Yazar arşivleri: dunyadanceviri

dunyadanceviri hakkında

çeviri blogu e-posta: dunyadanceviri@gmail.com twitter: @DunyadanCeviri facebook: Dünyadan Çeviri

Fuhuş Ne Seks Ne de Meslektir, Sadece Sömürüdür – Mickey Meji

Mickey Meji

Çeviren: S. Erdem Türközü

Otuz dokuz yaşında şimdi üç çocuğu olan bekâr bir anneyim – aslında dört çocuğum vardı ama en büyük oğlum, iki yıl önce, 21 yaşındayken vefat etti. Cape Town’da doğdum, üç çocuğun sonuncusu ve tek kız olanıydım.

Annem doğduğumda dul kalmıştı ve ev işçisiydi. Bizi büyütmek için tek başına mücadele etti.

1994’ün hemen öncesinde ve sonrasında, ilk demokratik seçimler sırasında – beyaz insanların birçoğunun ülkeyi terk etmeye zorlanacaklarını ve kaçmak zorunda kalacaklarını düşündüğü zamanlarda – annem işini kaybetti. Annem yatılı ev işçisiydi ve işverenleri ülkeyi terk edince kente taşınmak zorunda kaldık.

Her şey bizim için çok değişti.

Birçok şeye maruz kaldım ve 16 yaşımda çocuk sahibi oldum ve ardından 19’umda bir tane daha.

Okumaya devam et

Eşitlik: Luce Irigaray’ın Düşüncesi üzerine Notlar – Yvette Russell

6 Haziran 2013

Eşitlik, Luce Irigaray’ı tüm eserleri boyunca çeşitli biçimlerde meşgul etmiş bir kavramdır. Bu yazıda onun hem eşitliğin liberal seferber edilişlerine yönelik eleştirisine hem de cinsel fark üzerinden eşitliği yeniden düşünmesine değineceğim.

Okumaya devam et

Zizek: Pandemi sonrası bildiğimiz dünya nostaljiden ibaret olacak

Birincil tehdidin barbarlığa ve hayatta kalmak için herkesin birbirine girdiği bir şiddet ortamına gidiş olduğunu düşünmüyorum. “İnsan yüzlü barbarlıktan” korkuyorum asıl—bize istemeye istemeye ve hatta sempati ile dayatılan, toplumsal etiğimizin sac ayaklarını ortadan kaldıran mesajlarla birlikte uzmanların sunduğu kanıtlara dayandırılan insanlık dışı yollarla hayatta kalmak, medeniyetin ayakta kalması. Örneğin, yaşlı ve elden ayaktan düşmüşlerimizi ne yapacağız? Onlara, maliyet göz önünde bulundurulmaksızın koşulsuz şartsız yardım edilmeli.

Okumaya devam et

Siborga karşı Cadı: Silvia Federici’nin Tenin Sınırlarının Ötesine kitabı üzerine – Rhyd Wildermuth

Silvia Federici’nin son kitabı üzerine yazılan bir eleştiri, onun bir TERF olduğunu bir kez bile belirtmese de (onun yerine Twitter öfke makinesi bu terimi memnuniyetle sağlıyor), yazarın kitabı bir lisans öğrencisinin ödev metinlerine yaptığı ile aynı derinlikte okuduğunu—kafada zaten belirlenmiş olan bir analizi savunmak için metinden işine gelen alıntıları arayıp bulmak—ele veren tuhaf iddialar içeriyor. Daha kötüsü, bu eleştiride, sırf tembel bir okumadan fazlası olduğunu açık eden, doğrudan kötü niyetli bölümler var. Aşağıdaki metin, hem Federici’nin kitabının hem de ona yönelik eleştirilerin bir incelemesi.

Çarşamba sabahı çok az uykudan sonra dijital alarmın sesine uyan. Biraz yatakta dön, halen uykudaki sevdiğine bak, sonra ağrıyan, yorgun bedenini zorlayarak yataktan kaldır. Sarsak sarsak gözlerini ovuşturarak banyoya git, çişini yap, elini yüzünü yıka ve aynada sana bakan tükenmiş yüze fazla dikkatle bakmamaya çalış.

