Hobsbawm’ın kıtalar aşan sesi – Emile Chabal

Eric Hobsbawm

Neredeyse tüm Marksistler kendilerini küresel bir topluluğun parçası olarak hayal etmişlerdir. Marksizm belki de diğer tüm modern ideolojilerden daha çok, takipçilerine bir bölgeler, ülkeler ve kıtalar arası bağlılık duygusu vermiştir. 20. yüzyıl boyunca Marksist idealleri benimsemiş aktivistler, düşünürler, siyasetçiler, öğrenciler, işçiler, gerilla savaşçıları ve parti apparatçikleri, Marksizm’in ne olduğu veya ne yönde ilerlediği konusunda nadiren aynı görüşte olsalar da yalnız olmadıklarını biliyorlardı. En zirve noktasındayken Marksizm, tüm o sapkınları, kafirleri, yalancı kurtarıcıları ve alimleri ile, en azından Müslüman ümmeti kadar güçlü bir birbirine bağlı topluluklar ağı yaratmıştı. Continue reading “Hobsbawm’ın kıtalar aşan sesi – Emile Chabal”

Reklamlar

Cinsiyet İkili mi? – Alex Byrne

1_uEcGRyadkd_mpI6BjF3gFg.png

Toplumsal cinsiyet kimliği sorunları ile mücadele edenler için, insanlarda biyolojik cinsiyetin tutucu bir şekilde pembe ve maviye ayrılmış olmaktan ziyade muhteşem bir gökkuşağı olduğunun söylenmesi özgürleştirici ve mutluluk verici olabilir. Ama bu “iyi hissetme” yaklaşımı, interseks hastaları kandırmaktan pek farklı değil: otonomiye saygı dürüstlük gerektirir. Ve son olarak, trans insanları savunanlar (veya başka herkes) pozisyonlarını sallapati biyoloji yorumlarına dayandıracaklarsa, bu en nihayetinde düşmanlarının işine yarayacaktır.

Biyolog ve toplumsal cinsiyet çalışmaları kuramcısı Anne Fausto-Sterling, “Why Sex Is Not Binary” başlıklı New York Times makalesinde meseleye açıklık kazandırmaya çalışıyor: “İki cinsiyet, insan çeşitliliğini açıklamak için hiçbir zaman yeterli olmadı.” Fausto-Sterling’e göre, bazı insanların ne dişi ne de er (veya belki de hem dişi hem er) olduğu “uzun süredir biliniyor.” Continue reading “Cinsiyet İkili mi? – Alex Byrne”

Brezilya’da seçimler: Demokrasiye karşı ayrıcalıklar – Alfredo Saad-filho

GettyImages-1052634526-1.jpg

Jair Bolsonaro, otoriter neoliberalizmin Brezilya ve dünya genelinde yükselişinin temsilcisi. Başkan seçilmesi halinde Brezilya demokrasisi çökebilir.

Brezilya 28 Ekim 2018’de yeni başkanını seçecek [Jair Bolsonaro seçildi, ÇN.]. İşçi Partisi’nden (PT) seçilmiş Başkan Dilma Rousseff bir yargı-meclis darbesiyle görevden alındığından bu yana yeni yönetim (eski başkan yardımcısı Michel Temer’in liderliğinde) neoliberal “reform” ajandasını uygulamaya koydu. Ekonomik kriz hız kesmeden devam ediyor ve PT’nin siyaset sahnesinden silinmesine yönelik kampanyanın yoğunlaşması, eski başkan ve PT kurucusu Luiz Inácio Lula da Silva’nın hapse atılmasına kadar vardı. Continue reading “Brezilya’da seçimler: Demokrasiye karşı ayrıcalıklar – Alfredo Saad-filho”

Kadınların ifade özgürlüğü – Rosario Sanchez

Bu korku bizi susturuyor ve uysallaştırıyor. En önemlisi de, bizi, kendisi de tecrit edilmiş, bizimle aynı endişeleri taşıyan diğer kadınlardan izole ediyor. Kendi içimize çekildikçe, bizi içten tecrit ediyor; uyum göstermiyor olabilecek başka kadınlara mesafe koyduğumuzda ise bizi dıştan tecrit ediyor.

Herkese iyi akşamlar.

Burada olduğunuz için teşekkürler. Bristol İfade Özgürlüğü Topluluğuna beni davet ettiği ve bu konuyu ele aldığı için bilhassa teşekkürler.

