Yaklaşan ’17 – Franco “Bifo” Berardi

Berardi günümüzün siyasal iklimini faşizmin yükseliş dönemine benzettiği yazısında, Ekim Devrimi ile de son derece ilginç karşılaştırmalar yapıyor ve “küresel Silikon Vadisi” olarak tanımladığı “bacasız ve yersiz-yurtsuz fabrika” bilişim sektörüne, Lenin’in 1917’de Putilov fabrikasına baktığı gözle bakmayı öneriyor: üretim sürecinin çekirdeği, azami sömürünün gerçekleştiği ve en yüksek dönüştürücü potansiyelin açığa çıkabileceği yer.

Sergei Eisenstein’ın Ekim: Dünyayı Sarsan On Gün (1928) filminden bir kare. Sahne, 1917 Ekim Devrimi sırasında Kışlık Saray baskınını gösteriyor.

Bitmek bilmez çöküş

Sovyet Devrimi’nin yüzüncü yıldönümü muhtemelen küresel bir çöküşe rast gelecek. Sık sık ilan edilen o düzelme, hala ufukta görünmüyor ve ırkçı tonlara sahip sağcı bir dalga birikmekte.

Yeni bir öznellik ortaya çıkmadığı ve farklı bir toplumsal model gelişmediği sürece, kapitalizmin çöküşü bitmek bilmez ve muazzam yıkıcılıkta bir süreç olacak. On dokuzuncu yüzyılda işçi hareketinin sergilediği öznellik bugün o kadar çözülmüş görünüyor ki, yakın gelecekte olası herhangi bir derlenme hayal edemiyoruz.

Continue reading “Yaklaşan ’17 – Franco “Bifo” Berardi”
Reklamlar

Le Guin: Kitapları metalaşmadan kurtarmak üzerine – Maria Popova

İnsanların insan kaynaklı her güce direnmesi ve onu değiştirmesi mümkündür. Direniş ve değişim çoğu zaman sanatta başlar. En çok da bizim sanatımız, sözcüklerin sanatında.

Leo Tolstoy, gençliğinde yanlış sebeplerle yazmış olma hatası üzerine tefekkür ederken, tavizsiz bir öz-farkındalık ile, “yazdıklarımla ün ve para kazanmak için iyiyi gizlemem ve kötüyü göstermem gerekiyordu,” diye itiraf etmiştir. Genç bir adamken, “ya son derece kutsal olan ya da kutsallığı hiç tanımayanlara özgü bir özgüvene sahip ve halinden memnun” olan diğer edebiyat vurguncularıyla birlikte, edebiyata maddi amaçlar için bir araç, takdir toplamak ve kazanç elde etmek için takas edilen bir pazarlık kozu gözüyle bakmıştı. Yaklaşık olarak aynı dönemde, Atlantik’in karşı yakasında, genç William James, amacı kazancın önüne koymak için zorlu bir karar verdi – onu en sonunda Amerikan psikolojisinin kurucu babası yapacak bir karar – ve bu vazgeçişin düğüm noktasını şöyle özetledi: “Ne de olsa, hayattaki en büyük mesele, beden ve ruhun nasıl bir arada tutulacağı gibi görünüyor.” Sanatçıların da karnını doyurması gerek elbet, ama bunu ne pahasına, kimin terazisinde tartılarak yapmalılar?

Continue reading “Le Guin: Kitapları metalaşmadan kurtarmak üzerine – Maria Popova”

Bifo Berardi ile siyasal iktidarsızlık ve Silikon Vadisi’nin küresel yükselişi üzerine

“Siyaset, yapısal, sistemsel sebeplerle iktidarsızlık çağına girmiş bulunuyor. Siyasetçiler çok zayıf veya aptal olduğu için değil. Siyasetin, eleştirelliğin, karar almanın zaman ayarı, bilgi alanının geçiciliği tarafından geride bırakıldı. Bilgi alanı siyasal anlayış, siyasal eleştiri, siyasal akıl için fazla hızlı, fazla anlaşılmaz. Bu yüzden siyasal karar sürecinde sürekli senkronizasyon sorunu yaşıyoruz. Bu durumda ne oluyor? Toplumun bedeni, teknolojinin entelektüel gücünden ayrılıyor ve eski aptalca kimlik oyununa meylediyor. Eleştiri değil kimlik—beyazım, siyahım, Müslüman’ım, Hıristiyan’ım. Siyasal eleştirinin yerini bu tür bir kimlikçilik alıyor. Bu durumda da savaş kaçınılmaz hale geliyor. Bugün savaş konuşulabilir tek dil. Teknolojik kudretin mali yırtıcılıkla iç içe geçmesinin etkisi bu. İktidarsızlık koalisyonu bu. İktidarsızlığı kabul etmek zordur. Özellikle de beyaz erkeklerin maço, agresif, emperyalist kültürü düşünüldüğünde.”

İtalyan filozof Bifo Berardi, Akdeniz’deki mülteci ölümlerine “sahilde Auschwitz” dediğinde, hepimiz kaş yaparken göz çıkardığını düşündük. Dünyanın dört bir yanında sınır geçişlerinde yaşanan insan hakları ihlalleri afallatıcı ve acil eylem gerektiriyor, evet. Ama kavramların sınırlarını zorlamak tarihi çarpıtma riski içeriyor. Bifo ne demek istemişti, kendisine sorduk.

