6 maddede referandumda neden HAYIR demeliyiz? – Yanis Varoufakis

varufakis-euro-grubu-na-uyeligimiz-pazarliga--7462704_o.jpg

  1. Müzakereler, Yunanistan’ın kreditörleri (a) ödenemez devlet borcumuzu azaltmayı reddettiği ve (b) bu borcun toplumumuzun en zayıf üyeleri ve onların çocukları ve torunları tarafından ‘parametrik olarak’ ödenmesi gerektiğinde ısrar ettikleri için tıkandı.
  2. IMF, ABD hükümeti, dünya üzerindeki birçok başka hükümet ve en bağımsız ekonomistler, borcun yeniden yapılandırılması gerektiği konusunda bizimle hemfikir.
  3. Avro grubu daha önce (Kasım 2012) borcun yeniden yapılandırılması gerektiğini kabul etmişti ama bir borç yapılandırmasına girişmeyi reddediyor.
  4. Referandumun ilanından bu yana resmi Avrupa, borç yeniden yapılandırmasını tartışmaya hazır oldukları konusunda sinyaller gönderiyor. Bu sinyaller resmi Avrupa’nın kendi ‘son’ teklifine kendisinin de HAYIR oyu vereceğini gösteriyor.
  5. Yunanistan Avro içinde kalacak. Yunan bankalarındaki mevduatlar güvende. Kreditörler banka kapatmalarına dayanan bir şantaj stratejisini seçmiş durumdalar. Mevcut açmaz, kreditörlerin yaptığı bu tercihten kaynaklanıyor, Yunan hükümetinin müzakerelere devam etmemesi veya Yunan tarafında Avro’dan çıkma veya devalüasyon gibi bir fikir olmasından değil. Yunanistan’ın Avro bölgesindeki ve Avrupa Birliği’ndeki yeri pazarlığa açık değildir.
  6. Gelecek, Avro bölgesi içinde ve Avrupa’nın kalbinde onurlu bir Yunanistan talep ediyor. Bu gelecek, Yunanların Pazar günü koca bir HAYIR cevabı vermesini, Avro bölgesinde kalmamızı ve bu HAYIR cevabının bize vereceği güçle, Yunanistan’ın devlet borcunu, zenginlerle yoksullar arasında yükün nasıl dağıtılacağı ile birlikte, yeniden müzakere etmemizi talep ediyor.
    Serap çevirdi

Yunanistan kaosta: Syriza’nın son hamlesi işe yarayacak mı? – Paul Mason

2Çeviri: Serap Güneş

Gönüllüler tarafından işletilen klinikte çalışan Nineta insanların korktuğunu ama kendisinin sonuna kadar Syriza’nın arkasında olduğunu söylüyor. Korkunun ilacı dayanışmadır, diyor. Ama bankalar kapalı kalmaya devam ederse ayakta kalmak için ne kadar dayanışma gerekecek, kimse bunu bilmiyor.

Orijinal

29 Haziran 2015

Yunanlar Avroda kalmak için kemer sıkma yönünde oy kullanır ve Pazartesi günü her şey sona ererse, modern Avrupa’da iktidara gelen ilk sol parti başarısız olmuş sayılacak Okumaya devam et

Nobel ödüllü ekonomist Stiglitz, Yunanistan krizinde Troyka’yı suçladı

MW-DN614_greece_20150608144133_MGNobel ödüllü Stiglitz, TIME’a, Yunanistan’a harcama kesintileri dayatan kuruluşların ve ülkelerin “suç işlediklerini” söyledi

Birkaç yıl önce Yunanistan henüz ekonomik bunalıma girişinin başlangıcındayken, Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, Yunan görevlilerle kriz meselesini nasıl tartıştığını hatırlıyor. İstedikleri şey büyümeyi tetikleyecek ve istihdam yaratacak bir teşvik paketiydi ve Birleşmiş Milletler için küresel finans krizi ile nasıl başa çıkılacağı konusunda etkili bir raporu henüz yazmış olan Stiglitz, bunun ilerlemek için en iyi yol olduğu konusunda onlarla hemfikirdi. Yunanistan’ın yabancı kreditörleri, bunun yerine katı bir kemer sıkma programı empoze ettiler. Yunan ekonomisi 2010’dan bu yana %25 küçüldü. Harcama kesintileri çok büyük bir hataydı, diyor Stiglitz, ve kreditörlerin bunu kabul etmesinin zamanı geldi. Okumaya devam et

Çeviriliyor: “Dinle Anarşist!” Simon Springer’in “Radikal bir Coğrafya Neden Anarşist Olmalı”sına Kişisel bir Yanıt – David Harvey

(Gönüllü çevirmenler aranıyor)*

Simon Springer (2014) radikal bir coğrafyanın Marksist olup iç bayacağına taze anarşist olması gerektiğini savunduğu canlı ve polemikçi bir yazı yazdı. Bu yazı da birçok polemik yazısı gibi yanlış ifadeler, abartılar ve kişiselleşmiş eleştiriler içeriyor ancak Springer’in ortaya attığı sorular tartışmaya değer.

