Yaklaşan küresel iç savaş: Bir çıkış yolu var mı? – Franco Berardi Bifo

sz5_Sobotna__SP_20140528092549__hires.jpeg1Nekro-Ekonomi

Üçüncü Dünya Savaşına doğru mu gidiyoruz? Hem evet hem de hayır: Savaş son on beş yıldır bizimleydi, uzunca bir süre de bizimle olacak gibi görünüyor ve modern uygarlığın son kalıntılarını da ortadan kaldırmakla tehdit ediyor. Batıda yabancı düşmanlığının azgınlaşması ve Fransa gibi ülkelerde milliyetçiliğin yükselişinin sebep ve sonuçları, kaynakları dünya nüfusunun büyük kısmının son iki yüzyılda sömürgecilik yoluyla yoksullaştırılması ve aşağılanmasında yatan uzatmalı bir savaşa dayanıyor; neoliberal rekabet ve savaşın kendisi de dahil her şeyin özelleştirilmesinden bahsetmiyorum bile.

Savaşın koşulları geri döndürülemez hale geldikçe pasifizm de yersizleşiyor. Katiller bir konserde barışçıl bir kalabalığa ateş ettiklerinde savaşa nasıl karşı çıkabiliriz? Savaş normalleşiyor: Borsa artık katliamlara tepki vermiyor, tek dertleri dünya ekonomisinde uzakta beliren durgunluk. Saldırganlar ister İslamcılar ister ırkçı beyazlar olsun, rastgele ya da eğitilmiş köktenci katiller tarafından gerçekleştirilen her silahlı saldırı sonrasında, Amerikalılar daha fazla silaha koşuyor. Yani silahlar yalnızca devletlerin cephaneliklerinde değil, her ailenin mutfak ve yatak odasında da artıyor.

Michele Fiore adında, Nevadalı Cumhuriyetçi bir meclis üyesi kadın, yakın zaman önce Facebook’ta bir Noel ailesi fotoğrafı paylaştı. İlk bakışta, herhangi bir tatil kartpostalı gibi görünüyordu: Ailenin üç kuşağı, bir Noel ağacının önünde kırmızı tişörtler ve kot pantolonlarıyla bir arada. İyice baktığınızda Bayan Fiore’nin, yetişkin kızları ile kocalarının ve hatta bir torununun bile ellerinde ateşli silahlar tuttuğunu görebiliyorsunuz.

Savaşın özelleştirilmesi, neoliberal deregülasyonun aşikar bir özelliği ve aynı paradigma Halliburton ve Sinaloa Karteli’ni, Blackwater’ı ve IŞİD’i yarattı. Şiddet “ticareti”, küresel ekonominin ana kollarından biri ve finansal soyutlamaya göre kara paranın diğer para türlerinden farkı yok.

Dışsallaştırma ve özelleştirme süreci şimdi de dünya çapında kendi kendini besleyen bir iç savaşı kışkırtıyor. Nicholas Kristof’a göre, “geçtiğimiz son dört yılda (intiharlar ve kazalar da dahil) silah nedeniyle Birleşik Devletler’de Kore, Vietnam, Afganistan ve Irak savaşlarının toplamından daha fazla insan hayatını kaybetti.

1Michele Fiore, Nevadalı bir Cumhuriyetçi kadın, ailesiyle Noel için poz veriyor, 2015.

Küresel Parçalı İç Savaş

Küresel bir savaşa doğru mu gidiyoruz? Tam değil: İlan edilmiş bir savaş yok ama sayısız çatışma bölgesi salgın gibi yayılıyor. Ufukta birleşik savaş cepheleri değil, hiçbir genel stratejik vizyonda birleşmeyen parçalı mikro-çatışmalar ve tekinsiz ittifaklar var. Bunu tanımlayan terim “dünya savaşı” değil. Buna parçalı küresel iç savaş diyorum.

Ve parçalar birleşmiyor, çünkü savaş her yerde.

Şimdilerde, ABD Savunma Bakanı Ashton Carter’ın iddia ettiği gibi, “giderek daha şiddetli bir yıkıcı güç, giderek daha küçük insan gruplarının eline geçiyor.”

Savaş özelleştirildiğinde, dünya üzerinde hiçbir jeopolitik düzen hayal edilemez, çatışma halindeki dini kabileler arasında hiçbir anlaşma yapılamaz. Bin Ladin’in vaat ettiği gibi, ne başlangıcı ne de sonu olan sonsuz bir savaş bu. Bay Bin Ladin, ikamet ettiği kesin olan Cennet’ten baktığında, yüzünde bir gülümsemeyle Ölüm Halifeliğinin yükselişini izliyor olmalı: gidişata bakarak Allah’ın Ordusu’nun savaşı kazandığını kolayca iddia edebilir.

