşı olmaya” acayip karşıyım. Toplumsal cinsiyet uyumsuzluğu tabiatı gereği zaten politik – marjinalize edilmiş insanlara açıktan politik olmak zorundalarmış gibi davranmayı bırakın artık (bunu yapmak, şiddete maruz kalma ihtimali daha düşük ya da gece gündüz transfobiyle mücadeleden daha az tükenmiş müttefiklerin işi olmalı). Trans insanlar normatif toplumsal cinsiyet dışavurumlarına başvurabilirler çünkü bu sayede yola devam edebiliyorlar ve devam edebilmek acayip güçlendirici bir şey (daha mı güvenli, orasını hiç kafaya takma). Trans insanların toplumsal cinsiyet dışavurumlarında açıktan politik olmaya ihtiyaçları yok çünkü trans olarak var olmak yeteri kadar devrimci zaten. İki statik toplumsal cinsiyet üzerine kurulu bir toplumda trans olmak varoluşsal olarak antagonistik ve radikal.

The Occupied Times, 4 Nisan 2016

[Çeviri: Miyase Turp, Düzelti: Serap Şen]*

Toplumsal cinsiyet uyumsuzluğunun her çeşit dışavurumu, özellikle de trans kadınlık, antagonistiktir.

Toplumsal cinsiyet antagonizmaları daima çıkıntılık değildirler. Fiziksel alanı bir kadın ya da bir femin olarak doldurmak cüretkardır; bir erkek ya da maskülen olarak oje sürmek aykırılıktır.

Gündelik hayatta zıt gitmeler hem güçlendiricidirler, hem de kırılganlığı artırma olasılıkları vardır. Özür dilemeden toplumsal cinsiyetini ifade etmek ve sokaklarda özgür hissetmek konusunda bir maliyet-fayda analizi var ki neredeyse her zaman tavizle sonuçlanıyor. Güvenliğin şarta bağlı. Continue reading “Cinsiyetlendirilmiş antagonizmalar – Morgan Potts”

Kürt Direnişini Anlamak: Tarihsel bir Bakış ve İzlenimler (2)

ydgh1370

Yazı, imzasız olarak (kolektif adına) CrimethInc. Ex-Workers’ Collective sitesinde yayınlanmıştır.

Birinci bölüm için tıklayın

Gezi

Gezi Direnişi, Türkiye Cumhuriyeti’nin gördüğü, Kürt olmayan nüfusu tarafından kalkışılmış en büyük ve en şiddetli toplumsal hareketti. İstanbul’un merkezindeki bir parkta başlayan inşaat projesine karşı mücadelenin kıvılcımını çaktığı bir hareket, Erdoğan’a ve onun neoliberal politikalarına karşı ülke çapında topyekûn bir başkaldırıya dönüştü. Gezi Direnişi’nde Kürtler de vardı, özellikle de milliyetçi olmayan devrimci bir içerik kazanacak şekilde olgunlaştıktan sonra. Ancak Türkiye tarihinde ilk kez, Kürtler bir ayaklanmanın başrolünde değildiler. Continue reading “Kürt Direnişini Anlamak: Tarihsel bir Bakış ve İzlenimler (2)”

Cadı Hikayeleri: Silvia Federici ile röportaj

cadilar

Çeviren: Serap Güneş

Giriş

Caliban ve Cadı: Kadınlar, Beden ve İlksel Birikim (Otonom) kitabında, İtalyan feminist Silvia Federici, cadı katliamlarını kadınları evcilleştiren [eve hapseden], onlara işgücünün yeniden üretimini karşılıksız bir angarya olarak dayatan bir kapitalist sistemin temeli olarak değerlendiriyor. Federici, yeniden üretim işinin bu gelişme şeklinde, kadın hareketi için merkezi bir mücadele alanı görüyor. Continue reading “Cadı Hikayeleri: Silvia Federici ile röportaj”