Türkiye, küresel etkileri de olabilecek ekonomik bir açmazla karşı karşıya – George Friedman & Xander Snyder

C1_tWuKXcAYSq7y

Cumhurbaşkanı Erdoğan ekonomiyi canlandırmak için kredi kullanılabilirliğini artırmaya çalışıyor. Motivasyon ekonomik de olsa, bu aslında siyasal bir yönelim. Fakat Erdoğan, Türkiye’nin borçlanma gereksinimlerini karşılamaya yetecek yerel sermaye olmadığını gördü. Türkiye dünyanın 17. ekonomisi. Tökezlemesi halinde borç verenleri açısından bunun çok ciddi etkileri olacaktır.

Bir ülkenin borçlanma kararı her zaman ekonomik değildir. Gayri safi dış borcunun (tüm kamu ve özel sektör borcu) GSMH’ya oranı 2012’deki %39 seviyesinden bugün %52’ye sıçramış olan Türkiye bunun örneği. Continue reading “Türkiye, küresel etkileri de olabilecek ekonomik bir açmazla karşı karşıya – George Friedman & Xander Snyder”

Reklamlar

Sultan ve Sultan: Türkiye’de tarihsel revizyonizm ve büyüyen 2. Abdülhamid & Erdoğan kültü – William Armstrong

Sultan Abdul Hamid II, Ottoman Sultan of Turkey as Sick Man of Europe. Cover of French Satirical Magazine, 'Le Rire', May 1897

Düşüşteki koca bir imparatorlukla yüz yüze halde, basın özgürlüğünü engelleyen, İslam’ı teşvik eden ve Batı’yla bağları kesen demir bir yumrukla hüküm süren Osmanlı Sultanı 2. Abdülhamid ile Türkiye’nin şu anki Cumhurbaşkanı arasındaki benzerlikler gözlerden kaçmıyor.

Türkiye’nin Batı’yla ilişkileri ağır çekim bir çarpışmaya doğru gidiyor. Yıllardır süren gerilimlerin ardından, ülkenin batılı müttefikleri ile arasındaki yarılma, şu anki Cumhurbaşkanı’nın hükümetine karşı Temmuz 2016’da gerçekleştirilen darbe girişiminden bu yana genişledi. Birçok Türk, darbe girişiminin ardında batılı istihbarat örgütleri olduğuna inanıyor. ABD ve AB ile giderek tatsızlaşan ilişkiler, darbe konusunda Erdoğan tarafından açıkça suçlanan Fethullah Gülen’in ABD topraklarındaki varlığının devam etmesi ile artan derin bir karşılıklı güvensizliği açığa vuruyor. Erdoğan, Türkiye’nin çığır açan bir dönüşümün ortasında bulunduğu ve bugünün kaotik uluslararası düzeninden güçlü, kararlı bir ‘Yeni Türkiye’nin yükselmekte olduğu konusunda kesin bir inanç içinde. Continue reading “Sultan ve Sultan: Türkiye’de tarihsel revizyonizm ve büyüyen 2. Abdülhamid & Erdoğan kültü – William Armstrong”

Uzun ekolojik devrim – John Bellamy Foster

marx_622_800_90

Sosyalizm bu şekilde anlaşıldığında, neredeyse kapitalizmden farksız kalıyor—genelleşmiş meta toplumunun yerini alacak olan değil, kapitalist modernitenin temel yapısı ile benzeş bir hareket. Bu, en hafifinden, liberal siyaset alanının başarısı adına sosyalist vizyonun küçük gösterilmesi. Ama statüko karşısında böylesi bir tavizin bedeli, alternatif bir geleceğe dair tüm anlayışların yitirilmesi demek.

