Joker üzerine devam: Apolitik nihilizmden yeni bir sola ya da Trump neden bir Joker değil? — Slavoj Žižek

Ancak, Joker tam zıddı anlamda okunabilir (ve okunmalıdır) ve “Joker” şeklindeki esas figürü teşkil eden eylemin, Arthur’un kendi durumunun nesnel koşullarını aşmasını sağlayan özerk bir eylem olduğu iddia edilebilir (edilmelidir). O kendi kaderi ile özdeşleşir ama bu özdeşleşme özgür bir eylemdir: bunda, kendisini benzersiz bir öznellik figürü olarak konumlandırır…[7] Bu ters yüz oluşu, filmde kahramanın şöyle dediği anda kesin şekilde konumlandırabiliriz: “Beni gerçekten kahkahaya boğan ne, biliyor musun? Hayatımın trajedi olduğunu düşünürdüm. Şimdi fark ediyorum ki, lanet bir komediymiş.” Bu eylem sebebiyle, Joker ahlaklı olmayabilir ama kesinlikle etiktir. Arthur’un bunu söylediği ana dikkat edilmelidir: annesinin yatağının başında, yastığı alıp bastırarak onu öldürdüğü sahne. O vakit, annesi kimdir? Arthur’un onun varlığını tarifi şöyle: “Bana hep gülümsememi söylüyor, hep mutlu görünmemi. Benim neşe ve kahkaha yaratmak için var olduğumu söylüyor.” Bu, en saf haliyle analık süperegosu değil mi? Ona Arthur değil Happy (Mutlu) demesine şaşmamalı. Annesinin kontrolünden (onu öldürerek), onun kahkaha atmasına yönelik komutuyla özdeşleşmek suretiyle kurtuluyor.

Ahlak, ortak İyiliğimiz bakımından başkalarıyla nasıl ilişkilendiğimizi düzenler, etik ise arzumuzu tanımlayan Davaya sadakatimizle ilgilidir, bu sadakat haz ilkesinin ötesine geçer. Temel anlamda ahlak, toplumsal adetlere karşıt değildir; antik Yunan’da eumonia yani topluluğun ahenkli iyiliği denilen şeye bağlıdır. Antigone’nin başlangıcında birinin (o noktada kim olduğunu bilmeyiz) Kreon’un yasağını ihlal ettiği ve Polynices’in bedeniyle cenaze ayini yaptığı haberine koronun verdiği tepkiyi hatırlamalı. Devletin eumonia’sını bozan aşırı şeytani eylemlere karışan “şehirsiz parya” olarak örtük olarak cezalandırılan Antigone’nin kendisidir. Eumonia oyunun son satırlarında yeniden öne sürülür: “Mutluluğun en önemli kısmı / o halde bilgeliktir — tanrılara / saygısızlık etmemektir, zira küstah insanların övünçleri / büyük ceza darbeleri getirir / böylece yaşlılıkta insanlar bilgeliği bulabilirler.”

YERSİZ ŞEYLER

11 Kasım 2019

Türkçesi: Serap Güneş, Işık Barış Fidaner

Todd Phillips’in Joker’i gibi bir film yapmanın mümkün olduğu bir Hollywood’u ve filmi mega bir gişe rekortmeni yapan kamuoyunu takdir ederek başlamalı söze. Ancak, filmin popülerliğinin sebebi, üst-kurgusal boyutunda yatıyor: Batman hikayesinin karanlık başlangıcını anlatıyor, öyle bir başlangıç ki, Batman mitinin iş görebilmesi için görünmez kalmak zorunda. Joker’i Batman mitine bu referans olmadan, düşürüldüğü kurban durumundan kurtulmak için palyaço maskesini benimseyen bir çocuk olarak hayal etmeye çalışalım. Olmaz, bir başka gerçekçi dramdan ibaret kalır. Şunu da hatırlayın: Time Out, Joker’i “gerçek anlamda kâbus gibi bir geç kapitalizm vizyonu” olarak tanımladı ve onu “toplumsal korku filmi” kategorisine soktu. Bu, yakın zamana dek hayal edilemez bir şeydi: toplumsal sefaletin gerçekçi bir tasviri ile düşlenmiş dehşet şeklindeki birbirinden apayrı iki janrın bileşimi; elbette, ancak toplumsal gerçeklik dehşet kurgusu boyutlarına ulaştığında işe yarayan bir bileşim.[1]