Önce kendi pozisyonumu netleştireyim. Anarşizmle olan uzun ilişkisini kesmesi ardından, yazdığı son yazılarda “solun geleceği, son tahlilde, mevcuda ve geleceğe dair hem Marksizm hem de anarşizmde geçerli olanı kabul etme becerisine bağlı” diyen Murray Bookchin’le – fikirlerinin tamamına katılmasam da – aynı duyguları paylaşıyorum (Bookchin, 2014: 194). “Devrimci geleneğin – Marksizm ve anarşizmin – best of’unu, mevcudun yüz yüze olduğu sorunların dilinden konuşan yol ve biçimlerde, hangi yaklaşım birleştirebilir”i tanımlamamız gerek (2014: 164).

Makalesinden anladığım, Springer böyle bir projenin parçası olmak istemeyecektir. Düşman değilseler bile ikisi de kendine münhasırmış gibi, anarşizm ile Marksizm arasındaki ilişkiyi kutuplaştırmakla daha çok ilgileniyor gibi. Bence bu anlamsız. Marksist bakış açıma göre, son birkaç yıldır epeyce siyasi aktivizm sergilemiş olan (“Oküpay” gibi hareketlerde) otonomcu ve anarşist taktikler ve fikirler, takdir edilmeli, analiz edilmeli ve gerektiğinde desteklenmeli. “Oküpay”ı ya da Gezi Parkı’nda ve Brezilya şehirlerinde olanları ilerici hareketler olarak görüyorsam ve bunlara kısmen ya da tamamen, anarşist ve otonomcu fikir ve eylem yön verdiyse, neden onlarla pozitif bir şekilde ilişkilenmeyeyim ki? Anarşistler, ana akım Marksizm tarafından tümü de sıklıkla göz ardı edilen veya alakasız bulunarak kenara atılan önemli meseleleri gündemleştirdikleri ölçüde, iki gelenek arasında karşıtlık yerine diyalogun – karşılıklı yardımlaşma diyelim – daha faydalı olacağını düşünüyorum. Tersinden de Marksizm’in, tüm geçmiş hataları ile, birçok anarşistin de katıldığı antikapitalist mücadeleye kazandıracağı çok şey var.

Coğrafyacılar, işbirliği ve yardımlaşma olasılığını görüp inceleyebilecekleri çok özel ve belki de ayrıcalıklı bir konuma sahipler. Springer’in de işaret ettiği gibi, on dokuzuncu yüzyıl anarşist geleneğinin önde gelen isimlerinden bazıları – en bilinenleri de Kropotkin, Metchnikoff ve Reclus – coğrafyacıydılar. Pratik planların yanı sıra (Ebenezer Howard’ınkiler gibi) birçok ütopyacı tasarım da (Edward Bellamy’ninki gibi) anarşist etkileri yansıtırken, Patrick Geddes, Lewis Mumford ve sonra da Murray Bookchin’in çalışmasıyla kentsel planlamada anarşist fikirler de etkili olmuştur. Bu arada Spaces of Hope (2000) çalışmamdaki kendi ütopyacı çizimimi de (“Edilia”) bu geleneğe yerleştirirdim.

Sosyal anarşistler, mekân, yer ve çevre (ki birçok coğrafyacının, çalışma alanlarının merkezinde yer aldığını kabul edeceğini düşündüğüm kavramlar) meselelerine genellikle çok daha fazla ilgili ve hassas olmuşlardır. Marksist gelenek ise, genel olarak baktığımızda, bu gibi konulara karşı acınacak bir ilgisizlik içinde olmuştur. Lefebvre ve 1977’de yayına başlayan ve Marksist sosyologların önemli bir kurucu rol oynadığı Anglo-Fransız International Journal of Urban and Regional Research gibi bazı açık istisnalarla birlikte, Marksist gelenek, kentleşmeyi ve kentsel toplumsal hareketleri, mekânın üretimini ve eşitsiz coğrafi gelişmeleri büyük ölçüde görmezden gelmiştir. Ana akım Marksizm, çevre sorunlarının veya kentleşme ve kentsel toplumsal hareketlerin, sermayenin çelişkileri içinde temel öneme sahip olduğunu ancak görece yakın zamanda (diyelim ki 1970’lerden sonra) gördü. 1960’larda, birçok Ortodoks Marksist, çevre sorunlarını küçük burjuva romantiklerinin meşgalesi sayıyordu (1971’de Post-Scarcity Anarchism içindeki “Listen, Marxist!” (Dinle Marksist!) makalesinde duygularını açığa vuran Murray Bookchin’i kızdıran da buydu).

