Kapsayıcılık adına kadına yönelik ayrımcılık – Vancouver Kadın Sığınağı

1. 14 Mart 2019’da, adil olmayan ve problemli bir sürecin sonunda, Vancouver Şehir Konseyi, kamusal eğitim çalışmalarımızı desteklemek için bize verilen yıllık mali desteği sonlandırma yönünde oy kullandı.

2. Vancouver Şehir Konseyi’nin kararı, bizi, temel hizmetlerimizden bazılarını yalnızca dişi doğmuş kadınlara sunma yönündeki uygulamamızı değiştirmeye zorlamayı amaçlıyor. Kurumumuzun eşitlik arayışındaki bir grup olarak statüsü ve dişi olan kadınlara hizmet verme hakkı, 2003’te British Columbia Yüksek Mahkemesi tarafından, 2005’te British Columbia Temyiz Mahkemesi tarafından ve 2007’de Kanada Yüksek Mahkemesi tarafından yeniden teyit edilmişti.

Continue reading “Kapsayıcılık adına kadına yönelik ayrımcılık – Vancouver Kadın Sığınağı”
Reklamlar

Noam Chomsky: ‘Birkaç kuşak sonra, örgütlü insan toplumu diye bir şey kalmayabilir’

Yeni Özgür Politika

Aralık ayında 90 yaşına basan Chomsky, kampus odasının kendi ününe zıt zarif sadeliği içinde, Arizona Üniversitesi’nde siyaset ve küresel krizler üzerine dersler vermeye ve yazmaya devam ediyor.

Chomsky, dil alanında paradigma yaratan çalışmalarının yanı sıra, Amerikan dış politikasının ve onun dünya genelinde insan hakları ihlalleri ve askeri saldırganlıkla bağlantısının en açık sözlü eleştirmenlerinden biri olmasıyla tanınıyor. Meslektaşı merhum Ed Herman ile birlikte, büyük medyanın “propaganda modeli” üzerine, ekonomik ve siyasi elitlerin ideolojik meşruiyetlerini nasıl sürdürdüğünü açıklayan bir teori geliştirdi. Bu model, şirket sahipliği, reklam bağımlılığı, sistem odaklı kaynak kullanımı uygulamaları, sağdan eleştiri ve ideolojik anti-komünizm gibi bir dizi filtre üzerinden, yeni medyanın elit iktidarını pekiştiren bir propaganda sistemi olmasına yol açıyor.

Continue reading “Noam Chomsky: ‘Birkaç kuşak sonra, örgütlü insan toplumu diye bir şey kalmayabilir’”

İsimleri dipnotlarda kaybolan bilim kadınları – Ed Yong

Yeni bir çalışmada araştırmacılar, genetik bilimine yaptıkları önemli katkılar göz ardı edilmiş kadın programcıları ortaya çıkardılar.

Bu fotoğraftaki kadınların hiçbirinin adı kayda geçmemiş.

Bilimde—benim çalışma alanımda pek nadir olan—önemli çalışmaların övgüsünü kimin alacağı sorusu, makalede herkesin görebileceği şekilde belirtilir. Bilimsel makalelerin en tepesinde yer verilerek onurlandırılan yazarlık, itibar ve kariyer açısından önemlidir; nadiren okunan teşekkür kısmında adının geçmesi ise, pek önemli değildir.

Continue reading “İsimleri dipnotlarda kaybolan bilim kadınları – Ed Yong”

Haiti’de ayaklanma: Devrimci bir geçmişin ve geleceğin fısıltısı*

(*) Eylül 2018 – The Tricontinental

Tarım ülke ekonomisinin yalnızca %25’ini oluşturmasına rağmen, Haitili işçilerin yarısı bu sektörde çalışıyor. IMF’nin ticaret liberalizasyonu politikaları tarımsal ihracattaki tarifeleri düşürdü, tarıma yatırım yapmayı cazip olmaktan çıkardı, kırsal işsizliği arttırdı, aşırı kalabalık başkente göçü arttırdı ve ‘serbest ticaret bölgeleri’ içindeki küçük fabrikaların önünde sırada bekleyen bir işgücü ordusu yarattı. Haiti bir zamanlar kendine yeterli bir pirinç üreticisiydi, şimdi ABD’den ithal ediyor. 2018’deki mücadelenin baş kahramanı kentli işçi sınıfı ve yoksullardı, köylülükten, yani tarım işçileri ile küçük köylülerden çok az katılım olmuştu.

