İktisatçı Piketty’nin verileri ABD’de başkanlık seçimlerini ortayolcu bir Demokrat adayın kazanamayacağını gösteriyor

KEITH A. SPENCER

Ortayolcu bir Demokratın baştan yenik bir aday olacağını gösteren somut veriler var. İktisatçı Thomas Piketty, Demokratlar dikkate almasa da, 2018’de bu konu üzerine yazmıştı.

Cumhuriyetçi Parti bilime ve hakikatlere karşıt bir parti olarak ün kazandı. Cumhuriyetçi Parti’nin küresel iklim değişikliğine dair kanıtları göz ardı etmesi ve araştırmalar tersini göstermesine rağmen arz ekonomisinde ısrar etmesini düşünürsek, belki de bu anlaşılabilir bir şey. Ancak ironik biçimde, şimdi aynı şeyi, seçimleri kazanmak adına ortayolcu bir Demokrat aday çıkarmanın kötü ve baştan kaybedecek bir strateji olduğuna dair dağ gibi sosyal bilim verilerini düşüncesizce yok sayarak Demokrat Parti de yapıyor. Demokratik Parti’nin geneli ve kaymak tabakası, başkan adaylığı için ortayolcu adayların ardına dizilmeye başlamışken – Joe Biden, Cory Booker ve Kamala Harris – partinin kafasını kuma gömen tavrı özellikle sorunlu.

Okumaya devam et “İktisatçı Piketty’nin verileri ABD’de başkanlık seçimlerini ortayolcu bir Demokrat adayın kazanamayacağını gösteriyor”
Reklamlar

Cadılar, cadı avı ve kadınlar – Silvia Federici

Federici_1.jpg

Bu metin, Silvia Federici’nin PM Press tarafından basılan ‘Witches, Witch-Hunting, and Women’ (Cadılar, Cadı Avı ve Kadınlar) adlı yeni kitabından alınmıştır.

Yeni cadı avı biçimlerinin dünyanın çeşitli bölgelerine yayılmasından her gün öldürülen kadın sayısının dünya çapındaki yükselişine kadar, kadınlara yönelik yeni bir savaş olduğuna dair kanıtlar birikiyor. Bunun arkasındaki motivasyonlar ve mantık ne?

Okumaya devam et “Cadılar, cadı avı ve kadınlar – Silvia Federici”

Hindistan seçimleri üzerine notlar – Tarık Ali

Narendra Modi’nin tekrar kazanmayacağını düşünen kimse yoktu zaten.  Tek soru, Bharatiya Janata Partisi’nin (Hindistan Halk Partisi) Lok Sabha’da[1] koalisyon ortağı mı aramak zorunda kalacağı, yoksa 2014’teki hayret verici başarısını tekrarlayıp tek başına mı hükümet olacağıydı. Ana muhalefet partisi olan Hindistan Ulusal Kongresi, seçim kampanyasını Modi üzerine bir referanduma dönüştürdü. Referandumun sorusu, çaycının cahil, görgüsüz, geri kafalı, (İngilizce bile konuşamayan) kasaba küçük burjuvası oğluna tekrar güvenilebilir mi, idi. Hindistan seçimleri cevabını vermiş oldu. Modi’lerine bayılıyorlar. BJP hakimiyetindeki ittifak 351 sandalyeye sahip, Kongre alternatifi ise 95. Müslümanlara yönelik pogromların mimarı için bir başka açık ara zafer daha. Modi, Trump ve Netanyahu’nun seçim tabanlarındaki benzerlikler şaşırtıcı değil.

Okumaya devam et “Hindistan seçimleri üzerine notlar – Tarık Ali”

Sol ayak sürümeye devam ederken neo-faşizm yaklaşıyor – Yanis Varoufakis

Bizi solu bölmekle suçlayan yoldaşlara mesajımız açık: seçimlere girmemizin tek sebebi, bir değişim programı üzerinde anlaşamayacak kadar bölünmüş olmanız. Kendi başımıza seçime girerek, yollarımızın, Avrupalıların günümüzün postmodern 1930’larını sona erdirebilecek kadar geniş kitleler halinde benimseyebileceği ortak bir programda birleşmesinin zeminini hazırlamayı umuyoruz.

