Komünist kadınları dışlayan tarih yazıcılığına son! – Magda Grabowska

Janina Broniewska - Wikipedia
Janina Broniewska, Polonyalı kadınlara yönelik haftalık dergi Kobieta’yı çıkarttı.

Liberal feministler Doğu Avrupa’daki kadın kurtuluş mücadelesini “Batı’ya yetişme” meselesi olarak değerlendirmeye teşnedir. Ancak, feminizmi burada yeni beliren bir öğe gibi sunmak; komünist kadınların 1945’ten başlayarak verdikleri mücadeleleri —ve hem Kilise’nin hem de Kilise’ye bağlı partilerin tutucularına karşı kazandıkları utkuları— olmamış saymak demektir.

Okumaya devam et “Komünist kadınları dışlayan tarih yazıcılığına son! – Magda Grabowska”

Kim Kimi Yağmalıyor? – David Sirota

İşçi sınıfından insanların market mallarını aşırmasını “yağmalama” olarak adlandıran Orwell’yen bir dönemde yaşıyoruz. Diğer yandan zengin insanların yüz milyarlarca dolar çalması ise iyi işleyen bir “kamu siyasası” olarak yorumlanıyor.

NEW YORK, WALL STREET – MAYIS 26

Bu sabahki[i] başlıkların[ii] tamamı[iii] yağmalama[iv] – daha özgül bir biçimde silahsız bir Afrika kökenli ABD’linin polis tarafından öldürülmesinin kameralara yakalanmasından sonra Minneapolis’te yağmalama – hakkında. Modern dilde “yağmalama” yüklü bir ifadedir – her türden ırksal ve sınıfsal yananlamlarla birlikte gelir. “Yağmalama” gibi terimlerin, medyamızın, ekonomi, suç ve ceza hakkında özgül ve çarpıtılmış bir biçimde düşünmemiz için bizi sezdirmeksizin eğitme yolunun bir örneği olduğunu almamız gerekir.

Okumaya devam et “Kim Kimi Yağmalıyor? – David Sirota”

Bağışıklık pasaportlarının kötü bir fikir olmasının on nedeni – Natalie Kofler ve Françoise Baylis

Women in Beijing display a health QR code on their phones as a security guard takes their temperature with a remote sensor

Hareket özgürlüğüne biyoloji temelinde kısıtlama getirmek özgürlüğe, hakkaniyete ve kamu sağlığına karşı bir tehdittir.

Bir işe girmenin, ev ya da kredi almanın, kan testinizin sonucuna bağlı olduğunu hayal edin. Belirli antikorlardan yoksunsanız evinize hapsoluyor ve toplumdan dışlanıyorsunuz.

Okumaya devam et “Bağışıklık pasaportlarının kötü bir fikir olmasının on nedeni – Natalie Kofler ve Françoise Baylis”

Pandemiler Tarihi Nasıl Değiştirdi? – Isaac Chotiner

microscope image of 2019nCoV.
2019nCoV’un mikroskop imgesi. Tarihçi Frank M. Snowden, koronavirüs salgını gibi epidemiler, insanların birbirleriyle ahlaki ilişkisini yansıtan, insanlık için bir aynadır, dedi.
Fotoğrafın kaynağı: National Institutes of Health / NYT / Redux

Yale Üniversitesi’nde Tarih ve Tıp Tarihi alanında çalışan emekli öğretim üyesi Frank M. Snowden yeni kitabı Epidemics and Society: From the Black Death to the Present [Kara Ölümden Günümüze Epidemiler ve Toplum] salgınların siyaseti nasıl şekillendirdiğini, devrimleri nasıl ezdiğini ve ırksal ve iktisadi ayrımcılığı nasıl güçlendirdiğini inceler. Epidemiler, kişisel ilişkileri, sanatçıların ve entelektüellerin eserlerini ve insan yapımı ve doğal çevreyi etkileyerek, yayıldıkları toplumları da dönüştürdü. Yüzyıllara ve kıtalara yayılan devasa bir çalışma ufkunda Snowden’in anlatımı, toplumsal yapıların hastalıkların gelişmesini sağladığı yolları açıklamaya çalışır. “Epidemik hastalıklar kaprisli bir biçimde ve uyarmaksızın toplumları etkileyen rastlantısal olaylar değildir” yazar. “Aksine her toplum kendi özgül savunmasızlıklarını üretir. Bunları incelemek toplumların yapısını, yaşam standartlarını ve siyasi önceliklerini anlamaktır.”