Okumaya devam et

Yüzleştiğimiz Sınama Karantina ya da Yalıtım Değil, Toplumlar Yeniden Hareket Etmeye Başladığında Ne Olacağı – Slavoj Žižek

Slavoj Žižek, “otoriterler bu krizi sömürüyor,” diyor.

Çin Hong Kong’da başarılı olursa Tayvan’ın ele geçirilmesi sonraki adım olabilir – ardından da tam teşekküllü bir Pasifik Savaşı.

Kazadan sonra Çernobil bölgesinde yaşam üzerine bir belgeselde, tahliye emirlerine karşı çıkan ve devlet yetkilileri tarafından unutulmuş sıradan bir çiftçi ailesi, kulübelerinde yaşamlarını basitçe sürdürürken gösterilir. Onlar gizemli nükleer ışınlara inanmaz – doğa oradadır ve yaşam onlar için basitçe sürüp gitmektedir. Onlar şanslıdır, “radyasyonun ciddi biçimde onları etkilemediğini” söylemektedirler.

Okumaya devam et

Kolera ve İlerlemenin Bedeli*

*Michael Mayzul’un “Vebanın Öyküsü” makalesinden bölüm

Napolyon’a atfedilen, iyi bilinen formüle göre, her Fransız askeri, omuz çantasında bir mareşal batonu taşır. Aynı omuz çantasında, muazzam mesafeler kat eden ordular ve konvoylarla birlikte, tehlikeli mikroorganizmalar da sık sık gizlendi. İkinci Dünya Savaşı’na kadar silahlı çatışmalar sırasında en yaygın öldürücüler oklar, kurşunlar ya da şarapneller değil mikroplardı. Savaşı, ebedi eşlikçileri yakından izlerdi: kıtlık ve salgın hastalıklar. Yolları, postacıların taşıdığı mektuplar gibi hastalıkları taşıyan askerlerin, mültecilerin ve tacirlerin kalabalığı doldururdu.

1627-1628 yıllarında, Protestanları etkisiz kılmak için düzenlenen bir sefer sırasında, sekiz bin kraliyet askeri Atlantik kıyısındaki La Rochelle’den, İsviçre ve İtalya’nın modern sınırlarından çok uzak olmayan Monfer’e geçti. Bununla birlikte veba basili tüm ülkeye yayıldı. Birkaç yılda Fransız tarihçi Emmanuel Le Roi Laduri’nin tahminlerine göre ülke bir milyondan fazla tebaasını yitirdi.

Epidemiler; kentler, bölgeler, ülkeler ya da kıtalar arasında iletişimi hızlandırmak için yarattığımız yollar, köprüler, gemiler, trenler ve uçaklardan yararlanır.

Ölümcül hastalıklara bir başka iyi örnek ise koleradır. Hindistan’da uzun zamandan beri yaygındı. On altıncı yüzyılda Portekiz orada kendi sömürgelerini oluşturmuş olsa da, hastalık uzun zaman Avrupa’ya erişmedi. Sadece on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında epidemiler Rusya, Fransa, İngiltere ve hatta Amerika Kıtası’nda patlak verdi. Bunun nedeni muhtemelen iletişimin hızı ve yoğunluğuydu. Kolera salgınları, bakteriler yeni kurbanları tükettiğinde birkaç hafta içinde hızla sönümlenir. Eski gemiler çok yavaştı ve enfeksiyon uzun deniz yolculuklarında hayatta kalamıyordu. On dokuzuncu yüzyılda daha hızlı gemiler inşa edildi; daha sonraları buharlı gemilerin icat edilmesi ve Hint Okyanusu’yla Akdeniz’i bağlayan Süveyş Kanalı’nın açılması, hastalığın rahatça seyahat etmesini sağladı. İlerlemenin bedelini ödemelisiniz.