Continue reading “Haiti’de ayaklanma: Devrimci bir geçmişin ve geleceğin fısıltısı*”

İsyanlar, dış müdahaleler ve diktatörlüklerle dolu bir tarih: Haiti*

(*) Bu yazı 2010 Haiti depremi ardından Toplumsal Özgürlük 31. sayıda yayınlanmıştır.

Haiti, bağımsızlığının bedelini sürekli ambargolarla, saldırı, işgal ve destabilizasyon çabaları ile ödedi. Fransa 1825’te Haiti’ye kaybettiği köle geliri karşılığında 150 milyon Frank tazminat ödemeyi şart koştu. Ülke 1947’ye dek bu tazminatı ödemek zorunda kaldı. 1915–37 arasında, 1. Dünya Savaşı’nı bahane eden ABD’nin işgali altında kaldı. 1957–86 arasında ABD’nin kuklası Duvalier, kanlı rejimi ile ülkeyi emperyalizmin çiftliği haline getirdi. Duvalier, Haiti’nin mücadeleci tarihinde bir kırılma noktası. Kendi halkını, kurduğu kontra birliklerle kırıma uğratarak emperyalistlere hizmet eden, efendileri ile aynı ligde oynama hevesine düşmüş yoz bir ulusal politikacı. Duvalier’nin mezar taşında, yaşamına esin kaynağı olan kişiler arasında, Mustafa Kemal Atatürk adı da sayılıyor.

Continue reading “İsyanlar, dış müdahaleler ve diktatörlüklerle dolu bir tarih: Haiti*”

Kesişimsellik ne değildir? – Holly Lawford-Smith

22 Ocak 2019

[Görsel: radicalwomen.org].

Son zamanlarda ana akım feminist aktivizmi takip ettiyseniz, feminizmin her yerde herkes için bir hareket olduğunu düşünmeniz işten bile değil. Bu pozisyonu almaya yol açan hata aslında biraz ilginç. ‘Kesişimsellik’ fikrinin yanlış anlaşılmasından kaynaklanıyor. “Feminizmin kesişimsel değilse, palavradır” popüler bir feminist slogan. Bir süre önce üniversitede bu sloganı taşıyan bir afiş görüp öyle rahatsız oldum ki, üstüne “Feminizmin başka kadınlara nasıl feministlik yapılacağını söylemeyi içeriyorsa, palavradır” yazdım. Bir hafta geçmesine rağmen öfkem geçmeyince gidip indirdim afişi. Üzgünüm, pişman değilim!

Continue reading “Kesişimsellik ne değildir? – Holly Lawford-Smith”

“Seks işi” neoliberal bir kavram – Stan Goff

Batılı eril mitleri olan sözleşmeci köken mitlerinde, yetişkin beyaz erkek olmayan hiçbir siyasal özne yoktur. Kocanın reis olduğu çekirdek aile özel alanı, kadın ve çocukların kamusal bakıştan ve siyasetten gizlenebildiği yerdir. Rousseau bunları, kendi köken mitinde, kamusal-özel ayrımını açıkça cinsiyetli bir şekilde vurgulayarak cinsiyetle ilişkili “ön toplumsal ilişkiler” olarak kabul etmiştir. “Kadınların eğitimi,” diye yazmıştır, “daima erkeklerinkine bağlı olmalıdır. Bizi memnun etmek, bize faydalı olmak, bizi kendilerine sevdirmek ve saydırmak, bize akıl vermek, bizi avutmak, yaşamlarımızı kolay ve makbul kılmak… kadınların görevi daima bunlardır ve çocukken onlara öğretilmesi gereken budur.”

Benim gibi DSA (Democratic Socialists of America) üyesi Angel Castillo’nun Democratic Left’teki yazısına cevap

“Fuhuş üzerine liberal feminist perspektifler, politika ve akademik tartışmaları, fuhşu seçen kadınların haklarını koruma ihtiyacına odakladı.”

— Cheryl Nelson Butler

“Kanun, tüm o haşmetli eşitliği içinde, yoksulların yanı sıra zenginlerin de sokaklarda dilenmesini, ekmek çalmasını ve köprü altında uyumasını yasaklar.”

