İsyanlar, dış müdahaleler ve diktatörlüklerle dolu bir tarih: Haiti*

(*) Bu yazı 2010 Haiti depremi ardından Toplumsal Özgürlük 31. sayıda yayınlanmıştır.

Haiti, bağımsızlığının bedelini sürekli ambargolarla, saldırı, işgal ve destabilizasyon çabaları ile ödedi. Fransa 1825’te Haiti’ye kaybettiği köle geliri karşılığında 150 milyon Frank tazminat ödemeyi şart koştu. Ülke 1947’ye dek bu tazminatı ödemek zorunda kaldı. 1915–37 arasında, 1. Dünya Savaşı’nı bahane eden ABD’nin işgali altında kaldı. 1957–86 arasında ABD’nin kuklası Duvalier, kanlı rejimi ile ülkeyi emperyalizmin çiftliği haline getirdi. Duvalier, Haiti’nin mücadeleci tarihinde bir kırılma noktası. Kendi halkını, kurduğu kontra birliklerle kırıma uğratarak emperyalistlere hizmet eden, efendileri ile aynı ligde oynama hevesine düşmüş yoz bir ulusal politikacı. Duvalier’nin mezar taşında, yaşamına esin kaynağı olan kişiler arasında, Mustafa Kemal Atatürk adı da sayılıyor.

Continue reading “İsyanlar, dış müdahaleler ve diktatörlüklerle dolu bir tarih: Haiti*”
Reklamlar

Cinsiyet Rollerini Altüst Eden Beş Bilimkurgu & Fantastik Kitap – Amy Ewing

Her yazar, kurgusal dünya yaratma sürecine farklı yaklaşır. Yapılan tercihler ve yaratılan toplumlar, yazar hakkında en az hikâyenin kendisi kadar şey anlatabilir. Fantastik edebiyatın en güzel yanı, toplumsal normların tamamen yazarın tahayyülüne kalmış olması. Cinsiyet rolleriyle oynayan beş kitabı sizin için sıraladım.

Yeni Özgür Politika

Karanlığın Sol Eli, Ursula K. Le Guin

Le Guin bu türün ustası ve bu kitap bilimkurgu/fantastik dalında cinsiyetle nasıl oynandığı açısından belki de her listenin ilk sırasındadır. Gethen gezegenindeki insanlar ambiseksüel (her-iki-cinsel), sabit bir cinsiyetleri yok—cinsiyetlerini her çiftleşme döneminde kendileri seçebiliyorlar. O sürenin dışında tek bir cinsiyette kalmayı seçenlere sapkın gözüyle, bir anormallik olarak bakılıyor. Bu çift cinsiyetliliği keşfi, Gethen’i diğer gezegenlerle esnek bir konfederasyona dahil etmek için gönderilmiş olan ana karakter için epey zorluğa sebep oluyor ama sonuç itibariyle çok keyifli bir okuma ortaya çıkıyor.

Continue reading “Cinsiyet Rollerini Altüst Eden Beş Bilimkurgu & Fantastik Kitap – Amy Ewing”

Aşırı sağ: küresel bir fenomen – Michael Löwy

Bu küresel fenomende üç gerici sosyo-kültürel ajitasyon teması ortak gibi görünüyor:

* Otoriterlik, “düzeni tesis etme” becerisine sahip bir güçlü adama, lidere bağlılık.
* Baskıcı bir ideoloji, polis şiddeti kültü, ölüm cezasının geri getirilmesi çağrısı ve “suçlulara karşı savunma” amacıyla halka silah dağıtılması.
* Cinsel azınlıklara, özellikle de LGBTİ insanlara karşı hoşgörüsüzlük.

Yeni Özgür Politika

Geçtiğimiz yıllarda gerici, otoriter ve/veya faşist bir aşırı sağ dalga dünyanın her yerinde yükselişteydi: hâlihazırda, dünya üzerindeki ülkelerin yarısına hâkim olmuş durumda. En bilinen örnekler şunlar: Trump (ABD), Modi (Hindistan), Orbán (Macaristan), Erdoğan (Türkiye), IŞİD (İslam Devleti), Salvini (İtalya), Duterte (Filipinler) ve şimdi de Bolsonaro (Brezilya). Ama bir sürü başka ülkede de, henüz bu kadar açık tanımlanamasalar da, bu trende yakın hükümetler var: Rusya (Putin), İsrail (Netanyahu), Japonya (Shinzō Abe), Avusturya, Polonya, Burma, Kolombiya vs.