View original post 2.979 kelime daha

Kadının göstermelik yetkelenmesi ve toplumsal cinsiyet akışkanlığı, şirket kapitalizminin en son araçları – Slavoj Zizek

5 Kasım 2019

Kadınlar utanç duymaksızın bıyık bırakmalı mı? Erkekler ‘toksik’ olduğu için, erilliklerini terk mi etmeli? Filozof Slavoj Zizek, bunların tümünün, kapitalist efendilerin gerçek sorunları gizlemek ve iktidarda kalmak için kullandığı bir sis perdesinden ibaret olduğuna inanıyor.

Kadınlar için tıraş bıçağı üreten Billie, nesneleştirme karşıtı son mesajlarından birinde, Movember (İngilizce November ile moustache’ın birleşiminden türetilmiş ve Kasım’da düzenlenen yıllık ‘bıyık uzatma ayı’ etkinliğine işaret eden uydurma sözcük) ayına denk getirdiği bir reklamda, “kadınların da bıyıkları olduğunu” ve bıyık bırakmaktan utanmamaları gerektiğini ilan ediyor. Bu toplumsal cinsiyet (kimliği) eşitliği yönünde atılmış doğru bir adım gibi görünebilir – ama filozof Zizek, bunun, insanların mevcut statükoya daha somut yollardan meydan okumasını istemeyen büyük şirketler tarafından beslenen bir itki olduğuna inanıyor.

Aşağıda, bu konu üzerine görüşlerini daha derinlemesine ifade etmekte:

Okumaya devam et “Kadının göstermelik yetkelenmesi ve toplumsal cinsiyet akışkanlığı, şirket kapitalizminin en son araçları – Slavoj Zizek”

Nazi Almanya’sından Osmanlı Türkiye’sine, soykırımlar hep meraklı bakışların uzağında başlamıştır – Robert Fisk

Bu belgeler, Ermeni sürgünlerinin ve katliamlarının, Türkiye’nin ciddi askeri sıkıntılar yaşadığı ve savaşı kaybetmekle yüz yüze olduğu bir dönemde gerçekleştiği fikrini – ki Türk soykırım inkarcıları bu fikri yayıp duruyorlar – kesinlikle geçersiz kılıyor. Erzurum kararları Gelibolu’dan beş ay, Rusların Sarıkamış ormanlarında Türk güçlerini yenilgiye uğratmasından bir ay önce alınmıştı; yani Ermeni katliamları, Osmanlı devletinin varlığı tehlikeye düşmeden çok önce başlamıştı.

Birçokları Yahudi Soykırımının Naziler tarafından Vannsee’de, göl kenarındaki bir evde 20 Ocak 1942 günü planlandığına inanıyor. Birçok tarihçi halen Ermeni Soykırımının Osmanlı Türkleri tarafından İstanbul’da 1915’te başlatıldığını düşünüyor. Elbette, Avrupa Yahudilerinin kitlesel katliamının Almanların 1 Eylül 1939’da Polonya sınırını geçmesi ile başladığını ve Vannsee’den yedi ay önce, 1941’de Sovyetler Birliği boyunca devam ettiğini uzun süredir biliyoruz.

Okumaya devam et “Nazi Almanya’sından Osmanlı Türkiye’sine, soykırımlar hep meraklı bakışların uzağında başlamıştır – Robert Fisk”

Din Olarak Kapitalizm: Walter Benjamin ve Max Weber – Michael Löwy

Din Olarak Kapitalizm:

Walter Benjamin ve Max Weber

Michael Löwy

CNRS, Paris

Özet

Benjamin’in 1921’de kaleme aldığı ‘Din Olarak Kapitalizm’ fragmanı, ancak ölümünden birkaç on yıl sonra yayınlanmıştır. Amacı, kapitalizmin merhamet veya ateşkes yapmaksızın insanlığı ‘umutsuzluk evine’ yönlendiren kült bir din olduğunu göstermektir. Bu, doğrudan Max Weber’in Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu adlı eserine dayanan; ama Ernst Bloch ve Erich Fromm’a da bir şekilde yakın duran oldukça şaşırtıcı bir belgedir. Weber’in değerden bağımsız analizini, muhtemelen Gustav Landauer’in romantik ve özgürlükçü sosyalizminden esinlenip şiddetli bir antikapitalist argümana dönüştürür. Bu makale Benjamin’in bu fragmanını inceler ve Weber’in tezinin yanı sıra romantik antikapitalist gelenek ile ilişkisini araştırır.

