Silvia Federici ile söyleşi: Yeniden üretim krizi ve yeni “yasadışı” proletaryanın doğuşu – Francesca Coin

silvia1

70’lerde, fabrikalardaki birikim sürecinin kadınların bedeninde başladığına işaret ederek ev işini ilk eleştirenlerden biri olmuştunuz. Sonraki yıllarda ne değişti?

Ücretsiz emek patlama yaşadı. O zamanlar özel olarak ev işi diye gördüğümüz şey artık tüm topluma nüfuz etmiş durumda. Aslında, kapitalizmin tarihine bakarsak, karşılığı ödenmeyen emeğin çok yaygın olduğunu görürüz. Köleliği, yeniden üretim emeğini, yarı kölelik koşullarındaki tarım işçiliğini (campesinos’dan peones’e) düşünürsek, ücretli emeğin gerçekten istisna olduğunu görebiliriz. Karşılığı ödenmeyen iş bugün hem geleneksel formlarında hem de yeni formlarda büyümeye devam ediyor çünkü artık ücretli işe erişebilmek için insanların en azından bir miktar ücretsiz iş yapması gerekiyor. Continue reading “Silvia Federici ile söyleşi: Yeniden üretim krizi ve yeni “yasadışı” proletaryanın doğuşu – Francesca Coin”

Alzheimer hastalığı tip 3 diyabet olabilir

alzheimers.jpgAlzheimer’ın diyabetik bir hastalık olduğu görüşü, on yıla yakındır tıp çevrelerinde giderek daha fazla ağırlık kazanıyordu. Biriken kanıtlar o kadar güçlü ki birçok uzman artık Alzheimer’ı tip 3 diyabet olarak adlandırmakta sakınca görmüyor.

Bu şaşırtıcı gelmemeli. İnsülin sadece vücudun somatik hücrelerine glikoz alımı sinyali vermiyor; aynı zamanda beynin glikoz alımını da yönetiyor. Ve beyne enerji veren şey glikoz. Beynin birincil enerji molekülü. Continue reading “Alzheimer hastalığı tip 3 diyabet olabilir”

Günümüz Türkiye’sinde binlerce yıl önce bir “kafatası kültü” yaşamış olabilir

144011_web.jpg
Göbekli Tepe kazı alanında çıkarılan bir sütun

MARIA GALLUCCI – (mashable.com)

Alman antropologlardan oluşan bir ekibin yeni bir çalışmada bildirdiğine göre, Göbekli Tepe arkeolojik alanında bulunan derin şekilde oyulmuş üç kafatası, insanların, muhtemelen ölüleri onurlandırma veya ölen düşmanların güçlerini kendilerine geçirme amaçlı bir ritüelin parçası olarak kemiklerin şeklini değiştirdiğini gösteriyor.

Kafatası tarikatları, MÖ 10.000 civarında başlayan Neolitik dönem sırasında yaygındı. Dünya çapındaki başka kazılarda, boya veya alçı ile kaplı veya anlaşılması güç işaretler taşıyan kafatasları bulundu. Bazı modern Pasifik Adası kültürlerinde, kafatasları halen yaşayanlarla ölüler arasında bir bağlantıyı temsil ediyorlar. Continue reading “Günümüz Türkiye’sinde binlerce yıl önce bir “kafatası kültü” yaşamış olabilir”

Yoksulluk çocukların beyin gelişimini olumsuz etkiliyor – Mike Mariani

DEUETaWUQAA1-t4.jpg_large

Araştırma, hane geliri ile frontal lob, temporal lob ve beyin çıkıntısındaki gri maddenin hacmi arasında güçlü bağlar olduğunu ortaya çıkarmış: Yoksulluk sınırının (2015’te dört kişilik bir aile için 24.250 dolar) altındaki ailelerin çocuklarında, bu kritik bölgelerde yüzde 8 ila 10 daha az gri madde var. Ve aileleri birazcık daha iyi durumda olan çocuklar (yoksulluk sınırının bir buçuk katı gelire sahip olanlar) gelişimsel normdan yüzde 3 ila 4 daha az gri maddeye sahip. Bu yoksul ailelerde ebeveynlerden birçoğunun yüksek eğitimli olması, bu çocuklarının mustarip olduğu “geriliklerin” yoksulluğun doğrudan sonucu olduğunu gösteriyor.