1970’lerin başında Marx ve Marksizm’e ilgi duymaya başlamamın kısa süre ardından, misyonumun bir parçasının Marksistlere daha iyi coğrafyacılar olmasına yardımcı olmak olabileceğini anladım. Coğrafyaya Marksist perspektifler getirmenin Marksistlerin coğrafi meseleleri ciddiye almasını sağlamaktan çok daha kolay olduğu açığa çıktığından sık sık dalga geçerdim. Coğrafyaya Marksist perspektifler getirmek, mekâna, yerin üretimine ve çevreye dair meselelerle uğraşmak ve bunları, geniş anlamıyla Marx’ın “sermayenin hareket yasaları” dediği şeyin içine yerleştirmek demekti. Tanıdığım birçok sosyal anarşist (Springer’in de kabul ettiği üzere), sermayenin mekân ve zamanda ve çevresel transformasyonlar üzerinden dolaşımına ve birikimine dair Marksist eleştirel ve teorik açıklamayı faydalı buluyor. Sosyal anarşistlerin, Marx’ın sermaye eleştirisini, özellikle de kentleşme, peyzaj oluşumu, yer üretimi, rant elde etme, ekolojik transformasyonlar ve eşitsiz coğrafi gelişmeler gibi konularda daha alakalı ve kolay anlaşılır hale getirme çabamı küçümsemek yerine takdir etmesini umardım. Genel olarak Marksizm’in, özel olaraksa Marksist politik ekonominin katkıları antikapitalist mücadele açısından temel niteliğinde. Hangi konuda, neye karşı ve neden mücadele edilmesi gerektiğini kesinlikle daha açık şekilde tanımlıyorlar.

*titanpad’de veya başka şekilde paylaşarak, paslaşarak çevirmek isteyen?

SYRIZA: HDP’nin Parlamento Seçimlerindeki Büyük Başarısını Kutluyoruz!

syrhdpSYRIZA, Türkiye’nin geleceği açısından büyük önem arz eden gelişmeleri büyük bir ilgiyle izlemekte ve Türkiye’deki siyasi istikrar ve demokrasinin, hem iki ülke ilişkileri hem de bölge açısından özel öneminin altını çizmek istemektedir.

Bu vesileyle, HDP’nin Türkiye’de dün (7 Haziran) gerçekleştirilen parlamento seçimlerindeki başarısını da kutluyoruz.

Türkiye halkı, tercihini giderek artan şekilde farklılıkları, insan haklarını, inançlar ve kişisel yaşam konusundaki çeşitliliği destekleme, ve otoriterlikten ve kökene, dile, cinsiyete ve dine dayalı ayrımcılıktan uzak bir toplum inşa etme yönünde kullanmakta.

Milliyetçi parti MHP’nin oy oranındaki artış bir endişe kaynağı olarak görülebilir ve çağımızın anlaşmazlıklarına vurgu yapabilir ancak HDP’nin TBMM’ye bu dinamik girişinin, demokrasiyi derinleştirmeye, milliyetçilikle ve her türden köktencilikle mücadeleye yardımcı olacağından, barış sürecini derinleştireceğinden ve sol ve demokrat güçlerin Akdeniz ve Avrupa’da bir bütün olarak mevcut yükselişini güçlendireceğinden eminiz.

Atina, 8 Haziran 2015
SYRIZA Basın Merkezi

Serap çevirdi

Önce Barselona’yı alalım… – Ada Colau

7645725Çeviri: Eda Ağca & Serap Güneş

20 Mayıs 2015

“Sadece seçim kazanmak yetmez; oyunun kurallarını da değiştirmek zorundayız.”

Bundan bir yıl önce bir grup aktivist, çeşitli toplumsal hareketlerin üyeleri ve Barselona’daki ilerici politik güçler olarak, 24 Mayıs yerel seçimlerinde kent konseyimizi geri almak üzere planımızı sunduk. Müşterek Barselona olarak, bu Pazar Belediye Başkanı Xavier Trias’ı yenilgiye uğratma ve kenti halk için geri alma şansımız yüksek.

