Judith Butler ile üç kolay adımda patriyarkayı yok etme kılavuzu – Jane Clare Jones

DİKKAT: TETİKLENEBİLİRSİNİZ.Çünkü çok öfkeliyim

Bildiğiniz üzere, genderolojinin hazretleri, yüce akademik vaaz kürsüsünden bir anlığına inip, ortaya çıkmasına belki de herkesten fazla yardımcı olduğu süregiden karşılıklı kırım rezaleti üzerine ‘düşüncelerini’ iletmeye karar vermiş. Ama, olağan entelektüel dürüstlüğünden bekleneceği üzere, söz konusu rezalete ilişkin iletmeye karar verdiği düşünceler, gerçekte olan bitenleri tamamen göz ardı etmiş ve bu sanki, ‘toplumsal cinsiyet ve cinsiyet akışkandır’ zamazingosunu şiar edinmiş kalabalık ile Papa arasındaki bir anlaşmazlıkmış gibi davranmayı tercih etmiş. Tamamen öngörülebilir olsa da, bu seviyede bir samimiyetsizlikle yok sayma ve silme, yine de afallatıcı. Judy’nin aslında gayet farkında olduğu üzere, bu, özünde, feminizm içi – kendisinin yarattığı – bir fay hattı üzerinde dönen bir anlaşmazlık: patriyarkanın (adlandırmak için – hala midemiz kaldırıyorsa – ‘toplumsal cinsiyet’ kavramını kullanabileceğimiz) kültürel mekanizmalar üzerinden işleyen cinsiyete dayalı bir eril tahakkümü sistemi olduğunu düşünen bizler ile, patriyarkanın, gerçek bedenlerle veya bedenlere el koyulması ve üzerlerinde tahakküm kurulmasıyla hiçbir ilgisi olmayan bir tür serbest gezenti kültürel sistem (veya öznelliğimizi şekillendiren rastgele üretimli bir dizi gösterge ve gösterme pratiği veya pratikte feminizmin tüm kurtuluş projesini spektaküler ölçüde sığ bir toplumsal cinsiyetle oynama fikrinin destansı aşkın gücüne bağlamaya yol açan bir düşünce… cidden, artık her ne halt olduğunu düşünüyorlarsa) olduğunu düşünenler arasındaki bir fay hattı.

Continue reading “Judith Butler ile üç kolay adımda patriyarkayı yok etme kılavuzu – Jane Clare Jones”
Reklamlar

Jane Clare Jones’dan Judith Butler’a cevap

Judy, fikirlerini eleştiren epeyce insan ne ‘Katolik’ ne de ‘Evanjelik’ ve bunu bal gibi de biliyorsun. Bunu, tanınmış bir feminist kadının yönettiği sol bir İngiliz yayınına, bu ideolojiye solcu feminist kadınların başlattığı ciddi direniş bağlamında yazıyorsun ve yanıtın, bırak ne söylediklerini dikkate almayı, var olduklarını bile kabul etmeyi reddediyor.

Jane Clare Jones, Judith Butler’ın NewStatesman’daki son yazısına alıntılaya alıntılaya cevap vermiş.

Judith Butler: “toplumsal cinsiyet ideolojisi”ne yönelik olumsuz tepkilerin durması gerek.

Toplumsal cinsiyet teorisi ne yıkıcı ne de beyin yıkama, bir tür siyasal özgürlük arayışından ibaret.

Continue reading “Jane Clare Jones’dan Judith Butler’a cevap”

Butler’ın ‘toplumsal cinsiyet özgürlüğü’ üzerine – Marina S.

Kendinizi otonom bireylerden oluşan bir dünyada otonom bir birey olarak görmenizde elbette hiçbir sorun yok: teoride herkes yukarıda tanımlanan kaçamağı/boşluğu kullanabilir. Ama bunu yaptığınız an, ‘siyasi özgürlük’ üzerine konuşma ve düşünme hakkını, Butler gibi, kaybedersiniz. Çünkü siyaset yalnızca birbiriyle bağlantılı, ilişkili insanlar arasında olur. Tek bir insanın siyaseti diye bir şey yoktur. Kavramsal olarak, geçerli olabilmesi atomizasyona bağlı olan bir etiğin, bırakalım ‘sosyal’ olmayı, ‘adalet’in koruyucusu olma iddiası ile bile hiçbir işi olamaz. Pragmatik olarak, bazıları-için-geçiş şeklindeki imdat çıkışı, geri kalanları şiddete dayalı bir baskı sistemine daha da derin gömmekten başka bir şey yapmaz.

Değişmeyen şey ise, her bireyin benlik algısında toplumsal cinsiyetin önemi, hatta merkeziliği.

