Kitlelerin kendiliğinden siyaseti: Slavoj Žižek ve Sarı Yelekliler – Boris Kagarlistsky

Kaçınılmaz şekilde aşırılıkların ve hataların eşlik ettiği kendiliğinden taban hareketlerini dilediğimiz kadar eleştirebiliriz ama sol siyasetin ve entelektüel camianın tamamen iflas ettiği koşullarda, bu kitlelerin kendi kaderlerini kendi ellerine almaktan başka hiçbir seçeneğe sahip olmadığını da kabul etmek zorundayız. Kitlelerin kendiliğinden siyaseti, politikacıların oportünizminden ve entelektüellerin narsisizminden daha iyidir.

Sarı Yelekliler hareketi, yalnızca Fransa’yı yöneten seçkinleri değil, Avrupa’nın sol entelektüellerini de serseme çevirdi. Aslında son yüzyılda yaşanan her ciddi devrimci hareket için aynısı geçerliydi. Tek bir başarılı devrim bile sol entelektüeller ve siyasetçiler için “doğru” olmamıştır. “Sarı Yelekliler”in benzer bir muamele görüyor olması, tanıklık ettiğimiz olayların ne kadar önemli olduğunun ve Fransız toplumunun yaşamında ve Avrupa’nın geri kalanında ciddi bir değişim başlatma potansiyelinin kanıtını olabilir.

Continue reading “Kitlelerin kendiliğinden siyaseti: Slavoj Žižek ve Sarı Yelekliler – Boris Kagarlistsky”
Reklamlar

Östrojen hipotezi: Hormonlara kulak vermek – Lisa Miller

Şizofren erkeklerin ilk psikotik epizotlarını neden kadınlara nazaran bu kadar erken yaşadığını merak eden Britanyalı üç psikiyatr, 1990’ların başında Londra’nın kalabalık bir mahallesinde doktor muayenehaneleri ve hastanelerden topladıkları 20 senelik tanı kayıtlarını incelediler ve hayret verici bir sonuca ulaştılar: 45 yaş sonrasında, ilk atak şizofreninin gösterilebilir bir “ikinci zirvesi” vardı. Ve bu hastalar ağırlıklı olarak kadındı.

İkinci zirvenin keşfedilmesinden bu yana 20 yıl geçti ama bu olgu psikiyatri müessesesinde neredeyse tamamen görünmez olmayı sürdürüyor ve durum genel doktorlar arasında daha bile karanlık. Dolayısıyla, kadınların ilk ruhsal çöküntülerini neden hayatlarının daha geç bir aşamasında yaşadıklarına bir açıklama da getirilemiyor ve bu olgu (hayatlarının daha geç, menopozla ilişkili belirli bir döneminde yaşıyor olmaları), en iyi nasıl tedavi edileceklerini bulmak için dikkate alınmıyor. Onun yerine, orta yaşta aniden psikotik hale gelen kadınlara, bakan doktorun genellikle pek de umursamadığını gösteren tanılar konuyor ve kadınlar erkekler üzerindeki klinik deneylerde test edilmiş güçlü antipsikotiklerle tedavi edilmeye çalışılıyor. Rahatsızlıkları sınıflandırılmamış ve akıl sağlığının sınırlarında yaşayan bu kadınlar, tıbbın kendileri karşısındaki cevapsızlığı ile daha da yabancılaştırılıyorlar.

Continue reading “Östrojen hipotezi: Hormonlara kulak vermek – Lisa Miller”

Yerel yönetimci devrim – Eleonora De Majo

Küreselleşmiş, neoliberal bir ekonomi ve derin bir ulusal egemenlik krizi döneminde, “yeni yerel yönetimcilik” adı verilebilecek bir dalga, Barselona, Cadiz, Amsterdam, Grenoble, Napoli gibi ilerici yerel yönetimlerle Avrupa çapında güç kazanmış görünüyor.