Doğanın belirli yasalar izlediğinin kabulünü ayrı tutarsak, on yedinci yüzyılın bilimsel devriminin ve ona bağlı olarak gelişen modern bilimin merkezinde, doğanın fethi ve üzerinde tahakküm kurulması kadar yer tutan başka fikir yoktur. Yirminci yüzyıl sonunda ekoloji hareketinin yükselişine kadar, doğanın fethi, kapitalizm (ve bazen de sosyalizm) altında ilerlemeye eşitlenen evrensel bir mecazdı. Ancak bu nosyonun [ilerleme], bilimde kullanıldığı kadarıyla, karmaşık olduğunu da eklemek gerek. Fikrin ilk savunucularından olan Francis Bacon’ın da dediği gibi, “doğa yalnızca ona itaat ederek alt edilebilir.” Dolayısıyla doğayı fethetmek, ancak onun yasalarını izleyerek mümkündür. (1) Continue reading “Uzun ekolojik devrim – John Bellamy Foster”

Toplantı katılımına dair feminist öneriler

Belediye meclisi toplantılarına nasıl katılmalı: Marea Atlántica yerel yönetim platformu feminist grubu “Marea Feminista”dan öneriler

• Toplantıya geldiğinizde en önemli yere oturmaktan kaçınmaya çalışın

• Politik olarak size en yakın insanlarla oturmak istediğinizde bile, politik olarak size daha az yakın insanlarla, özellikle de kadınlarla karışmaya çalışın

• Tartışma gündemi açıldığında, ilk söz alan siz olmayın ve kendisini ifade etme konusunda daha fazla zorluk yaşayan insanların birkaç dakika düşüncelerini toparlamasına izin vermenin bir zararı olmayacağını unutmayın

• Bir tartışmaya dahil olduğunuzda, söylemek üzere olduğunuz şeyin bir başkası tarafından zaten söylenip söylenmediğini ve üzerine bir şey eklemek için tekrarlamanın gerekli olup olmadığını düşünün. Eklemek iyi olacaksa, fikri daha önce ifade etmiş olan kişiye gönderme yapın ve katkınızı zaten söylenmiş olanı tekrarlamadan yapın

• Başka birinin, özellikle de bir kadının söylediklerini tercüme etmeye (açıklamaya), netleştirmeye veya yorumlamaya asla çalışmayın. Bir şeyin net olmadığını düşünüyorsanız, tekrar açıklamasını rica edin veya karışık bulduğunuz konu hakkında somut sorular sorun

• Bir tartışmaya dahil olduğunuzda her şeyi tek seferde söylemeye çalışmayın, geribildirimlerinizi toplantıya yayın, belirli aralıklarla katkıda bulunun

• Tartışmaya kaç erkek ve kadının katıldığını daima aklınızda bulundurmaya çalışın

• Gruptaki diğer erkek ve kadınların müdahalelerinin (konuşma ve katkılarının) ne kadar sürdüğünü tahmin etmeye ve kendi katkınızı bunun ortalaması olacak şekilde ayarlamaya çalışın

• Sözsüz iletişiminizi, fiziksel pozisyonunuzu, nasıl hissettiğinizi/hissettirdiğinizi ve nasıl jestlerle kendinizi ifade ettiğinizi aklınızda bulundurun

• Ses tonunuzu ılımlı tutun; bağırmak veya kendini dayatmak bir fikri daha doğru yapmaz

Meclisler fikir teatisi yapılan ve herkesin katılım sağlayabiliyor olması gereken yerlerdir. Tüm cevapları bildiğinizi düşünebilirsiniz ama başkalarının da katılımına yer açmazsanız tartışmayı tekelinize almış olursunuz.

Kolaylaştırıcılar olmasının bir nedeni var: tartışmanın tek taraflı olmamasını, bir karar verilmeden önce tüm seslerin ve perspektiflerin ifade edilebilmesini ve her birimizin kendi perspektifimizin ötesini görebilmesini sağlamaya çalışırlar. Rolleri budur ve bu role saygı gösterilmelidir.