Barones Hale, Yüksek Mahkeme Başkanı

Yazar Sara Ahmed 2016 yılında Amerikalı akademisyen Judith Butler’la Sexualities dergisi için bir mülakat yaptı. Mülakat, cinsel kimliğin oluşumu ve performansı ile akademik disiplinlerin inşası ve kurumsal sınır bekçiliği gibi çeşitli konuları ele alıyor ama konu sürekli her ikisinin de ilgisinin merkezi olan şeye, yani Butler’ın kendisine geliyor. Mesleki/akademik hassasiyetle ilgili bir soruya cevap olarak Butler, (başka bir sürü şeyin yanı sıra) başkalarının etiketlemelerine ve beklentilerine yaşamlarımızın daha başında nasıl hassas hale geldiğimizi anlatıyor:

Continue reading “Butler’ın ‘toplumsal cinsiyet özgürlüğü’ üzerine – Marina S.”

“İkiliği parçalamak” üzerine bir not – Jane Clare Jones

“Tüm batı kültürü anneyi öldürmek üzerine kuruludur.”

Luce Irigaray

Bu tartışmanın benim açımdan bağıra çağıra açık ettiği şeylerden biri, Fransız feministlerin iddiasının haklılığı: Batılı düşüncenin ikili kavramsal yapısı dahilinde, kadınlar aslında gerçekten var değildirler. Var olsaydık, var oluşumuz asla bu kadar kolay teslim edilemezdi ve iç etmeye karşı direnişimiz, gayrimeşru bir nefret eylemi olarak asla bu kadar kolay karikatürize edilemezdi.

Continue reading ““İkiliği parçalamak” üzerine bir not – Jane Clare Jones”

Twitter’ın Trans-Aktivist Fermanı – Meghan Murphy

1024px-Meghan_Murphy-e1543395932917.jpg
Meghan Murphy

15 Kasım sabahı kalktığımda, şirketin “nefret davranışı” olarak tanımladığı şey sebebiyle Twitter hesabımın kilitlendiğini gördüm. Tekrar erişim sağlamak için Ekim ayından iki tweet’imi silmeye zorlandım. Olur öyle şeyler diyebilirsiniz. Sosyal medyadaki söylemlerin tonu konusundaki endişeler senelerdir gündemde. Birçok insan Twitter yetkililerinin platformlarında son derece yaygın hale gelmiş sert dili ve şiddetli tehditleri caydırmak için daha çok şey yapıyor olması gerektiğini savunuyor elbette.

Continue reading “Twitter’ın Trans-Aktivist Fermanı – Meghan Murphy”

Cinsiyet İkili mi? – Alex Byrne

Toplumsal cinsiyet kimliği sorunları ile mücadele edenler için, insanlarda biyolojik cinsiyetin tutucu bir şekilde pembe ve maviye ayrılmış olmaktan ziyade muhteşem bir gökkuşağı olduğunun söylenmesi özgürleştirici ve mutluluk verici olabilir. Ama bu “iyi hissetme” yaklaşımı, interseks hastaları kandırmaktan pek farklı değil: otonomiye saygı dürüstlük gerektirir. Ve son olarak, trans insanları savunanlar (veya başka herkes) pozisyonlarını sallapati biyoloji yorumlarına dayandıracaklarsa, bu en nihayetinde düşmanlarının işine yarayacaktır.

Biyolog ve toplumsal cinsiyet çalışmaları kuramcısı Anne Fausto-Sterling, “Why Sex Is Not Binary” başlıklı New York Times makalesinde meseleye açıklık kazandırmaya çalışıyor: “İki cinsiyet, insan çeşitliliğini açıklamak için hiçbir zaman yeterli olmadı.” Fausto-Sterling’e göre, bazı insanların ne dişi ne de er (veya belki de hem dişi hem er) olduğu “uzun süredir biliniyor.”

Continue reading “Cinsiyet İkili mi? – Alex Byrne”

Kadınların ifade özgürlüğü – Rosario Sanchez

Bu korku bizi susturuyor ve uysallaştırıyor. En önemlisi de, bizi, kendisi de tecrit edilmiş, bizimle aynı endişeleri taşıyan diğer kadınlardan izole ediyor. Kendi içimize çekildikçe, bizi içten tecrit ediyor; uyum göstermiyor olabilecek başka kadınlara mesafe koyduğumuzda ise bizi dıştan tecrit ediyor.

Herkese iyi akşamlar.

Burada olduğunuz için teşekkürler. Bristol İfade Özgürlüğü Topluluğuna beni davet ettiği ve bu konuyu ele aldığı için bilhassa teşekkürler.