Anahtar Kelimeler

Benjamin, Bloch, Kalvinizm, kapitalizm, kült, umutsuzluk, Landauer, din, sosyalizm, Weber

Okumaya devam et “Din Olarak Kapitalizm: Walter Benjamin ve Max Weber – Michael Löwy”

Kültürel antropologlar insanlığı nasıl yeniden tanımladı? – Louis Menand

Ünlü kültürel antropolog Margaret Mead, 1930.

Bir grup cesur akademisyen bizi ırkçılık ve cinsiyetçilikten korumak için harekete geçmişti. Ne oldu?

Margaret Mead, çok da uzak olmayan bir geçmişte, ABD’nin en tanınan entelektüellerinden biriydi. 1928’de, yirmi altı yaşındayken yayınlanan ilk kitabı Samoa’da Ergen Olmak [Coming of Age in Samoa] bir çoksatandı ve sonraki elli yıl boyunca cinsellik ve toplumsal cinsiyetten nükleer siyasaya, çevreye ve esrarın yasallaştırılmasına dek her konudaki ulusal tartışmalarda ilerici bir sesti. (Kendisi yasallaştırmadan yanaydı ve sene taa 1969’du.) Altmış yıl boyunca çıkan ve milyonlar tarafından okunan Redbook’da [bir dergi] aylık bir sütunu vardı. Devlet kuruluşlarına tavsiyelerde bulundu, Kongre önünde görüş bildirdi ve her türden izleyiciye her türlü konuda dersler verdi. Johnny Carson’un “Tonight Show”una misafir oldu. Time dergisi onu “Dünyanın Annesi” olarak adlandırdı. Ölümünden bir yıl sonra, 1979’da, Başkan Jimmy Carter ona Özgürlük Madalyası verdi.

Okumaya devam et “Kültürel antropologlar insanlığı nasıl yeniden tanımladı? – Louis Menand”

Sınıf, Kimlik Siyaseti ve Transgender İdeolojisi – Deirdre O’Neill

Thatcher ve ardından Blair yönetiminden günümüze dek devam eden zaman diliminde, işçi sınıfı, kültürünün yavaş yavaş ve adım adım yerle bir edildiğine tanıklık etti. Sanayi toplumu olmaktan hizmet toplumu olmaya uzanan değişim, “ülkenin omurgası olarak işçi sınıfı”ndan “kendi yoksulluğundan sorumlu vahşi bir altsınıf” imgesine doğru belirgin bir odak kayması yarattı. Buna koşut olarak kolektif mücadeleler eridi ve ardında bıraktığı boşluğu orta sınıfın – farklılığı kutlayan tikel sorunlara yoğunlaşmış ve sınıfın süregiden yaralarını görmeyi ya da bu yaralarla ilişkilenmeyi reddeden – kimlik siyasetine bağlılığı doldurdu.

Okumaya devam et “Sınıf, Kimlik Siyaseti ve Transgender İdeolojisi – Deirdre O’Neill”

Slavoj Zizek: Avrupalı solcular Kürtleri ABD’ye bel bağladı diye reddediyor. Bu mide bulandırıcı bir ihanet.

Geçtiğimiz on yıllarda, Kürtlerin kendi komünal yaşamlarını örgütleme kapasitesi neredeyse ideal deney koşullarında sınandı: etraflarındaki devletlerin çatışmaları dışında özgürce nefes alacak bir alan bulur bulmaz tüm dünyayı şaşırttılar.