Bu şehirlerde yurttaşlar yolsuzluk, sosyal harcamalarda ayrım gözetmeksizin yapılan kesintiler ve yönetenler ile yönetilenler arasındaki genişleyen uçurum sebebiyle geleneksel partilere sırtlarını döndüler ve bunun yerine yerel yönetimciliğe dönerek, yerel seçimlerle şehirlerinde iktidarı geri alma şansı yakaladılar. Yurttaş hareketlerinin, sivil toplumun ve katılımcı kentsel platformların öncülük ettiği bu dalganın siyasi gündemi sosyal mücadelelerden, örneğin Barselona’da sosyal konutlardan tahliyelere karşı direnişlerden veya Napoli’de çevresel adaletsizliğe karşı hareketten yükseliyor.

Continue reading “Yerel yönetimci devrim – Eleonora De Majo”

Araştırmacılar soykırımın öngörülebilir olduğunu söylüyor – Jason Beaubien

Türkiye yüzde 11 soykırım yaşanma ihtimali ile listenin sekiz numarası

Tarih ne yazık ki kendini tekrar eder.

İki bin yıl önce Romalılar Kartaca’yı kuşattı ve şehir sakinlerinin yarıdan fazlasını katletti, kalanını ise köleleştirdi.

Hitler Avrupa Yahudilerinin imhasına girişti. Ruanda’da 1994’te Hutu’lar Tutsi’lere saldırdı. Kızıl Kmerler Kamboçya nüfusunun dörtte birini öldürdü. Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra Sırplar 1995 Temmuz’unda Srebrenitsa’da binlerce Boşnak’ı katletti.

Geçen yıl Budistler Myanmar’daki Rohingyalı Müslümanlara saldırdığında, birçok kişi 21. yüzyılda hala kitlesel katliamlar olması karşısında şok oldu. Ama oluyor ve bu olayların benzer bir izleği takip ettiğine dair artan kanıtlar var. Ve eğer durum buysa, bunların gelişini görebiliyor olmamız lazım.

Continue reading “Araştırmacılar soykırımın öngörülebilir olduğunu söylüyor – Jason Beaubien”

Mao Sarı Yeleklileri nasıl değerlendirirdi? – Slavoj Zizek

Fransız Sarı Yelekliler hareketi günümüz siyasetinin kalbindeki bir sorunu açığa çıkarıyor. Yenilikçi ve taze fikirlere pek aldırış etmeden popüler “görüşe” çok fazla bel bağlamak.

Karmaşaya şöyle bir bakmak bile, birden fazla toplumsal mücadelenin ortasında olduğumuzu görmeye yeter. Liberal düzen ile yeni popülizm, ekoloji mücadelesi, feminizmi ve cinsel özgürlüğü destekleyen çabalar artı etnik ve dini mücadeleler ve evrensel insan hakları arzusu arasındaki gerilim. Hayatlarımızın dijital kontrolüne direnmeye çalışmaktan ise söz etmiyorum bile.

Öyle ise, tüm bu mücadeleleri, içlerinden birini “gerçek” öncelik olarak ayrıcalıklı kılmaksızın, nasıl bir araya getirmeli? Çünkü bu denge, diğer tüm mücadelelerin anahtarını sağlıyor.

Continue reading “Mao Sarı Yeleklileri nasıl değerlendirirdi? – Slavoj Zizek”

Silvia Federici: Her kadın işçidir

Wages for Housework: The New York Committee 1972-1977: History, Theory, Documents

1972’de İtalya, İngiltere ve Birleşik Devletler’den feministler İtalya’nın Padova şehrinde iki günlük bir konferans için toplandılar. Parlamento dışı sol ve sömürgecilik karşıtı mücadelelerle ilişkili ve komünist partiye alternatifler arayan bu aktivistler, bir eylem beyannamesi hazırladılar: “Uluslararası Feminist Kolektif Beyanı.” Beyan, evdeki ücretsiz emek ile fabrikadaki ücretli emek arasındaki ayrımı reddediyor ve ev işini kapitalizme karşı sınıf mücadelesinin kritik bir alanı ilan ediyordu.