Kaynak: The Independent

25 Mayıs 2019

Üç yıldan fazla zaman önce, 9 Şubat 2016’da, bin kadarımız Berlin şehir merkezinde, ilerici tiyatro oyunları sergilemek için bizzat işçiler tarafından inşa edilmiş muazzam bir tiyatroda bir araya geldik. O gece, DiEM25 veya Avrupa’da Demokrasi Hareketi 2025 (Democracy in Europe Movement 2025) adı altında Avrupacı, ulusötesi, ilerici, demokratik bir hareket kurduk.

Okumaya devam et “Sol ayak sürümeye devam ederken neo-faşizm yaklaşıyor – Yanis Varoufakis”

Modern Para Teorisi faydasız – Doug Henwood (Jacobin)

Aşağıdaki çeviri, Jacobin’de çıkan bir Modern Para Teorisi eleştirisinin Türkiye ile ilgili kısım dahil üç paragrafı.

***

Ama daha az ayrıcalıklı ülkeler, yabancı yatırımcılar tahvillerini ucuza elden çıkarır da para birimlerinin değerini aşağı çeker ve faiz oranlarını ve enflasyonu yükseltir mi diye endişe etmek zorundalar. Salvador Allende hükümeti 1970’lerin başında harcamayı büyük oranda arttırdı ve en yoksul kesimin gelirini yükseltti; bu bir süre gayet işe yaradı, ama sonra enflasyon aldı başını gitti. Allende Modern Para Teorisine göre davranıyor değildi, sadece siyasi muhalefet ve kaynak kıtlığı ile yüz yüze olan birçok ilerici hükümetin izlediği politikalara başvuruyordu. Ama bu deneyler nadiren mutlu sonla biter ve bugün refah yolunda ekonomisini bu şekilde canlandırmaya çalışan yoksul ülkeler de, şimdi Venezüella’da gördüğümüz gibi, benzer sorunlarla karşılaşacaktır.

ABD ile karşılaştırıldığında bu gibi ülkeler daha az “parasal egemenliğe” (Modern Para Teorisinin merkezi kavramlarından biri) sahipler. Parasal açıdan egemen bir devlet, para birimini dilediği gibi harcayabilendir, buna harcamayı safi tuşa basarak yapmak da dahil. Amerika parasal olarak epeyce egemen bir ülke, daha az bir derecede olsa da, Kanada, Japonya ve Britanya da öyle. Bu ülkelerin örneğin, petrol gibi dolar cinsinden fiyat biçilen şeyleri ithal etmesi gerekiyor ve para birimlerinin değeri, yaşam standartları üzerinde—Amerikalıların izole olduğu—doğrudan bir etkiye sahip. Amerikalılar izole çünkü petrolün fiyatlandığı para birimini basabiliyoruz. Brezilya ise, daha az özgürlüğe sahip; mal ve ileri teknoloji ürünler ithal etmek için Euro ve Dolar gibi daha sağlam para birimlerine ihtiyacı var; ve Bolivya veya Gana gibi yoksul ülkeler daha da aşağıda kalıyor. Temel ithal ürünlerini satın almak için bu ülkeler çoğu zaman o sağlam para birimlerinde borç olmak zorunda kalıyorlar. Borçlarını ödemek içinse, ihracat üzerinden döviz kazanmaları gerekiyor.