— Anatole France

Continue reading ““Seks işi” neoliberal bir kavram – Stan Goff”

Cinsiyet Rollerini Altüst Eden Beş Bilimkurgu & Fantastik Kitap – Amy Ewing

Her yazar, kurgusal dünya yaratma sürecine farklı yaklaşır. Yapılan tercihler ve yaratılan toplumlar, yazar hakkında en az hikâyenin kendisi kadar şey anlatabilir. Fantastik edebiyatın en güzel yanı, toplumsal normların tamamen yazarın tahayyülüne kalmış olması. Cinsiyet rolleriyle oynayan beş kitabı sizin için sıraladım.

Yeni Özgür Politika

Karanlığın Sol Eli, Ursula K. Le Guin

Le Guin bu türün ustası ve bu kitap bilimkurgu/fantastik dalında cinsiyetle nasıl oynandığı açısından belki de her listenin ilk sırasındadır. Gethen gezegenindeki insanlar ambiseksüel (her-iki-cinsel), sabit bir cinsiyetleri yok—cinsiyetlerini her çiftleşme döneminde kendileri seçebiliyorlar. O sürenin dışında tek bir cinsiyette kalmayı seçenlere sapkın gözüyle, bir anormallik olarak bakılıyor. Bu çift cinsiyetliliği keşfi, Gethen’i diğer gezegenlerle esnek bir konfederasyona dahil etmek için gönderilmiş olan ana karakter için epey zorluğa sebep oluyor ama sonuç itibariyle çok keyifli bir okuma ortaya çıkıyor.

Continue reading “Cinsiyet Rollerini Altüst Eden Beş Bilimkurgu & Fantastik Kitap – Amy Ewing”

Franco “Bifo” Berardi ile günümüz Avrupa’sında işçi olmanın anlamına dair

Creston Davis, Franco “Bifo” Berardi ile mülakatında günümüz Avrupa’sında işçi olmanın anlamını, içinde yaşadığımız internet çağını ve Avrupa’da ortaya çıkan ideolojik ayrışmayı ele aldı.

Creston Davis: The Soul at Work kitabınız (Ruh İşbaşında, Metis, 2012. Çev: Fırat Genç) yakın zamanda İngilizceye tercüme edildi. Bu kitap yalnızca çalışma koşullarının derinlikli bir değerlendirmesi olmakla kalmıyor, çalışmanın yaşamlarımızı nasıl etkilediğini de ele alıyor. Kitabın arkasında ne vardı?

Franco Berardi: The Soul at Work felsefe ile işçi hareketi tarihi arasındaki ilişkiye yeni bir çerçeve getirme girişimi. Özellikle de İtalyan otonomcu hareketin perspektifinden ve İtalyan teorisinin özgünlükleri üzerinden. İtalyan otonomculuğu, bana göre, yabancılaşmanın bir tür yeniden tanımlanması. Yabancılaşma yalnızca kötü bir durum değil, kapitalist sistemin dışında olma durumu olarak da görülebilir. İtalyancada “estranita” diye bir sözcük var, anlamı topluluk kurma, kapitalist tahakküm alanının dışında yaşam formları yaratma kabiliyeti.

Continue reading “Franco “Bifo” Berardi ile günümüz Avrupa’sında işçi olmanın anlamına dair”

Siyah feministler siyah hareketinde cinsiyetçiliğe dair deneyimlerini anlatıyor

Black Power’ın çük-merkezliliği. Siyah feministler siyah hareketinde cinsiyetçiliğe dair deneyimlerini anlatıyor.

Marlon Riggs: Siyah maskülenlik… Siyah erkeklik… Mesele en nihayetinde, tamamen bununla alakalı hale gelmedi mi? İktidarsızlaştırılmış eril kimliğin kurtarılması.

Bell Hooks: Siyah ezilmişliğinin özellikle cinsel açıdan tarihini George Jackson ve Eldridge Cleaver’ın metinleri üzerinden tercüme ettiğimizde, iktidarsızlık ve iğdiş edilme şeklinde bütünüyle cinselleşmiş olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla siyah ırkın ihyası, “bu bir çük meselesi”ne tercüme oluyor. Bu yüzden “siyahlık gerçekten de kendini gizlemiş bir çük meselesi ise, ciddi bir sorunumuz var” diyorum. Çünkü bu bir anlamda fallus tapıncı.

Continue reading “Siyah feministler siyah hareketinde cinsiyetçiliğe dair deneyimlerini anlatıyor”