Dr. Kimberly Noble’ın Columbia Üniversitesi’ndeki laboratuvarı, parlak renkleri, antropomorfik hayvan motifi ve denizcilik temalı bulmaca oyunu matıyla tipik bir kreşe benziyor. Çift taraflı büyük bir aynanın ardından çocukları gözlemleyen bilişsel nörolog ekibi hariç tabi. “Neurocognition, Early Experience, and Development Lab” (NEED Lab, Türkçesi Sinirsel İdrak, Erken Deneyim ve Gelişim Laboratuvarı) yoksulluğun genç beyinleri nasıl etkilediği üzerine en gelişmiş imkanlarla sürdürülen araştırmanın merkezi ve Noble ve meslektaşlarının yoksulluk içinde büyümenin bir çocuğun beyin gelişimini engelleyebildiğini kısa süre içinde kesin olarak nasıl kanıtlayabilecek olduklarını öğrenmek için buradayım. Continue reading “Yoksulluk çocukların beyin gelişimini olumsuz etkiliyor – Mike Mariani”

Gazze’de elektrikler yok – Ryan McNamara

candle1.jpg

Hamas’a yönelik yeni baskılar Ortadoğu’da siyasal güçlerin yeniden hizalandığının sinyali ve bu yaz Gazze’ye bir başka saldırı olacağının işareti olabilir.

Geçtiğimiz pazartesi günü İsrail, Filistinlilerin günde zaten ortalama üç ila dört saat elektrik aldığı işgal altındaki Gazze Şeridi’ne verilen elektriği yüzde 40 azaltmaya başladı.

Elektrik kesintileri, sahil şeridinin kontrolünü Filistin Yönetimi’nin baş siyasi rakibi Hamas’tan alma çabası ile Gazze’ye uygulanmakta olan yaptırımları daha da artırmak için Filistin Yönetimi başkanı Mahmud Abbas tarafından talep edildi. Continue reading “Gazze’de elektrikler yok – Ryan McNamara”

BBC: Namus bahanesiyle işlenen suçlarda anneler “görünmeyen kuvvet”

Child hides head in arms

İncelenen 100 “namus” suçu vakasından 49’unda anneler de işe dahil

Araştırmaya göre anneler “namus” suçlarının arkasındaki “görünmeyen kuvvet,” kızlarına şiddet uyguluyorlar.

Leeds Beckett Üniversitesi’nden kriminolog Rachael Aplin, bunun çoğu zaman polis raporlarına yansımadığını söylüyor. Çalıştığı 100 “namus” suçundan 49’unda işin içinde anneler de var ama bu durum raporlara çoğu zaman yansımıyor. Vakalar kız çocuklarına yönelik şiddetle ilgili ve bunların bazılarında şiddet çocuk düşürtmek için. Aplin, suçlulara yönelik atılan adımların hem erkekleri hem de kadınları kapsaması gerektiğini söylüyor. Üniversitede kriminoloji konusunda dersler veren Aplin, komiser muavini olarak sürdürdüğü polis detektifi kariyerine ara vermiş durumda. Continue reading “BBC: Namus bahanesiyle işlenen suçlarda anneler “görünmeyen kuvvet””

Gökkuşağı bayrağını yaratan sanatçı ile söyleşi – Maria Popova

Gökkuşağı bayrağını yaratan sanatçı ile söyleşi – Maria Popova

Modern Sanatlar Müzesi (MoMA) gökkuşağı bayrağını bir tasarım ikonu olarak koleksiyonuna dahil etti

“Bayraklar, barikatın arkasındakiler için duygusal, kışkırtıcı kıvılcımlar olmanın yanı sıra dalgalanan onur ve topluluk sembolleridirler de. En doğrudan, ilkel ve iletişimci tasarım formlarındandır bayraklar.”

1976’da Gilbert Baker adında genç bir erkek, birbiriyle ilgisiz iki konsepti devrimci bir şekilde bir araya getirerek “bisosiasyon” büyük yaratıcı eylemini gerçekleştirdi. Veksillografi – bayrak tasarımı sanat-bilimi – ile, dostu Harvey Milk’in öncülük ettiği LGBT hakları hareketinin duygu patlamasını birleştirdi. Bu fikir iki yıldır Baker’ın aklındaydı ve ilk iki gökkuşağı bayrağını, 25 Haziran 1978’de San Francisco şehir merkezindeki United Nations Plaza’da dalgalandırdı. Yirmi yedi yaşındaydı.

