Transgenderizm: Solun En Son Anti-Feminist Takozu – Caroline Norma

Solcular, en azından 1960’lardaki cinsel devrimden bu yana, saflarındaki feminist varlığından, için için dert yanıyorlar. Ama bu kibirli kadınları saflardan atmak zor iş. Feministleri açıkça karalamak riskli: Kadın düşmanı olarak algılanabilirler ve kürtaj hakkı gibi solcuların kendi sorunları saydığı sorunlarda, çok geniş bir siyasi zemini terk etmeleri gerekebilir.

Ne yazık ki hızla artış gösteren ve küresel düzeydeki eril suçlar (ensest, tecavüz, fuhuş, ev içi şiddet, kadın sünneti, çocuk evliliği ve asit saldırıları) feminist mücadeleyi biraz fazla meşrulaştırmış ve biraz fazla popüler kılmış durumda.

Okumaya devam et “Transgenderizm: Solun En Son Anti-Feminist Takozu – Caroline Norma”

Kadının göstermelik öz-güçlenmesi ve toplumsal cinsiyet akışkanlığı, şirket kapitalizminin en son araçları – Slavoj Zizek

5 Kasım 2019

Kadınlar utanç duymaksızın bıyık bırakmalı mı? Erkekler ‘toksik’ olduğu için, erilliklerini terk mi etmeli? Filozof Slavoj Zizek, bunların tümünün, kapitalist efendilerin gerçek sorunları gizlemek ve iktidarda kalmak için kullandığı bir sis perdesinden ibaret olduğuna inanıyor.

Kadınlar için tıraş bıçağı üreten Billie, nesneleştirme karşıtı son mesajlarından birinde, Movember (İngilizce November ile moustache’ın birleşiminden türetilmiş ve Kasım’da düzenlenen yıllık ‘bıyık uzatma ayı’ etkinliğine işaret eden uydurma sözcük) ayına denk getirdiği bir reklamda, “kadınların da bıyıkları olduğunu” ve bıyık bırakmaktan utanmamaları gerektiğini ilan ediyor. Bu toplumsal cinsiyet (kimliği) eşitliği yönünde atılmış doğru bir adım gibi görünebilir – ama filozof Zizek, bunun, insanların mevcut statükoya daha somut yollardan meydan okumasını istemeyen büyük şirketler tarafından beslenen bir itki olduğuna inanıyor.

Aşağıda, bu konu üzerine görüşlerini daha derinlemesine ifade etmekte:

Okumaya devam et “Kadının göstermelik öz-güçlenmesi ve toplumsal cinsiyet akışkanlığı, şirket kapitalizminin en son araçları – Slavoj Zizek”

Sınıf, Kimlik Siyaseti ve Transgender İdeolojisi – Deirdre O’Neill

Thatcher ve ardından Blair yönetiminden günümüze dek devam eden zaman diliminde, işçi sınıfı, kültürünün yavaş yavaş ve adım adım yerle bir edildiğine tanıklık etti. Sanayi toplumu olmaktan hizmet toplumu olmaya uzanan değişim, “ülkenin omurgası olarak işçi sınıfı”ndan “kendi yoksulluğundan sorumlu vahşi bir altsınıf” imgesine doğru belirgin bir odak kayması yarattı. Buna koşut olarak kolektif mücadeleler eridi ve ardında bıraktığı boşluğu orta sınıfın – farklılığı kutlayan tikel sorunlara yoğunlaşmış ve sınıfın süregiden yaralarını görmeyi ya da bu yaralarla ilişkilenmeyi reddeden – kimlik siyasetine bağlılığı doldurdu.

Okumaya devam et “Sınıf, Kimlik Siyaseti ve Transgender İdeolojisi – Deirdre O’Neill”

Trans tartışması ve ifade özgürlüğü üzerine*

*LRB, 14 Temmuz 2016 sayısı, Okur Mektupları bölümü, Jacqueline Rose’a Beatrix Campbell ve Moira Dustin’in yanıtı

Trans

‘Transseksüel olsaydım, eminim ki [Germaine] Greer’i bulunduğum hiçbir platformda istemezdim,’ yazmış Jacqueline Rose (LRB, 5 Mayıs). Ama transseksüel değil ve kamusal platformlar ona veya transseksüellere ya da başka herhangi birilerine ait değil: bu alanlar, kolektif biz’e ait – yani kamuoyuna. Kamuoyu platformları, dostlar arası muhabbet yeri değildir. Kamuoyu platformları, kamuoyu olarak insanları duyduğumuz, huzurlarında bulunduğumuz, onları dinlediğimiz, onlardan öğrendiğimiz, hesap sorduğumuz bir forum içinde, kamusal iletişime katıldığımız, siyaset yaptığımız bir forum içinde var olurlar.