Bize bu akşam burada yer verenlere de özellikle teşekkür etmek istiyorum… Hukukun üstünlüğüne saygı göstermekten başka bir şey yapmayan ve bunu yaparak hepimizin hakları için, benim burada konuşma hakkım ve sizin beni dinleme ve argümanlarıma itiraz etme hakkınız için tavır almış olan Bristol Üniversitesi’ndeki herkese tek tek teşekkür ediyorum. Continue reading “Kadınların ifade özgürlüğü – Rosario Sanchez”

Beyana dayalı cinsiyet ve güvenli alanlar – Kathleen Stock

Kathleen Stock

Demek Cinsiyetin Tanınması Kanununu cinsiyeti kişi beyanına dayandıracak şekilde değiştirmenin dişilere özel alanlar açısından pratikte hiçbir değişiklik yaratmayacağını düşünüyorsunuz?

Mevcut durum şu: Birleşik Krallık’ta, daha önce cinsiyete göre ayrılmış olan alanlar – çoğunlukla da tuvaletler – giderek resmî olarak üniseks (‘cinsiyet bakımından nötr’) hale geliyor. Gayri resmî olarak üniseks hale gelenler de ayrıca bir yekûn oluşturuyor: kendini kadın tanımlayan erkekler şirket politikası sayesinde girebiliyorlar (YHA [gençlik hostelleri], Guides [izciler], Topshop [giyim mağazası] vs.). Continue reading “Beyana dayalı cinsiyet ve güvenli alanlar – Kathleen Stock”

Eşcinsel Hakları ve Trans Hakları: Benzerlikler ve Farklılıklar

feminist vesvese

Son dönemde feministlere yönelik sıkça karşılaştığımız “transfobik” suçlaması yerel değil küresel bir çatışmanın göstergelerinden. Dünyada trans hakları hareketi görünürleşirken, kimi feministler de bu hareketin politik iddiaları ve taleplerinin kadınların çıkarlarıyla çatıştığını dile getirdiği için bu suçlamaya maruz kalıyor. Aslında transfobi suçlaması ile karşı karşıya kalmak için trans hakları hareketini eleştirmeye bile gerek yok, kadın anatomisinden bahsetmenin dahi transfobik olarak damgalanabildiği örneklerle karşılaşıyoruz. Bununla paralel olarak dünyanın birçok yerinde, cinsiyetle ilgili trans hakları hareketinin taleplerini merkeze alan yeni yasalar çıkıyor ya da öneriliyor. Birleşik Krallık’ta kişinin salt kendi beyanıyla cinsiyetini değiştirmesine olanak sağlayan yasa tasarısına dair tartışmaların feministlerin itirazlarıyla yoğunlaştığını da izliyoruz. Bunun kadınlar ve kız çocukları için ne gibi sonuçlar doğurabileceğini anlatan değerlendirmelerden birine Dünyadan Çeviri’den erişebilirsiniz. Çevirdiğimiz bu yazı ise, meseleyi biraz daha derinden ele alma derdinde. Feminist felsefeci Jane Clare Jones, “transfobi” suçlamasını temel alarak günümüzün trans hakları hareketini, geçmişin eşcinsel hareketiyle karşılaştırıyor. Aradaki farkın neden ve…

View original post 4.728 kelime daha

Hakikat sonrası derken neyi kastediyoruz? – Diana Popescu

4-lzlcnib-e1518008104505.jpg

Ben bunu yazar ve siz de okurken, uzayda kırmızı bir Tesla içinde, David Bowie’nin Space Oddity şarkısı eşliğinde seyahat eden Starman adlı bir kukla olacak. SpaceX’in Falcon Heavy roketinin bu başarısının birden fazla anlamı var ama bunlardan bir tanesi, arka fonda yerküre ile Starman’in Twitter’da coşkuyla dolaşan resmi, dünyanın düz olduğuna dair, savunucularının dünya fotoğraflarında bir eğimin net şekilde seçilemiyor olmasını sık sık kanıt olarak sundukları teorilere en sonunda bir nokta koyacak. Continue reading “Hakikat sonrası derken neyi kastediyoruz? – Diana Popescu”

Women’s Place UK adına Lortlar Kamarasında yaptığım konuşma – Kathleen Stock

Bu hikâyeden çıkarılacak ders ise şu: kamu kurum ve kuruluşlarının kimden ve ne konuda tavsiye alacakları konusunda daha dikkatli olması gerekiyor. Ve üniversitelerin, bu alanda şu anda kabul görmekte olan düşünce şeklini şiddetle eleştirebiliyor olabilecek yeni araştırmalar üretebilmesini desteklemek gerekiyor.

ks

10 Ekim 2018

(Not: Toplantıda bu konuşmanın kısaltılmış bir versiyonu yapıldı. Trans Soruşturması Raporu ise, dudak uçuklatan görkemiyle şuradan okunabilir.)