Neredeyse kırk yıl sonra, Modern Sanat Müzesi ikonik gökkuşağı bayrağını daimî tasarım koleksiyonuna dahil etti – tasarım anlayışımızı bir kültür gücü ve bir yurttaşlık söylemi aracısı olarak genişletme yönündeki devamlı arayışında daha önce de @ sembolünü koleksiyona dahil etmiş olan MoMA’nın Mimari ve Tasarım Baş Küratörü Paola Antonelli’nin vizyon sahibi yeni bir hamlesi idi bu. Continue reading “Gökkuşağı bayrağını yaratan sanatçı ile söyleşi – Maria Popova”

Dil öğrenmek beyni yeniden yapılandırıyor ve zamanı deneyimleme şeklimizi değiştiriyor

AAEAAQAAAAAAAAfkAAAAJDliYmRmMDliLTFiZWEtNGNhMi04NjBlLWI4M2ZhYjIyYjFlYQ

Dil zaman algımızı nasıl değiştiriyor? – Panos Athanasopoulos

Hollywood meseleyi anlamış ama sanki eksik anlamış. Arrival filminde Amy Adams, dünya dışı bir dili deşifre etmeye çalışan dil bilimci Louise Banks’i oynuyor. Dünya dışı canlıların zaman hakkında konuşma şekillerinin onlara geleceği görme gücü verdiğini keşfediyor ve böylece onların dilini öğrendiğinde Banks de “zaman boyunca” görmeye başlıyor. Filmdeki bir karakterin söylediği gibi: “Yabancı bir dili öğrenmek beyninizi yeniden yapılandırır.”

Dil bilimci Emanuel Bylund ile birlikte çalıştığımız yeni araştırma, iki dilli insanların, olayların süresini tahmin ettikleri dil bağlamına bağlı olarak, zaman hakkında gerçekten de farklı düşündüğünü gösteriyor. Ama Hollywood’da olanın aksine, iki dilliler geleceği ne yazık ki göremiyorlar. Ancak bu çalışma zaman hakkında konuşmanın yeni bir yolunu öğrenmenin gerçekten de beyni yeniden yapılandırdığını gösteriyor. Bulgularımız, iki dilli insanlarda bilişsel esnekliğe dair ilk psiko-fiziksel kanıt. Continue reading “Dil öğrenmek beyni yeniden yapılandırıyor ve zamanı deneyimleme şeklimizi değiştiriyor”

Liberallere inanmayın, Le Pen ile Macron arasında “seçim” yapmış olmuyorsunuz – Slavoj Zizek

macron-lepenAssange karşıtı, Hillary yanlısı liberal solun Birleşik Krallık’taki sesi The Guardian gazetesinde çıkan bir yorum yazısının başlığı şöyle idi: “Le Pen, Yahudi Soykırımı konusunda revizyonist bir aşırı sağcı. Macron değil. Aralarında bir seçim yapmak çok mu zor?”

Tahmin edilebilir bir şekilde, metnin kendisi şöyle başlıyor: “Bir yatırım bankacısı olmak Yahudi Soykırımı revizyonisti olmakla aynı şey mi? Neoliberalizm neofaşizmle eşit mi?” ve dalga geçercesine, ikinci turda Macron’a oy vermek için “koşullu” sol desteğe bile karşı: “Şimdi bile Macron’a oy veririm – SEVE SEVE.”

En kötüsünden liberal şantaj bu: Macron koşulsuz desteklenmeli; önemli olan neoliberal bir merkez politikacı olması değil, Le Pen’e karşı olması. Bildiğimiz o eski “Trump’a karşı Hillary” hikayesi: faşist tehditle yüz yüze iken Hillary’nin peşinde toplanmalıyız (ve onun ekibinin Sanders’ı gaddarca nasıl kenara ittiğini ve dolayısıyla seçim mağlubiyetine katkı sağladığını unutmalıyız). Continue reading “Liberallere inanmayın, Le Pen ile Macron arasında “seçim” yapmış olmuyorsunuz – Slavoj Zizek”

İngiltere seçimleri: Bu noktaya nasıl geldik? – Richard Seymour

corbyn-crowd-1304x400

Seçim günü her şey nasıl da değişiyor. “Haziran’ı May’in sonu yapın” (Theresa May’in soyadı İngilizce Mayıs demek) dediler ve öyle de yaptılar.

Theresa May, A.N. Wilson ve Matthew D’Ancona’ya göre gizil gücü anaerkil seksapeli olan, Tory aktivistlerinin taptığı bir “annecik” olarak başladığı yolda, Tory Milletvekili Nigel Evans’a göre partinin ayağına bile değil, direkt kafasına sıkan kadın olmaya evrildi. Tory’ler Winnicott’un anneler hakkında söylediklerini biraz daha okumuş olsalardı neyin geldiğini görebilirlerdi. Continue reading “İngiltere seçimleri: Bu noktaya nasıl geldik? – Richard Seymour”