Bize bu akşam burada yer verenlere de özellikle teşekkür etmek istiyorum… Hukukun üstünlüğüne saygı göstermekten başka bir şey yapmayan ve bunu yaparak hepimizin hakları için, benim burada konuşma hakkım ve sizin beni dinleme ve argümanlarıma itiraz etme hakkınız için tavır almış olan Bristol Üniversitesi’ndeki herkese tek tek teşekkür ediyorum. Continue reading “Kadınların ifade özgürlüğü – Rosario Sanchez”

Beyana dayalı cinsiyet ve güvenli alanlar – Kathleen Stock

Kathleen Stock

Demek Cinsiyetin Tanınması Kanununu cinsiyeti kişi beyanına dayandıracak şekilde değiştirmenin dişilere özel alanlar açısından pratikte hiçbir değişiklik yaratmayacağını düşünüyorsunuz?

Mevcut durum şu: Birleşik Krallık’ta, daha önce cinsiyete göre ayrılmış olan alanlar – çoğunlukla da tuvaletler – giderek resmî olarak üniseks (‘cinsiyet bakımından nötr’) hale geliyor. Gayri resmî olarak üniseks hale gelenler de ayrıca bir yekûn oluşturuyor: kendini kadın tanımlayan erkekler şirket politikası sayesinde girebiliyorlar (YHA [gençlik hostelleri], Guides [izciler], Topshop [giyim mağazası] vs.). Continue reading “Beyana dayalı cinsiyet ve güvenli alanlar – Kathleen Stock”

Women’s Place UK adına Lortlar Kamarasında yaptığım konuşma – Kathleen Stock

Bu hikâyeden çıkarılacak ders ise şu: kamu kurum ve kuruluşlarının kimden ve ne konuda tavsiye alacakları konusunda daha dikkatli olması gerekiyor. Ve üniversitelerin, bu alanda şu anda kabul görmekte olan düşünce şeklini şiddetle eleştirebiliyor olabilecek yeni araştırmalar üretebilmesini desteklemek gerekiyor.

ks

10 Ekim 2018

(Not: Toplantıda bu konuşmanın kısaltılmış bir versiyonu yapıldı. Trans Soruşturması Raporu ise, dudak uçuklatan görkemiyle şuradan okunabilir.)

Yasal olarak cinsiyet değiştirmeye ilişkin kamu politikası geliştirirken, sadece bir değil birçok çıkar kümesinin söz konusu olduğu, A Woman’s Place ve Fair Play for Women gibi kampanyalar sayesinde sanırım herkes için artık net.

Özet geçmek gerekirse: biyolojik eril cinsin erkek olarak toplumsallaşmış olan üyelerine doğum sertifikalarına ‘dişi’ sözcüğünü yazdırmayı çok kolay hale getirecekseniz, basitçe şu şekilde ifade edilebilecek en az iki sorununuz olacaktır: Continue reading “Women’s Place UK adına Lortlar Kamarasında yaptığım konuşma – Kathleen Stock”

Julian Norman Lortlar Kamarasında

Toplumsal cinsiyet kimliği doğuştansa, o zaman, dişi cinsine iliştirilen ve bizim toplumsal cinsiyet adını verdiğimiz ve tarihsel olarak kadınları ezmeye hizmet etmiş olan kültürel normlar arıza değil, doğadaki bir tasarım özelliğidir. Kadınların küresel ve tarihsel olarak ezilmişliğini kendilerinde doğuştan olan bir şeye atfetmek isteyen bir felsefenin sonu – bu ister rahim gezdirmek, ister frenoloji, isterse evrimsel psikoloji olsun – kadınlar için hiçbir zaman iyi bitmemiştir. Bu perspektiften hukuki düzenlemeler yaparken, son derece ağırdan almalıyız.

6b1dc5fd846d5d3fbcd9e8e244b19e62_0.jpg

Julian Norman insan hakları konusunda uzman bir avukat. Bu metin 10 Ekim 2018 tarihinde Lortlar Kamarasındaki bir toplantıda yaptığı konuşmaya ait.

womansplaceuk.org

12 Ekim 2018

[Toplumsal] Cinsiyetin Tanınması Kanunu’nun (“GRA”) arka planında, BK hükümetinin, onu yasada bir kadın olarak tanımamasının İHAS’nin 8. Maddesinin ihlali olduğu iddiasıyla, BK hükümetini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne veren Christine Goodwin’in davası vardı. Eril [male] partneriyle evlenememesi, eşitsiz emeklilik yaşının yol açtığı zorluklar ve her göstermek zorunda kaldığında trans olduğunu açığa çıkaran, kendisini eril olarak gösteren doğum sertifikasının yol açtığı sıkıntılar dahil ayrımcılıktan mustaripti. Continue reading “Julian Norman Lortlar Kamarasında”