Continue reading “Bifo Berardi ile siyasal iktidarsızlık ve Silikon Vadisi’nin küresel yükselişi üzerine”

Röportaj: Radikal feministlere yönelik saldırılar Arjantin’e ulaştı

Raquel Rosario Sanchez, Feministas Radicales Independientes de Argentina’nın (FRIA, Arjantin Bağımsız Radikal Feministler) üyesi Maira ve Ana ile görüştü. Şubat ayında Ni Una Menos tarafından örgütlenen bir toplantıda, Ana eril bir trans aktivist tarafından saldırıya uğramıştı.

Continue reading “Röportaj: Radikal feministlere yönelik saldırılar Arjantin’e ulaştı”

Kendi sonunu getiren insanlık – Bill McKibben

www.rollingstone.com

Bill McKibben’ın “FALTER: Has the Human Game Begun to Play Itself Out?” kitabından bir bölüm

İşlerin çok daha kötüye gitmesi muhtemel.

2015’te, Matematiksel Biyoloji Dergisinde yayınlanan bir çalışma, okyanusların bu hızla ısınmaya devam etmesi halinde, 2100 itibariyle “fotosentez sürecini kesintiye uğratarak fitoplanktonların oksijen üretimini durdurmaya neden olacak sıcaklığa ulaşabileceğine” işaret etti. Dünyadaki oksijenin üçte ikisinin fitoplanktondan geldiği düşünülürse, bu “hayvan ve insanların kitlesel şekilde ölümü ile sonuçlanabilir.”

Continue reading “Kendi sonunu getiren insanlık – Bill McKibben”

‘Hakikat sonrası’ yanıltmacası – Rune Møller Stahl

Brexit ve Trump’ın zaferi, liberal medyayı bir aptallık yıldırımı gibi çarptı. Seçmenler, nasıl olmuştu da, bunca yorumcunun, ayık kalem erbabının ve hakikat anlatıcısının uyarılarını görmezden gelebilmişti? Neredeyse ağız birliği etmişçesine, şu cevabı verdiler: Hakikat sonrası siyaset ile karakterize olan bir çağda yaşıyoruz. Forbes ve New York Times gibi büyük medya kuruluşlarının itelediği bu “hakikat sonrası” tespiti, yakın zamanda Oxford sözlüklerine de yılın yeni sözcüğü olarak girdi. Huffington Post’ta yayınlanan “Hakikat Sonrası Ulusu” başlıklı bir yorum yazısı, kısa ve öz bir şekilde şu fikri dile getiriyordu: “Geleceğimizin en büyük sorunu siyasi değil; ekonomik değil; rasyonel bile değil. Hakikat karşısında kurgunun savaşı.”

Continue reading “‘Hakikat sonrası’ yanıltmacası – Rune Møller Stahl”

Kapitalizme karşı ikinci el bisiklet – Sam Harvey

Yeni Özgür Politika

Yeni Zelandalı Loop Groop bisiklet kooperatifi, aşırı ve gereksiz tüketimin hâkim olduğu ve bunu hiç umursuyor görünmeyen bir sosyopat şirketler okyanusunun ortasındaki bağımsız bir ada gibi.

Carl Naus ve Dylan Pyle’nin özgürlük anlayışı hepimize bir çağrı. Onlar, bisikletlerin getirdiği sınırsız bağımsızlığa inanan iki anarşist.

Şehir atıklarından geri dönüştürerek ‘kendin yap’ tarzında faaliyet yürüttükleri tamirhanede görüştüğümüz Carl, “bisiklet gerçekten de anarşist değerlerin cisimleşmiş hali,” diyor.

“Buraya gelip kendi başınıza tamir yapabilirsiniz, tamamen ücretsiz ve benzin de gerekmiyor.”

Continue reading “Kapitalizme karşı ikinci el bisiklet – Sam Harvey”

Hafızamızı nasıl geliştirebiliriz? – Adam Grant

İnsanlar aslında muazzam bir hafıza kapasitesine sahipler. Sadece nasıl kullanacağımızı bilmiyoruz.

İyi bir barmende bulunması gereken özellikler nelerdir? İdeal adayınız muhtemelen bir ayrılık sonrası sizi teselli edebilecek, gıcık müşterilerle baş etmesini bilen ve bir sürü kokteyli hızla hazırlayabilecek bilgi ve beceriye sahip biri olacaktır.

Continue reading “Hafızamızı nasıl geliştirebiliriz? – Adam Grant”

Rênas Jiyan: Biz yuvamızı sevmiyoruz

Ben romanlarımda karakterlerin kendi duygu ve düşüncelerini özgürce aktarmalarına müsade  ediyorum. Bu romanı senfonik kılıyor. “Di Tuwaletê De” ve “Spîtama”daki karakterler buna iyi örneklerdir. Ben kitaplarımda konu edindiğim kişileri özgür bırakıyorum, fakat birçok yazar onları kendi kölesi yapıyor.

Röportaj: Argeş KEHNÎHEJÎRÎ

Kürtçeden Türkçeleştiren: Miheme PORGEBOL

Rênas Jiyan, kısa bir süre önce “Stranên Sor Niviştên Mor” adlı yeni romanıyla okuyucularına merhaba dedi. Bu eser kendini okutarak inşa ediyor. Peki nasıl? Çünkü okuyucuyu sayfa sayfa büyüye doğru sürüklüyor ve romanın sırrı çözüldüğünde okuyucu elinde tuttuğunun bir roman olduğunu anlıyor.

Continue reading “Rênas Jiyan: Biz yuvamızı sevmiyoruz”