Continue reading “Aşırı sağ: küresel bir fenomen – Michael Löwy”

Jane Clare Jones’dan Judith Butler’a cevap

Judy, fikirlerini eleştiren epeyce insan ne ‘Katolik’ ne de ‘Evanjelik’ ve bunu bal gibi de biliyorsun. Bunu, tanınmış bir feminist kadının yönettiği sol bir İngiliz yayınına, bu ideolojiye solcu feminist kadınların başlattığı ciddi direniş bağlamında yazıyorsun ve yanıtın, bırak ne söylediklerini dikkate almayı, var olduklarını bile kabul etmeyi reddediyor.

Jane Clare Jones, Judith Butler’ın NewStatesman’daki son yazısına alıntılaya alıntılaya cevap vermiş.

Judith Butler: “toplumsal cinsiyet ideolojisi”ne yönelik olumsuz tepkilerin durması gerek.

Toplumsal cinsiyet teorisi ne yıkıcı ne de beyin yıkama, bir tür siyasal özgürlük arayışından ibaret.

Continue reading “Jane Clare Jones’dan Judith Butler’a cevap”

Kitlelerin kendiliğinden siyaseti: Slavoj Žižek ve Sarı Yelekliler – Boris Kagarlistsky

Kaçınılmaz şekilde aşırılıkların ve hataların eşlik ettiği kendiliğinden taban hareketlerini dilediğimiz kadar eleştirebiliriz ama sol siyasetin ve entelektüel camianın tamamen iflas ettiği koşullarda, bu kitlelerin kendi kaderlerini kendi ellerine almaktan başka hiçbir seçeneğe sahip olmadığını da kabul etmek zorundayız. Kitlelerin kendiliğinden siyaseti, politikacıların oportünizminden ve entelektüellerin narsisizminden daha iyidir.

Sarı Yelekliler hareketi, yalnızca Fransa’yı yöneten seçkinleri değil, Avrupa’nın sol entelektüellerini de serseme çevirdi. Aslında son yüzyılda yaşanan her ciddi devrimci hareket için aynısı geçerliydi. Tek bir başarılı devrim bile sol entelektüeller ve siyasetçiler için “doğru” olmamıştır. “Sarı Yelekliler”in benzer bir muamele görüyor olması, tanıklık ettiğimiz olayların ne kadar önemli olduğunun ve Fransız toplumunun yaşamında ve Avrupa’nın geri kalanında ciddi bir değişim başlatma potansiyelinin kanıtını olabilir.

Continue reading “Kitlelerin kendiliğinden siyaseti: Slavoj Žižek ve Sarı Yelekliler – Boris Kagarlistsky”

Östrojen hipotezi: Hormonlara kulak vermek – Lisa Miller

Şizofren erkeklerin ilk psikotik epizotlarını neden kadınlara nazaran bu kadar erken yaşadığını merak eden Britanyalı üç psikiyatr, 1990’ların başında Londra’nın kalabalık bir mahallesinde doktor muayenehaneleri ve hastanelerden topladıkları 20 senelik tanı kayıtlarını incelediler ve hayret verici bir sonuca ulaştılar: 45 yaş sonrasında, ilk atak şizofreninin gösterilebilir bir “ikinci zirvesi” vardı. Ve bu hastalar ağırlıklı olarak kadındı.

İkinci zirvenin keşfedilmesinden bu yana 20 yıl geçti ama bu olgu psikiyatri müessesesinde neredeyse tamamen görünmez olmayı sürdürüyor ve durum genel doktorlar arasında daha bile karanlık. Dolayısıyla, kadınların ilk ruhsal çöküntülerini neden hayatlarının daha geç bir aşamasında yaşadıklarına bir açıklama da getirilemiyor ve bu olgu (hayatlarının daha geç, menopozla ilişkili belirli bir döneminde yaşıyor olmaları), en iyi nasıl tedavi edileceklerini bulmak için dikkate alınmıyor. Onun yerine, orta yaşta aniden psikotik hale gelen kadınlara, bakan doktorun genellikle pek de umursamadığını gösteren tanılar konuyor ve kadınlar erkekler üzerindeki klinik deneylerde test edilmiş güçlü antipsikotiklerle tedavi edilmeye çalışılıyor. Rahatsızlıkları sınıflandırılmamış ve akıl sağlığının sınırlarında yaşayan bu kadınlar, tıbbın kendileri karşısındaki cevapsızlığı ile daha da yabancılaştırılıyorlar.