Yüz yıldan fazla zaman önce, Karl May, Alman kahraman Kara Ben Nemsi’nin maceraları hakkında bir çoksatar yazdı: Through Wild Kurdistan. Hemen popüler olan bu kitap, orta Avrupa’da şöyle bir Kürdistan algısı yarattı: acımasız aşiret savaşlarının, nahifçe mertliğin ve mizah duygusunun ama aynı zamanda da batıl itikatların, ihanetin ve hiç bitmeyen zalim savaşların olduğu bir yer. Avrupa medeniyetindeki barbar Öteki’nin neredeyse bir karikatürü gibiydi bu algı.

Okumaya devam et “Slavoj Zizek: Avrupalı solcular Kürtleri ABD’ye bel bağladı diye reddediyor. Bu mide bulandırıcı bir ihanet.”

Viyana Üniversitesi: Kadınların nesneleştirilmesi empati yokluğuyla sonuçlanıyor

11 Ocak 2018

Cinselleştirilmiş temsiller, özellikle ikincil cinsel karakteristiklerin vurgulanması, bir bireyi kavrama biçimimizi değiştirebilir. Resim: Sandro Botticelli

Cinselleştirilmiş temsiller, özellikle ikincil cinsel karakteristiklerin vurgulanması, bir bireyi kavrama biçimimizi değiştirebilir. Viyana Üniversitesi Psikoloji Fakültesi’nden Giorgia Silani’nin öncülük ettiği uluslararası bir araştırma grubu, cinselleştirilmiş kadınların duygularını gözlemlediğimizde, empatik duyguların ve beyin tepkilerinin azaldığını gösterdi. Çalışmanın sonuçları yakın zamanda ünlü bilim dergisi Cortex’te yayınlandı.

Okumaya devam et “Viyana Üniversitesi: Kadınların nesneleştirilmesi empati yokluğuyla sonuçlanıyor”

Trans tartışması ve ifade özgürlüğü üzerine*

*LRB, 14 Temmuz 2016 sayısı, Okur Mektupları bölümü, Jacqueline Rose’a Beatrix Campbell ve Moira Dustin’in yanıtı

Trans

‘Transseksüel olsaydım, eminim ki [Germaine] Greer’i bulunduğum hiçbir platformda istemezdim,’ yazmış Jacqueline Rose (LRB, 5 Mayıs). Ama transseksüel değil ve kamusal platformlar ona veya transseksüellere ya da başka herhangi birilerine ait değil: bu alanlar, kolektif biz’e ait – yani kamuoyuna. Kamuoyu platformları, dostlar arası muhabbet yeri değildir. Kamuoyu platformları, kamuoyu olarak insanları duyduğumuz, huzurlarında bulunduğumuz, onları dinlediğimiz, onlardan öğrendiğimiz, hesap sorduğumuz bir forum içinde, kamusal iletişime katıldığımız, siyaset yaptığımız bir forum içinde var olurlar.

Okumaya devam et “Trans tartışması ve ifade özgürlüğü üzerine*”

Mizojiniden Cinayete: Karşılaştırmalı Kültürel Bağlamda Gündelik Cinsiyetçilik ve Kadınkırımı – Gilda Rodríguez

Polisin, medyanın ve kamunun beyaz olmayan kadınlara, yoksul kadınlara, lezbiyenlere, fahişelere ve uyuşturucu kullanan kadınlara karşı işlenen suçlara tepkisi özellikle berbattır – genel olarak aşağılayıcı stereotipleştirme ve kurbanı suçlamayla iç içe geçmiş bir ilgisizlik.
… koyu tenli, işçi sınıfından kadın kurbanlar Meksika ulusal medyasının çok az ilgisini çekiyor ve ilgisini çektiğinde de, sanki onların algılanan ahlakı bir biçimde onların ölümünü kabul edilebilir kılarmış gibi, kurbanlar, çoğu zaman, “gevşek” olmakla suçlanıyor. Chihuahua Eyaleti’nin bir savcısı, cinayetleri durdurmak için sokağa çıkma yasağının uygulanmasını önerdi çünkü bu yasak, gevşek kadınlar olarak adlandırılanların yaşamlarının harcanabilir olduğunu ima ederek, “iyi insanları” geceleri sokaklardan uzak tutabilirdi.

Okumaya devam et “Mizojiniden Cinayete: Karşılaştırmalı Kültürel Bağlamda Gündelik Cinsiyetçilik ve Kadınkırımı – Gilda Rodríguez”