Serap şuradan çevirdi: https://medium.com/@BComuGlobal/how-to-participate-in-a-municipalist-assembly-af6a5f3e4202

Canan Coşkan okudu ve düzeltti

Amerika’nın Türkiye’yle ittifakı bir mit üzerine kurulu – Bethany Allen-Ebrahimian

1053673852

Washington ve Ankara’nın sorunlu ilişkilerini Türkiye’nin haşin cumhurbaşkanına bağlamak hata olur. Aslında ABD ve Türkiye, Sovyetler Birliği’nin dağıldığı 1991 Noel’inden bu yana, zıtlaşmaya doğru gidiyordu.

Bu hafta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kötü olan ABD-Türkiye ilişkilerini daha beter hale sürükledi. Salı günü, Türkiye’deki ABD misyonlarına “casuslar” sızdığını iddia ederek Türkiye’nin Ankara’daki ABD elçisi John Bass’ı ABD’nin meşru temsilcisi görmediğini söyledi. Continue reading “Amerika’nın Türkiye’yle ittifakı bir mit üzerine kurulu – Bethany Allen-Ebrahimian”

Monsanto, ürününü kanserle ilişkilendiren kanıtları örtbas mı etti? – Rene Ebersole

Screen Shot 2017-10-20 at 17.59.17

Bu, Monsanto’nun “Büyük Tütün” an’ı* olabilir.

(*) Büyük tütün şirketlerinin, sigaranın kansere yol açtığını kabul etmek zorunda kalması

1970’te, 40 yaşındaki Illınois-Springfield’lı kimyager John E. Franz, tarımı kökten değiştirecek bir keşfe imza attı: yapraklardan köke kadar giderek yaban otlarını öldüren bir kimyasal. Franz çığır açan bu keşfin patentini işvereni Monsanto’ya 5 dolara sattı. Dört yıl sonra Monsanto Roundup’ı piyasaya sürdü.

“Ot mu? Sorun değil. Otları daha iyi öldüren başka şey yok,” diyordu Roundup reklamlarındaki aktörler, ellerindeki sprey şişeleri ile karahindibalara saldırırken. Ürün anında büyük başarı elde etti ve 1987’de Franz, keşfi için Ulusal Teknoloji Madalyası kazandı. Bugün Roundup dünyanın en popüler herbisiti (yabani bitki öldürücü kimyasal) ve Monsanto’ya yılda 4 milyar dolardan fazla kazandırıyor. Continue reading “Monsanto, ürününü kanserle ilişkilendiren kanıtları örtbas mı etti? – Rene Ebersole”

İspanyol demokrasisi vs. Katalan bağımsızlık referandumu – Carlos Delclós

03delclos-master768.jpgKatalunya’da İspanya’dan bağımsızlığın oylanacağı yasaklanmış referandumdan yansıyan şiddet görüntüleri uzun süre akıllarda kalacak. İspanyol Başbakan Mariano Rajoy’un bırakacağı miras, artık polislerin seçim sandıklarına el koyduğu, seçmenlere karşı göz yaşartıcı gaz kullandığı ve yaşlı kadınları coplarla dövdüğü fotoğraf ve videoları içeriyor.

Bu baskıya rağmen Pazar günü Katalunya’daki seçmenlerin yüzde 90’ı – iki milyondan fazla insan – İspanya’dan ayrılma yönünde oy kullandı. Başbakan Rajoy krizi yatıştırmak yerine bağımsızlık hareketinin kararlılığını güçlendirdi ve ülkeyi daha da kutuplaştırdı. Continue reading “İspanyol demokrasisi vs. Katalan bağımsızlık referandumu – Carlos Delclós”

Katalan referandumuna sokaktan üç (anarşist) perspektif

header

1 Ekim Pazar günü Katalan hükümeti, İspanyol hükümetinin tüm karşı çıkışlarına rağmen Katalunya’nın İspanya’dan bağımsızlığı üzerine bir referandum düzenledi. Katalan seçmenlerle İspanyol polisi arasında Katalunya’nın dört bir yanında çatışmalar yaşandı. Ufukta rakip siyasetçiler ve belki de rakip devletler arasında bir hesaplaşma belirirken, 3 Ekim için bir genel grev çağrısı yapıldı. Bu durum karmaşık zorluklar içeriyor: Anarşistler, milliyetçiliği, demokrasiyi veya yeni bir Katalan devletini ve onun polisini meşrulaştırmadan, polis saldırısına karşı Katalan bağımsızlık yanlıları ile nasıl dayanışma gösterebilir? Katalunya’daki birçok anarşistle görüştük ve Katalan anarşistlerinin bu meselelere nasıl yaklaştığını göstermek için aşağıdaki üç röportajı tercüme ettik. (CrimethInc. Ex-Workers Collective) Continue reading “Katalan referandumuna sokaktan üç (anarşist) perspektif”