Modern Para Teorisinin bu konularda söyleyecek pek bir şeyi yok. Aslında, bu teorinin savunucularını bazen bu ülkelere dövizle borçlanmanın riskli olduğu konusunda nutuk çekerken görebiliyoruz. Evet, gerçekten de riskli, ama bazen enerji tesisi veya lokomotif alabilmek için tek yolunuz bu oluyor. William Mitchell ve Randall Wray gibi MPT’ciler, dışarıdan borçlanmak bağımlı ekonomilere dayatılan bir şey değil de sanki kötü bir seçimmiş gibi yazıyorlar. Mosler’a MPT’nin para birimi son dört yıldır değer kaybetmekte olan ve 2018 yazında ekonomik krizimsi bir şey yaşayan Türkiye’ye önerebileceği ne olduğunu sorduğumda, biraz acayip bir heveslilikle cevap verdi: “Bizim reçetemiz olmaksızın Türkiye ölü bir ördek.” (Aslında Türkiye, özel sektör borçlarına devlet teminatı dahil MPT dostu genişlemeci mali ve parasal politikalar uyguluyordu ve enflasyonu yüzde 11-12’ydi ve yükseliyordu. [Yani MMT uygulamasına rağmen ekonomisi iyi gitmiyor, ÇN]) Bu cevap beni tatmin etmediğinden, Türkiye’nin çok yapmış olduğu gibi döviz cinsinden borçlanmanın risklerini anladığımı, ama Türk lirası cinsinden satışta olan o kadar da çok sofistike sermaye ekipmanı olmadığını söyledim. Mosler, aslında böyle mallardan Türk lirası cinsinde “epey” satın alınabileceği şeklinde hatalı bir cevap verdi. Bu cevap, küresel ekonomi hiyerarşisinde yükselme peşindeki bir ülkenin, yalnızca Almanya veya Japonya gibi ülkelerde üretilen yatırım mallarına ihtiyacı olduğunu tamamen göz ardı ediyor.

Yaklaşan ’17 – Franco “Bifo” Berardi

Berardi günümüzün siyasal iklimini faşizmin yükseliş dönemine benzettiği yazısında, Ekim Devrimi ile de son derece ilginç karşılaştırmalar yapıyor ve “küresel Silikon Vadisi” olarak tanımladığı “bacasız ve yersiz-yurtsuz fabrika” bilişim sektörüne, Lenin’in 1917’de Putilov fabrikasına baktığı gözle bakmayı öneriyor: üretim sürecinin çekirdeği, azami sömürünün gerçekleştiği ve en yüksek dönüştürücü potansiyelin açığa çıkabileceği yer.

Sergei Eisenstein’ın Ekim: Dünyayı Sarsan On Gün (1928) filminden bir kare. Sahne, 1917 Ekim Devrimi sırasında Kışlık Saray baskınını gösteriyor.

Bitmek bilmez çöküş

Sovyet Devrimi’nin yüzüncü yıldönümü muhtemelen küresel bir çöküşe rast gelecek. Sık sık ilan edilen o düzelme, hala ufukta görünmüyor ve ırkçı tonlara sahip sağcı bir dalga birikmekte.

Yeni bir öznellik ortaya çıkmadığı ve farklı bir toplumsal model gelişmediği sürece, kapitalizmin çöküşü bitmek bilmez ve muazzam yıkıcılıkta bir süreç olacak. On dokuzuncu yüzyılda işçi hareketinin sergilediği öznellik bugün o kadar çözülmüş görünüyor ki, yakın gelecekte olası herhangi bir derlenme hayal edemiyoruz.

Okumaya devam et “Yaklaşan ’17 – Franco “Bifo” Berardi”

Rênas Jiyan: Biz yuvamızı sevmiyoruz

Ben romanlarımda karakterlerin kendi duygu ve düşüncelerini özgürce aktarmalarına müsade  ediyorum. Bu romanı senfonik kılıyor. “Di Tuwaletê De” ve “Spîtama”daki karakterler buna iyi örneklerdir. Ben kitaplarımda konu edindiğim kişileri özgür bırakıyorum, fakat birçok yazar onları kendi kölesi yapıyor.

Röportaj: Argeş KEHNÎHEJÎRÎ

Kürtçeden Türkçeleştiren: Miheme PORGEBOL

Rênas Jiyan, kısa bir süre önce “Stranên Sor Niviştên Mor” adlı yeni romanıyla okuyucularına merhaba dedi. Bu eser kendini okutarak inşa ediyor. Peki nasıl? Çünkü okuyucuyu sayfa sayfa büyüye doğru sürüklüyor ve romanın sırrı çözüldüğünde okuyucu elinde tuttuğunun bir roman olduğunu anlıyor.