Okumaya devam et “Trans tartışması ve ifade özgürlüğü üzerine*”

Yasaklanmış Söylem: “Toplumsal Cinsiyet”in Feminist Eleştirisinin Susturulması

Beş ülkeden 37 radikal feministin açık bildirisi

12 Ağustos 2013

Aşağıda imzası bulunan, 1960’ların radikal feministleri ile hâlihazırdaki aktivistler olarak bizler, bir süredir, kadınların ezilmişliğinden fayda sağlayanlar olarak erkeklerin ve eril egemenlik sisteminin adını anmaktan kaçınan “toplumsal cinsiyet kuramı”nın akademideki ve anaakım medyadaki yükselişinden endişeliyiz.

Okumaya devam et “Yasaklanmış Söylem: “Toplumsal Cinsiyet”in Feminist Eleştirisinin Susturulması”

Judith Butler ile üç kolay adımda patriyarkayı yok etme kılavuzu – Jane Clare Jones

DİKKAT: TETİKLENEBİLİRSİNİZ.Çünkü çok öfkeliyim

Bildiğiniz üzere, genderolojinin hazretleri, yüce akademik vaaz kürsüsünden bir anlığına inip, ortaya çıkmasına belki de herkesten fazla yardımcı olduğu süregiden karşılıklı kırım rezaleti üzerine ‘düşüncelerini’ iletmeye karar vermiş. Ama, olağan entelektüel dürüstlüğünden bekleneceği üzere, söz konusu rezalete ilişkin iletmeye karar verdiği düşünceler, gerçekte olan bitenleri tamamen göz ardı etmiş ve bu sanki, ‘toplumsal cinsiyet ve cinsiyet akışkandır’ zamazingosunu şiar edinmiş kalabalık ile Papa arasındaki bir anlaşmazlıkmış gibi davranmayı tercih etmiş. Tamamen öngörülebilir olsa da, bu seviyede bir samimiyetsizlikle yok sayma ve silme, yine de afallatıcı. Judy’nin aslında gayet farkında olduğu üzere, bu, özünde, feminizm içi – kendisinin yarattığı – bir fay hattı üzerinde dönen bir anlaşmazlık: patriyarkanın (adlandırmak için – hala midemiz kaldırıyorsa – ‘toplumsal cinsiyet’ kavramını kullanabileceğimiz) kültürel mekanizmalar üzerinden işleyen cinsiyete dayalı bir eril tahakkümü sistemi olduğunu düşünen bizler ile, patriyarkanın, gerçek bedenlerle veya bedenlere el koyulması ve üzerlerinde tahakküm kurulmasıyla hiçbir ilgisi olmayan bir tür serbest gezenti kültürel sistem (veya öznelliğimizi şekillendiren rastgele üretimli bir dizi gösterge ve gösterme pratiği veya pratikte feminizmin tüm kurtuluş projesini spektaküler ölçüde sığ bir toplumsal cinsiyetle oynama fikrinin destansı aşkın gücüne bağlamaya yol açan bir düşünce… cidden, artık her ne halt olduğunu düşünüyorlarsa) olduğunu düşünenler arasındaki bir fay hattı.

Okumaya devam et “Judith Butler ile üç kolay adımda patriyarkayı yok etme kılavuzu – Jane Clare Jones”

Jane Clare Jones’dan Judith Butler’a cevap

Judy, fikirlerini eleştiren epeyce insan ne ‘Katolik’ ne de ‘Evanjelik’ ve bunu bal gibi de biliyorsun. Bunu, tanınmış bir feminist kadının yönettiği sol bir İngiliz yayınına, bu ideolojiye solcu feminist kadınların başlattığı ciddi direniş bağlamında yazıyorsun ve yanıtın, bırak ne söylediklerini dikkate almayı, var olduklarını bile kabul etmeyi reddediyor.