Okumaya devam et “Pandemiler Tarihi Nasıl Değiştirdi? – Isaac Chotiner”

Liberalizm ve Feminizmin Ölümü – Catharine A. MacKinnon

Bir zamanlar kadın hareketi diye bir şey vardı. Onu ilkin Rat’in kurtarılmış bir sayısında duydum.[1] Bu sayıyı Robin Morgan ve bir grup korkusuz kadın, çalıştıkları yeraltı gazetesini ele geçirerek çıkarmıştı. Kurtarılmış Rat’ten öğrendiğim şey, kadınları eşit katılımdan dışlayan, kadınların sesini aşağılayan, kadınların katkısını susturan, kadınları ciddiye almayan, kadınlara patronluk taslayan bir şeyin, [bu sözüm ona solcu gazete gibi] başka her ne yapıyor ya da yapmıyor olursa olsun, en asgarisi açıktan reddedilmesi, en iyisi de el konulup değiştirilmesi gerektiğiydi. O dönem feministlerin Rat’i sansürlediği gibi bir şey duymadım, ama kuşku yok ki bazı insanlar böyle düşünmüştü. Bence yapılan sansür değil, ifade özgürlüğünün kullanılmasıydı.

Okumaya devam et “Liberalizm ve Feminizmin Ölümü – Catharine A. MacKinnon”

Gerçek ‘Sineklerin Tanrısı’: Tekneleri batan 6 oğlan çocuğun çıktıkları adada 15 ay boyunca yaşadıkları – Rutger Bregman

William Golding’in Sineklerin Tanrısı romanından 1963’te uyarlanmış olan filmden bir kare. Fotoğraf: Ronald Grant

Rutger Bregman, makalesinde, bir grup genç öğrencinin 1965’te bir adada mahsur kaldıklarında yaşadıklarının, William Golding’in çoksatar romanında[1] aktarılanlardan epeyce farklı olduğunu ortaya koyuyor.

Yüzyıllar boyunca, batı kültürünün başat düşüncesi, insanların bencil yaratıklar olduğu doğrultusundadır. İnsanlığa ilişkin bu kuşkucu (sinik) bakış filmlere, romanlara, tarih kitaplarına, bilimsel araştırmalara değin sızmıştır. Ancak, son yirmi yıllık dilimde olağandışı bir yeniliğin belirdiğini gözlemliyoruz. Dünyanın her yanında bilimciler insanlığa ilişkin umutlu bir bakış açısına yönelim gösteriyorlar. Bu gelişme öyle yeni bir tomurcuklanma ki farklı alanlarda çalışan araştırmacılar birbirlerinden çoğu durumda habersiz durumda.

Okumaya devam et “Gerçek ‘Sineklerin Tanrısı’: Tekneleri batan 6 oğlan çocuğun çıktıkları adada 15 ay boyunca yaşadıkları – Rutger Bregman”

Aydınlanma değerleri ve hakikat, komplo teorisyenleri karşısında kaybediyor – Jeffrey Goldberg

Amerika, Aydınlanma değerlerinden ve gerçekliğin kendisinden uzaklaşıyor

Mustafa Muhammed Camii’nde Cuma namazı. 21 Eylül 2001. İki bin kişi namaz kılıyor, bazıları kendinden geçmiş, bazıları öfkeli, bazıları yeni gerçeklikten bihaber. Vaiz Ahmed Yusuf, öfkesini iki yöne yansıtıyor: el Kaide’ye (“haydutlar” diyor onlara) ve Birleşik Devletler (riyakarlık örneği olarak tasvir ediyor).