Okumaya devam et “Rênas Jiyan: Biz yuvamızı sevmiyoruz”

Küreselciler: Yeryüzü imparatorluğu arayışındaki neoliberaller – Branko Milanovic

Birçok önemli savunucusu Nazizm’e karşı çıkmış ve Almanya’dan kaçmış olan neoliberalizm, 1960’lar ve 1970’lerde neredeyse açıktan gerici, hatta kimi zaman ırkçı bir pozisyona geldi. Dolayısıyla 1973’te Pinochet’nin desteklenmesi bir acayiplik değildi, neoliberallerin demokrasiyi artan şekilde reddedişinin ve serbest piyasalara neredeyse dinsel vurgusunun tetiklediği, tutarlı bir tercihi temsil ediyordu.

Okumaya devam et “Küreselciler: Yeryüzü imparatorluğu arayışındaki neoliberaller – Branko Milanovic”

Gözetim kapitalizmi oyununda piyonlarız – James Bridle

Kitap incelemesi: The Age of Surveillance Capitalism (Gözetim Kapitalizmi Çağı), Shoshana Zuboff

Teknoloji şirketleri kâr için yaşamlarımızın her yönünü kontrol etmek istiyorlar. Cüretkâr ve önemli bir kitap, kapitalizmin yeni çağını tanımlıyor

Yatağınızın başucundaki alarm, takviminizdeki bir etkinlikle tetiklenip çalmaya başlıyor. Yatak odanızdaki akıllı termostat, kalktığınızı algılayarak ketılı çalıştırıyor ve hareketlerinizi merkezi bir veri tabanına aktarıyor. Telefonunuzdan haber güncellemelerinin sesi geliyor, neye tıklayıp tıklamadığınız dikkatle izleniyor ve parametreler ona göre ayarlanıyor. Sabah koşunuzun uzunluğu ve nereye kadar sürdüğü, işe gidiş geliş güzergahınız, metin mesajlarınızın içeriği, kendi evinizde konuştuğunuz sözcükler ve her yeri gören kameralar altındaki eylemleriniz, alışveriş sepetinizin içeriği, plansız alışverişleriniz, spekülatif aramalarınız, randevulaşma ve eş tercihleriniz – hepsi kaydediliyor, veriye dönüştürülüyor, işleniyor, analiz ediliyor, satın alınıyor, paketleniyor ve tıpkı sub-prime mortgage gibi yeniden satılıyor. Bu “deneyime el koyma” ayini o kadar sık ve o kadar kapsamlı tekrarlanıyor ki, ona karşı duyarsızlaşıyoruz, bunun bir tür distopik gelecek tahayyülü değil, şu an olduğunu unutuyoruz.

Okumaya devam et “Gözetim kapitalizmi oyununda piyonlarız – James Bridle”

Eski paralı asker, grubunun AIDS’in yayılmasında parmağı olduğunu iddia ediyor

Yeni belgesel, birliğin HIV’e olan rahatsız edici takıntısını ele alıyor

Emma Graham-Harrison

Güney Afrika merkezli bir paralı asker grubu, eski üyelerinden biri tarafından 1980’ler ve 1990’larda Afrika’nın güneyinde AIDS’i bilerek yaymaya çalışmakla suçlanıyor.

İddialar bu hafta sonu Sundance film festivalinde ilk gösterimini yapan bir belgeselde Alexander Jones tarafından dile getirildi. Otuz yıl önce Afrika’da darbeler tezgahlar ve şiddet eylemleri düzenlerken Güney Afrika Deniz Araştırmaları Enstitüsü’nde (SAIMR) yıllarca istihbarat görevlisi olarak çalıştığını söylüyor.

Okumaya devam et “Eski paralı asker, grubunun AIDS’in yayılmasında parmağı olduğunu iddia ediyor”