Jane Clare Jones, Judith Butler’ın NewStatesman’daki son yazısına alıntılaya alıntılaya cevap vermiş.

Judith Butler: “toplumsal cinsiyet ideolojisi”ne yönelik olumsuz tepkilerin durması gerek.

Toplumsal cinsiyet teorisi ne yıkıcı ne de beyin yıkama, bir tür siyasal özgürlük arayışından ibaret.

Okumaya devam et “Jane Clare Jones’dan Judith Butler’a cevap”

Butler’ın ‘toplumsal cinsiyet özgürlüğü’ üzerine – Marina S.

Kendinizi otonom bireylerden oluşan bir dünyada otonom bir birey olarak görmenizde elbette hiçbir sorun yok: teoride herkes yukarıda tanımlanan kaçamağı/boşluğu kullanabilir. Ama bunu yaptığınız an, ‘siyasi özgürlük’ üzerine konuşma ve düşünme hakkını, Butler gibi, kaybedersiniz. Çünkü siyaset yalnızca birbiriyle bağlantılı, ilişkili insanlar arasında olur. Tek bir insanın siyaseti diye bir şey yoktur. Kavramsal olarak, geçerli olabilmesi atomizasyona bağlı olan bir etiğin, bırakalım ‘sosyal’ olmayı, ‘adalet’in koruyucusu olma iddiası ile bile hiçbir işi olamaz. Pragmatik olarak, bazıları-için-geçiş şeklindeki imdat çıkışı, geri kalanları şiddete dayalı bir baskı sistemine daha da derin gömmekten başka bir şey yapmaz.

Değişmeyen şey ise, her bireyin benlik algısında toplumsal cinsiyetin önemi, hatta merkeziliği.

Barones Hale, Yüksek Mahkeme Başkanı

Yazar Sara Ahmed 2016 yılında Amerikalı akademisyen Judith Butler’la Sexualities dergisi için bir mülakat yaptı. Mülakat, cinsel kimliğin oluşumu ve performansı ile akademik disiplinlerin inşası ve kurumsal sınır bekçiliği gibi çeşitli konuları ele alıyor ama konu sürekli her ikisinin de ilgisinin merkezi olan şeye, yani Butler’ın kendisine geliyor. Mesleki/akademik hassasiyetle ilgili bir soruya cevap olarak Butler, (başka bir sürü şeyin yanı sıra) başkalarının etiketlemelerine ve beklentilerine yaşamlarımızın daha başında nasıl hassas hale geldiğimizi anlatıyor:

Okumaya devam et “Butler’ın ‘toplumsal cinsiyet özgürlüğü’ üzerine – Marina S.”

“İkiliği parçalamak” üzerine bir not – Jane Clare Jones

“Tüm batı kültürü anneyi öldürmek üzerine kuruludur.”

Luce Irigaray

Bu tartışmanın benim açımdan bağıra çağıra açık ettiği şeylerden biri, Fransız feministlerin iddiasının haklılığı: Batılı düşüncenin ikili kavramsal yapısı dahilinde, kadınlar aslında gerçekten var değildirler. Var olsaydık, var oluşumuz asla bu kadar kolay teslim edilemezdi ve iç etmeye karşı direnişimiz, gayrimeşru bir nefret eylemi olarak asla bu kadar kolay karikatürize edilemezdi.

Okumaya devam et ““İkiliği parçalamak” üzerine bir not – Jane Clare Jones”

Twitter’ın Trans-Aktivist Fermanı – Meghan Murphy

1024px-Meghan_Murphy-e1543395932917.jpg
Meghan Murphy

15 Kasım sabahı kalktığımda, şirketin “nefret davranışı” olarak tanımladığı şey sebebiyle Twitter hesabımın kilitlendiğini gördüm. Tekrar erişim sağlamak için Ekim ayından iki tweet’imi silmeye zorlandım. Olur öyle şeyler diyebilirsiniz. Sosyal medyadaki söylemlerin tonu konusundaki endişeler senelerdir gündemde. Birçok insan Twitter yetkililerinin platformlarında son derece yaygın hale gelmiş sert dili ve şiddetli tehditleri caydırmak için daha çok şey yapıyor olması gerektiğini savunuyor elbette.

Okumaya devam et “Twitter’ın Trans-Aktivist Fermanı – Meghan Murphy”