Okumaya devam et “Aydınlanma değerleri ve hakikat, komplo teorisyenleri karşısında kaybediyor – Jeffrey Goldberg”

Hastalık Kapitalizmi ve Covid-19 – Prabir Purkayastha

Uran. Bombay Veba Komitesi’nin Gelişi. Köylüler vakaları anlatıyor. | Fotoğraf: Apollo – University of Cambridge Repository

Sermaye için kâr, insanların sağlığından değil hastalıktan gelir. Covid-19, küreselleşmiş bir dünyada hastalık kapitalizminin sonuçlarını gösteriyor; zenginler de – ülkeler ya da bireyler – kurtulamayacak.

Covid-19’un 1918 İspanyol gribinden[1] bu yana en kötü pandemi olduğunu sık sık duyuyoruz. Güney, Güneydoğu ve Doğu Asya’daki, İspanyol gribinin sona ermesinden sonra bile devam eden, 1890’lardan 1950’lere kadar süren üçüncü veba pandemisinin[2] milyonlarca insanı öldürdüğü unutuldu. Sadece Hindistan’da tahminen 10 milyon insanı öldürdü. Ailemin onun hakkında konuştuğunu, arka planında veba olan sayısız öyküyü ve yakın geçmişte Bombay vebası üzerine ilginç bir kitabı[3] okuduğumu hatırlıyorum.

Okumaya devam et “Hastalık Kapitalizmi ve Covid-19 – Prabir Purkayastha”

Koronavirüs önlemlerinde ‘hızla normale dönelim’ diyenler tehlikeli bir aptallık içinde – Karlin Lillington

The Columbus Dispatch photo of an anti-social-distancing protest in Ohio went viral this week.

Şirketlerin kapalı olmasının insanların “özgürlüğünün” ihlali olduğunu söyleyip duran bu insanlar, aslında o üretim katlarında, makine başında ya da montaj hattında çalışan, kamyonları kullanan, uçakları uçuran ya da olumsuz etkilenenlere bakan insanlar değiller. Onlar, bazı durumlarda parası halkın vergileriyle ödenmiş saraylarında ve saray yavrularında kendilerini güvenle izole ederken, sosyal statüleri ve ekonomik durumları biraz bile düşmesin diye başkalarının yaptığı işlerin kaldığı yerden hemen devam etmesini sabırsızlıkla isteyenler.

Okumaya devam et “Koronavirüs önlemlerinde ‘hızla normale dönelim’ diyenler tehlikeli bir aptallık içinde – Karlin Lillington”

Koronavirüsle nasıl başa çıkacağız? – Rupert Beale

Coronavirus vaccine must be affordable and accessible

Bir aşıya ihtiyacımız var. İyi haber şu ki, virüs bağışıklık kazandırmayı özellikle zorlaştıracak şekilde mutasyona uğramıyor.

Birleşik Krallık’ta (BK) Covid-19 nedeniyle ölen kişi sayısı – otuz binden fazla – bugün Avrupa’nın en yükseğidir. Bu BK’nın pandemiye müdahalesinin başında yapmış olduğu seçimin sonucudur. Bu illa ki birilerini suçlu çıkarmak değildir: Martın başında tüm seçenekler kötü görünüyordu. 1967’de Philippa Foot tarafından ortaya atılan tramvay sorusunda olduğu gibi, kontrolden çıkmış bir tramvayın sürücüsü olduğunuzu hayal edin: “Sadece tramvayı bir raydan diğerine geçirme imkanınız var; raylardan birinin üzerinde beş ve diğerinde bir adam çalışıyor.” Bu pragmatik soru, etmenleri değiştirdiğinizde daha zorlayıcı bir hale alır. Hiç tanışmadığınız iki kişinin ölümü pahasına annenizi kurtarmayı savunabilir misiniz? Kasıt, görev, ilişki, toplumsal sonuçlar… bunun gibi tüm şeyler ahlaki soruyu çetrefilleştirir. Tramvay sorusunun epidemiyolojik versiyonu şu şekilde olabilir: “Sahip olduğumuz en doğru modellerle, istatistiksel olarak beklenen, yaşa uyarlanmış, tüm ölüm nedenlerini asgariye indirgemek için en iyi hareket tarzımız nedir?”

Okumaya devam et “Koronavirüsle nasıl başa çıkacağız? – Rupert Beale”