Ulus devletler dünyasının sonu mu geliyor? – Jamie Bartlett

header_essay-nuremberg_chronicles_-_nuremberga.jpg

1500 yıl önce Güney Avrupa’da doğmuş olsaydınız, Roma İmparatorluğu ebediyete kadar var olacak sanırdınız. Ne de olsa 1000 yıldır ayaktaydı. Ama ekonomik ve askeri bir gerileme döneminin ardından çöktü, MS 476’da artık yoktu.

Şu an geçerli olan ‘ülkelerde yaşama’ modelimizin kaçınılmaz ve ebedi olduğunu düşünürken de yanılıyor olabiliriz. Evet, diktatörlükler ve demokrasiler şeklinde bir fark var ama tüm dünya ulus devletlerden oluşuyor. Yani bir ‘ulus’ (belirli ortak nitelik ve özelliklere sahip insanlar) ve ‘devlet’ (diğer ulus devletlerce tanınan sınırlara sahip, belirli bir alan üzerinde egemenlik icra eden örgütlü bir siyasal sistem) türü. Ülkelerin olmadığı bir dünya hayal etmeye çalışın, edemezsiniz. Kim olduğumuza dair algımız, bağlılıklarımız, haklarımız ve yükümlülüklerimiz tümden ülkelerle ilişkili. Continue reading “Ulus devletler dünyasının sonu mu geliyor? – Jamie Bartlett”

IŞİD yok edildikten sonra ABD Suriye Kürtlerini terk edecek mi? – Joshua Landis, Faysal Itani, Steven Simon

Screen Shot 2017-10-03 at 13.52.36

ABD’nin gelecekte ne yapacağını bilmiyorum ama Kobane’ye Türkiye’yi hiçe sayarak ve Kürtleri desteklemek için atladığımızdan bu yana, bölgede geri adım atılması çok zor olacak yeni bir stratejik konum inşa ettiğimize inanıyorum. Bir mantığı var. Türkiye bu mantığı net şekilde görüyor ve kalıcı olduğu üzerinden plan yapıyor, bu da ABD’ye karşı Rusya ve İran’a yaklaşmasına neden oluyor.

joshualandis.com

1 Ekim 2017

Rafik Hariri Ortadoğu Merkezi’nden araştırmacı Faysal Itani, bir süre önce Syria Direct’ten Avery Edelman ile yaptığım röportajdaki öngörümü, yani ABD’nin kuzey Suriye Kürtlerinin arkasında durup durmayacağı konusunu soruyor.

Faysal şöyle yazmış:

Syria Direct röportajını bugün okudum. Çok ilginç ve çoğuna katılıyorum ama birkaç sorum var.

Etkin şekilde özerk bir ‘Rojava’nın ortaya çıkacağından çok emin görünüyorsun. Bunun nedeni ne? Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) ile bir benzerlik görmüyorum ben. KBY akıllı ve deneyimli kleptokratlar tarafından yönetiliyor. PYD, etno-Maoist, yarı-totaliter bir örgüt ve Türkiye açısından PKK neyse o. Hafif piyade gücü olarak mükemmeller, rakiplerine üstünler ama hepsi bu. Türkiye’nin onları ilk fırsatta, hatta gerekirse rejimin yardımıyla bitireceğini düşünüyorum. Continue reading “IŞİD yok edildikten sonra ABD Suriye Kürtlerini terk edecek mi? – Joshua Landis, Faysal Itani, Steven Simon”