Continue reading “Östrojen hipotezi: Hormonlara kulak vermek – Lisa Miller”

Yerel yönetimci devrim – Eleonora De Majo

Küreselleşmiş, neoliberal bir ekonomi ve derin bir ulusal egemenlik krizi döneminde, “yeni yerel yönetimcilik” adı verilebilecek bir dalga, Barselona, Cadiz, Amsterdam, Grenoble, Napoli gibi ilerici yerel yönetimlerle Avrupa çapında güç kazanmış görünüyor.

Bu şehirlerde yurttaşlar yolsuzluk, sosyal harcamalarda ayrım gözetmeksizin yapılan kesintiler ve yönetenler ile yönetilenler arasındaki genişleyen uçurum sebebiyle geleneksel partilere sırtlarını döndüler ve bunun yerine yerel yönetimciliğe dönerek, yerel seçimlerle şehirlerinde iktidarı geri alma şansı yakaladılar. Yurttaş hareketlerinin, sivil toplumun ve katılımcı kentsel platformların öncülük ettiği bu dalganın siyasi gündemi sosyal mücadelelerden, örneğin Barselona’da sosyal konutlardan tahliyelere karşı direnişlerden veya Napoli’de çevresel adaletsizliğe karşı hareketten yükseliyor.

Continue reading “Yerel yönetimci devrim – Eleonora De Majo”

Araştırmacılar soykırımın öngörülebilir olduğunu söylüyor – Jason Beaubien

Türkiye yüzde 11 soykırım yaşanma ihtimali ile listenin sekiz numarası

Tarih ne yazık ki kendini tekrar eder.

İki bin yıl önce Romalılar Kartaca’yı kuşattı ve şehir sakinlerinin yarıdan fazlasını katletti, kalanını ise köleleştirdi.

Hitler Avrupa Yahudilerinin imhasına girişti. Ruanda’da 1994’te Hutu’lar Tutsi’lere saldırdı. Kızıl Kmerler Kamboçya nüfusunun dörtte birini öldürdü. Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra Sırplar 1995 Temmuz’unda Srebrenitsa’da binlerce Boşnak’ı katletti.

Geçen yıl Budistler Myanmar’daki Rohingyalı Müslümanlara saldırdığında, birçok kişi 21. yüzyılda hala kitlesel katliamlar olması karşısında şok oldu. Ama oluyor ve bu olayların benzer bir izleği takip ettiğine dair artan kanıtlar var. Ve eğer durum buysa, bunların gelişini görebiliyor olmamız lazım.

Continue reading “Araştırmacılar soykırımın öngörülebilir olduğunu söylüyor – Jason Beaubien”

Mao Sarı Yeleklileri nasıl değerlendirirdi? – Slavoj Zizek

Fransız Sarı Yelekliler hareketi günümüz siyasetinin kalbindeki bir sorunu açığa çıkarıyor. Yenilikçi ve taze fikirlere pek aldırış etmeden popüler “görüşe” çok fazla bel bağlamak.

Karmaşaya şöyle bir bakmak bile, birden fazla toplumsal mücadelenin ortasında olduğumuzu görmeye yeter. Liberal düzen ile yeni popülizm, ekoloji mücadelesi, feminizmi ve cinsel özgürlüğü destekleyen çabalar artı etnik ve dini mücadeleler ve evrensel insan hakları arzusu arasındaki gerilim. Hayatlarımızın dijital kontrolüne direnmeye çalışmaktan ise söz etmiyorum bile.

Öyle ise, tüm bu mücadeleleri, içlerinden birini “gerçek” öncelik olarak ayrıcalıklı kılmaksızın, nasıl bir araya getirmeli? Çünkü bu denge, diğer tüm mücadelelerin anahtarını sağlıyor.

Continue reading “Mao Sarı Yeleklileri nasıl değerlendirirdi? – Slavoj Zizek”

Silvia Federici: Her kadın işçidir

Wages for Housework: The New York Committee 1972-1977: History, Theory, Documents

1972’de İtalya, İngiltere ve Birleşik Devletler’den feministler İtalya’nın Padova şehrinde iki günlük bir konferans için toplandılar. Parlamento dışı sol ve sömürgecilik karşıtı mücadelelerle ilişkili ve komünist partiye alternatifler arayan bu aktivistler, bir eylem beyannamesi hazırladılar: “Uluslararası Feminist Kolektif Beyanı.” Beyan, evdeki ücretsiz emek ile fabrikadaki ücretli emek arasındaki ayrımı reddediyor ve ev işini kapitalizme karşı sınıf mücadelesinin kritik bir alanı ilan ediyordu.

“Erkeklerden bağımsız olmak, bizi disipline etmek için erkeklerin gücünü/iktidarını kullanan sermayeden bağımsız olmaktır.”

Continue reading “Silvia Federici: Her kadın işçidir”