Fakat en başından beri hissediyorduk ki hareketimiz sadece Barselona’dan fazlası. Üstesinden gelmek istediğimiz meselelerden kimisi, anormal derecede yüksek evden atma oranları ve kontrolsüz kitle turizminin zararlı etkileri gibi kentimize özgü sorunlar. Fakat derinleşen eşitsizlikler ve yolsuzluğa batmış bir profesyonel siyasetçiler sınıfı gibi kimi endişelerimiz ise, Avrupa’nın tüm kentleri ve dünyanın geri kalan birçok yerindeki insanlar tarafından paylaşılıyor. Okumaya devam et

İnsan Hakları Üzerine Yedi Tez: (2) Güç, Ahlaklılık ve Yapısal Dışlanma – Costas Douzinas

GuantanamoÇeviren: Gizem Aktaş

Bu görünüşte agnostik ilkeler arasındaki güçlü iç bağlantıyı, burada geç 18. yüzyılda, bir sonraki kısımda ise 1989 sonrası düzeninde ortaya çıkışları noktasında inceleyeceğiz.

İnsanlığın dini temelleri erken modernitenin liberal politik felsefecileri tarafından yıkıldı. İnsanlığın temellendirilmesi Tanrı’dan (insani) doğaya devredildi. İnsan doğası deneysel bir olgu, normatif bir değer veya her ikisi birden şeklinde yorumlandı. Bilim ilk yaklaşımı kullanmıştır. İnsanlığın işareti dilde, akılda ve evrimde farklı aranmıştır. Var olan tür olarak insan, hukuki ve politik yeniliklerin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. İnsanlık düşüncesi hümanizmin, ön planda hukuki hümanizm ile, yaratılışıdır. Gerçekten de büyük 18. yüzyıl devrimleri ve beyannameleri modern evrenselciliği paradigmasal olarak açığa çıkarır ve inşasına yardım etmiştir. Hal böyle iken, hümanizmin kalbi olan insanlık, bir sınıflandırma ve ayırma stratejisi olarak kaldı. Okumaya devam et

Yeniden üretim araçlarını ele geçirmek – Camille Barbagallo

Çeviren: Serap Güneş

6 Mayıs 2015 Aralık 2014, Londra Plan C Kongresi, Sosyal Grev sunumu – Camille Barbagallo

  1. Bulaşıkları yıkamanın
  2. Seks yapmanın
  3. Küçük bir çocuğa uykudan önce masal okumanın
  4. Annenin doğum gününü hatırlayıp zamanında kart atmanın ortak noktası nedir?

Bunların tümü, yeniden üretken oldukları kolaylıkla anlaşılabilen etkinlikler, emek ve işlerdir. Okumaya devam et

Beyaz Amerika’nın En Büyük Yanılgısı: Bilmiyor ve Bilmek İstemiyor – Tim Wise

Çeviren: Serap Güneş

Masumiyet, suçun ta kendisi.

Tim Wise / AlterNet

6 Mayıs 2015

Aşırı kullanılmış da olsa, 53 yıl önce James Baldwin’in kaleminden çıkan aşağıdaki ifadeye yakın pek az şey var ulusun ırksal durumunu bu denli iyi anlatan.

… Ülkeme ve yurttaşlarıma isnat ettiğim ve ne benim, ne çağın, ne de tarihin affedeceği suç, yüz binlerce yaşamı mahvetmiş ve hala mahvediyor olmaları. Bunu bilmemeleri ve bilmek istememeleri… Fakat mahva imza atanların masum sayılmasına göz yumulamaz. Bu masumiyet, suçun ta kendisi.

Geçtiğimiz hafta başlamış olan Baltimore ayaklanmalarının akabinde, bunlar, gerçekten de hatırlanmaya değer sözler. Okumaya devam et

Kapitalizme karşı ve kapitalizmin ötesinde müşterekler – George Caffentzis ve Silvia Federici

F1.large

Zapatista kadınlar müşterek bir bostanda çalışıyorlar (fotoğraf: George Caffentzis)

Çeviren: Serap Güneş
Commons against and beyond capitalism

Bu makale, ‘müşterekler’in üretiminin altında yatan mantığı, kapitalist ilişkilerin mantığı ile karşılaştırmakta, ve ‘müştereklerin’, hangi koşullar altında devlet ve piyasanın ötesindeki bir toplumun tohumları haline geldiğini açıklamaktadır. Bunun yanı sıra ‘müştereklerin’, düşük maliyetli yeniden üretim formları sağlamak amacıyla sistem-içileştirilmesi tehlikesine karşı da uyarıda bulunmakta ve bu sonucun önüne nasıl geçilebileceğini tartışmaktadır. Okumaya devam et