Çeviri: S. Erdem Türközü

Kaynak

Londra: Vebadan Yangına 1664–1666*

Londra’nın Büyük Vebası, 1665

*Michael Mayzul’un “Vebanın Öyküsü” makalesinden bir bölüm

1664–1665 kışında daha sonraları “Büyük” olarak adlandırılacak bir veba epidemisi başladı. İlk hasta yoksul bir liman kasabasında ve St. Giles kilise bölgesinde belirdi. Günümüzde British Museum bu bölgenin yakınlarındadır ama o zamanlar uzak bir kenar mahalleydi. Bununla beraber ilk başlarda hava soğuk ve hastalık neredeyse uykudaydı. Havalar ısınır ısınmaz veba tüm gücüyle geldi. Veba Londra’nın düzenli ziyaretçisidir. 17. yüzyılda yaşayan her kuşağın hafızasında bir ya da iki salgın bulunurdu. 1603’te 30.000 kişiyi, 1625’te 35.000 kişiyi 1636’da yine 10.000 kişiyi öldürdü. Bununla beraber 1664-1666’nın Büyük Vebası, 70 ila 100 bin Londralıyı, yani yurttaşların %20’sini öldürerek hepsini aştı.

Okumaya devam et

Sömürgecilik ve kemer sıkma siyasaları Afrika’nın koronavirüsle mücadelesini nasıl şekillendiriyor? – Sa’eed Husaini

Simukai Chigudu’yle söyleşi

30 Mayıs 2020

Afrika koronavirüsle baş ederken etkileyici bir ustalık sergiledi. Ama sömürgeciliğin mirası ve Batı’nın dayattığı kemer sıkma siyasaları ölümcül virüsün saldırılarına karşı onları donanımsız bıraktı.

Etiyopya’nın Addis Ababa Kenti’ndeki Addis Ababa Bole Uluslararası Havaalanı’nda yüz maskesi takan Etiyopya Havayolu çalışanı. 31 Ocak 2020.

Afrika’daki ilk COVID-19 vakasının Mısır’da kaydedildiği 14 Şubat’tan bu yana, kıtadaki doğrulanmış vaka sayısı kabaca 130.000’e yükseldi ve 3800 kişinin ölümüne neden oldu. Bu sayılar trajik olsa da Batı Avrupa ve Birleşik Devletler’deki pandeminin yıkımıyla karşılaştırıldığında sönüktür. Tek başına New York City, Afrika’daki elli dört ülkedeki ölü sayısının beş katından fazlasına vardı. Uzmanlar Afrika’daki enfeksiyonun gerçek boyutunun yetersiz testlerle gizlenmiş olma olasılığına işaret ederken, DSÖ’ün yakın tarihli bir analizi[1], virüsün kıtada diğer yerlere göre daha yavaş yayıldığını ileri sürüyor.

Okumaya devam et

Koronavirüs sonrası evden çalışmak patronlara işçilerin yaşamları üzerinde daha büyük bir denetim verecektir – Luke Savage

Evlerini ya da apartman dairelerini hiçbir zaman terk etmeyenlerin, insanların örgütlenmesine ve çalışma koşullarını dönüştürmesine izin veren türden ilişkileri geliştirmek şöyle dursun, iş arkadaşlarıyla konuşarak ya da bir yönetici aleyhine özel bir şakayı paylaşarak zaman geçirmesi bile daha az olasıdır.

4 Haziran 2020

Okumaya devam et

Komünist kadınları dışlayan tarih yazıcılığına son! – Magda Grabowska

Janina Broniewska - Wikipedia
Janina Broniewska, Polonyalı kadınlara yönelik haftalık dergi Kobieta’yı çıkarttı.

Liberal feministler Doğu Avrupa’daki kadın kurtuluş mücadelesini “Batı’ya yetişme” meselesi olarak değerlendirmeye teşnedir. Ancak, feminizmi burada yeni beliren bir öğe gibi sunmak; komünist kadınların 1945’ten başlayarak verdikleri mücadeleleri —ve hem Kilise’nin hem de Kilise’ye bağlı partilerin tutucularına karşı kazandıkları utkuları— olmamış saymak demektir.

Okumaya devam et