Yasal olarak cinsiyet değiştirmeye ilişkin kamu politikası geliştirirken, sadece bir değil birçok çıkar kümesinin söz konusu olduğu, A Woman’s Place ve Fair Play for Women gibi kampanyalar sayesinde sanırım herkes için artık net.

Özet geçmek gerekirse: biyolojik eril cinsin erkek olarak toplumsallaşmış olan üyelerine doğum sertifikalarına ‘dişi’ sözcüğünü yazdırmayı çok kolay hale getirecekseniz, basitçe şu şekilde ifade edilebilecek en az iki sorununuz olacaktır: Continue reading “Women’s Place UK adına Lortlar Kamarasında yaptığım konuşma – Kathleen Stock”

Julian Norman Lortlar Kamarasında

Toplumsal cinsiyet kimliği doğuştansa, o zaman, dişi cinsine iliştirilen ve bizim toplumsal cinsiyet adını verdiğimiz ve tarihsel olarak kadınları ezmeye hizmet etmiş olan kültürel normlar arıza değil, doğadaki bir tasarım özelliğidir. Kadınların küresel ve tarihsel olarak ezilmişliğini kendilerinde doğuştan olan bir şeye atfetmek isteyen bir felsefenin sonu – bu ister rahim gezdirmek, ister frenoloji, isterse evrimsel psikoloji olsun – kadınlar için hiçbir zaman iyi bitmemiştir. Bu perspektiften hukuki düzenlemeler yaparken, son derece ağırdan almalıyız.

6b1dc5fd846d5d3fbcd9e8e244b19e62_0.jpg

Julian Norman insan hakları konusunda uzman bir avukat. Bu metin 10 Ekim 2018 tarihinde Lortlar Kamarasındaki bir toplantıda yaptığı konuşmaya ait.

womansplaceuk.org

12 Ekim 2018

[Toplumsal] Cinsiyetin Tanınması Kanunu’nun (“GRA”) arka planında, BK hükümetinin, onu yasada bir kadın olarak tanımamasının İHAS’nin 8. Maddesinin ihlali olduğu iddiasıyla, BK hükümetini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne veren Christine Goodwin’in davası vardı. Eril [male] partneriyle evlenememesi, eşitsiz emeklilik yaşının yol açtığı zorluklar ve her göstermek zorunda kaldığında trans olduğunu açığa çıkaran, kendisini eril olarak gösteren doğum sertifikasının yol açtığı sıkıntılar dahil ayrımcılıktan mustaripti. Continue reading “Julian Norman Lortlar Kamarasında”

Bilim kurgu neden en önemli sanatsal tür? – Yuval Noah Harari

Screen Shot 2018-10-16 at 01.37.53.png

Tarihçi Yuval Noah Harari bilim kurgunun kamuoyu görüşünü şekillendirme gücüne sahip olduğuna inanıyor.

Çok satan Sapiens ve Homo Deus kitaplarının yazarı Yuval Noah Harari, büyük bir bilim kurgu hayranı ve yeni kitabı 21 Lessons for the 21st Century‘de (21. Yüzyıl için 21 Ders) bu konuya bir bölüm ayırmış.

Geek’s Guide to the Galaxy podcast programının 325. bölümünde, “Bugün bilim kurgu en önemli sanatsal tür,” diyor Hariri, “çünkü önümüzdeki on yıllarda hayatlarımızı ve toplumumuzu muhtemelen bugüne kadarki tüm gelişmelerden daha çok değiştirecek olan yapay zeka ve biyoteknoloji gibi konularda kamuoyunun algısını şekillendiriyor.” Continue reading “Bilim kurgu neden en önemli sanatsal tür? – Yuval Noah Harari”