“Erkeklerden bağımsız olmak, bizi disipline etmek için erkeklerin gücünü/iktidarını kullanan sermayeden bağımsız olmaktır.”

Continue reading “Silvia Federici: Her kadın işçidir”

Sarı yelekli protestocuların merkeze isyanı iyi niyetli ama sol popülizmleri Fransız siyasetini değiştirmeyecek – Slavoj Zizek

“Kahrolsun devlet, polis ve faşistler.”

Fransa’da sarı yeleklilerin protestoları beşinci haftasına girdi. Büyükşehir alanlarının dışında, toplu ulaşımın olmadığı bölgelerde yaşayan ve çalışanları olumsuz etkileyen, akaryakıta yönelik yeni bir çevre vergisine karşı yaygın hoşnutsuzluklardan doğan bir taban hareketi olarak başladılar. Hareket haftalar içinde Fransa’nın AB’den çıkması, daha düşük vergiler, daha yüksek emeklilik maaşı ve sıradan Fransız vatandaşlarının harcama gücünün iyileştirilmesi de dahil birçok talebi içerecek şekilde büyüdü.

Continue reading “Sarı yelekli protestocuların merkeze isyanı iyi niyetli ama sol popülizmleri Fransız siyasetini değiştirmeyecek – Slavoj Zizek”

“Çalışma karşıtlığı” neden bir yere varmaz? – Anton Jäger

İmkansız bir kadın hakkı olarak tembellik

30 Nisan 1983 tarihinde Amsterdam’ın Pijp-mahallesinden bir grup Hollandalı radikal, ülkelerinin 1 Mayıs’ı veya Hollanda’daki adıyla Emek Günü için hazırlıklar yaptılar. Küresel işçi hareketinin en önemli günü olan bu tarih, pagan veya Hıristiyan bir arka planı olmayan tek ulusal bayram olarak, yüzyıllık zorlu bir sınıf mücadelesinin mağrur başarısı sayılıyor. 1884’te, Samuel Gompers’ın Örgütlü Esnaf ve İşçi Sendikaları Federasyonu, 1 Mayıs 1886’da sekiz saatlik işgünü için eylem çağrısı yaptı; dört yıl sonra yapılan bir grevin, beş kişinin yaşamını yitirdiği şiddetli bir şekilde bastırılması sonrasında, Gompers İkinci Enternasyonal’in Paris’teki kurucu kongresini 1 Mayıs’ı “resmi” tatil olarak benimsemeye davet etti.

Continue reading ““Çalışma karşıtlığı” neden bir yere varmaz? – Anton Jäger”

Fransa’da sarı yelekliler hareketi – Crimethinc. Ex-workers Collective

Fransa’da sarı yelekliler hareketi – Crimethinc. Ex-workers Collective

Geçtiğimiz hafta, Fransa’da Başkan Emmanuel Macron’un akaryakıta “ekolojik” vergi zammına karşı kitlesel bir hareket ortaya çıktı. Bu hareket, birçok çelişkili unsuru birleştiriyor: yatay örgütlenmeli doğrudan eylem, bir “apolitiklik” anlatısı, aşırı sağ örgütçülerin katılımı ve sömürülenlerin samimi öfkesi. Açık ki, neoliberal kapitalizm, yoksullara daha da fazla yük bindirmek haricinde iklim değişikliğine hiçbir çözüm üretmiyor ama yoksulların öfkesinin gerici bir tüketici tepkisine dönüşmesi de aşırı sağ için kaygı verici fırsatlar yaratıyor. Bu yazıda, sarı yelekliler hareketi üzerine ayrıntılı bir rapor sunuyoruz ve bu hareketle ilgili gündeme gelen soruları tartışıyoruz.

Continue reading “Fransa’da sarı yelekliler hareketi – Crimethinc. Ex-workers Collective”