Bazı Amerikalı Cumhuriyetçiler, katliamların zihinsel hastalıkla ilgili olduğunu iddia ediyorlar. Bir bakıma haklılar. Ama zihinsel hastalık olarak adlandırdıkları şeyin sebepleri ve kapsamı konusunda yanılıyorlar. Zihinsel hastalık, okulunu yarıda bırakmış, arkadaşsız bir çocuğun nadir görülen marazı değil; panik, depresyon, güvencesizlik ve aşağılanmanın yaygın sonucu: Bunlar çağdaş küresel parçalı savaşın kaynakları ve her yere yayılıyorlar, kökleri ise sömürgeciliğe ve gündelik yaşamın rekabetine dayanıyor.

Neoliberal deregülasyon küresel çapta bir nekro-ekonomi rejimine kapı araladı: Her şeyi kapsayan rekabet yasası ahlâki buyrukları ve yasal düzenlemeleri sıfırladı. Thatcher’ın neoliberal felsefesi erken aşamalarından itibaren, bireyler arasında bir savaş öngörüyordu. Hobbes, Darwin ve Hayek toplumsal uygarlığının sonunu, barışın sonunu kavramsallaştırmak için göreve çağrıldı.

Kitlesel şiddet ajanlarının taşıdığı dini veya ideolojik etiketleri unutun ve gerçek özlerine bakın. Sinaloa Karteli ve IŞİD’i düşünün ve Blackwater ve Exxon Mobil ile karşılaştırın. Sandığınızdan çok daha fazla ortak noktaları var. Ortak amaçları, çağdaş ekonominin en heyecan verici ürünleri olan terör, dehşet ve ölüme yaptıkları yatırımlardan maksimum düzeyde para kazanmak. Nekro-kapitalizm dünyanın yükselen ekonomik düzeni.

Uyuşturucu işi Meksika ekonomisinin direği; öyle ki, Sinolao Kartelinin başı olan Joaquin “El Chapo” Guzman, Fortune dergisi tarafından 2012 yılının önde gelen işadamlarından biri olarak gösterilmişti. Neden olmasın? Ne de olsa insan kaçırma, uyuşturucu ticareti ve cinayetle iştigal eden neoliberal bir girişimci kendisi.

t-shirt-chapoWEB2009 ila 2011 arasında, Forbes dergisi Sinaloa uyuşturucu kartelinin şefi “El Chapo”yu Meksika’daki ikinci en güçlü adam ve sırasıyla dünyanın en güçlü 41., 60. ve 55. adamı ilan etti.

Irak-Suriye halifeliği ve Meksikalı uyuşturucu ordusu, bir nevi nekro-proleterler olan askerlerine, üst düzey işlere yatırım yapan neoliberal şirketler gibi maaş ödüyor. Uyuşturucu sektörü Monterrey, Sinaloa ve Veracruz’dan işsiz genç erkekleri istihdam ediyor. Halifelik de Londra, Kahire, Tunus ve Paris’in varoşlarındaki genç erkekleri istihdam ediyor, onları rastgele insan kaçırmak ve katletmek üzere eğitiyor. IŞİD’in maaşlarının aylık bin ABD doları civarında olduğu tahmin ediliyor. Grup bu parayı fidye, petrol ve milyonlarca Sünniden zorla aldığı vergilerden elde ediyor. Postmodern bir ortaçağ sunuyorlar ama bu ortaçağ hiç de gerici değil. Aksine, geleceğe dair bir öngörü.

İslam Devleti’nin reklam ajansı Dubiq tarafından yayımlanan bir videodaki mesaj, diğer herhangi bir reklamla aynı: bu ürünü satın alın, mutlu olacaksınız.  Birden fazla kamera açısı, şık grafikler, ağır çekim ve hatta suni rüzgar her şeye daha dramatik bir hava katıyor: davaya katılın, dosta, sıcaklığa ve iyiliğe kavuşun. Cihat depresyonun en iyi tedavisidir.

Gerzekler ve sıcaklığa, erkekçe dostluğa, bir yere, bir şeye ait olmaya aç insanlar için bir mesaj bu. Şehir sokaklarında her gün gördüğümüz reklamlardan pek de farklı değiller, sadece intihar meselesinde daha samimiler. Bu videoda intihar kritik bir nokta: Dubiq’a göre her yıl, mevcut veya eski ABD ordusu askerlerinin 6500’ü intihar ediyor. Amerikalılar öfke ve ümitsizlik içinde yapayalnız ölürken, Allah’ın askerleri Cennet’te savaşçılarla sevişmek için hazır bekleyen Hurileri görmeye can atarak ölüyorlar.

Avrupa ve Dünya için bir Taslak

Yugoslavya’yı hatırlıyor musunuz? Bir zamanlar yirmi beş milyon insandan oluşan epey sağlıklı bir federasyondu. Farklı etnik ve dini topluluklar bir arada yaşıyordu, fabrikalar işçiler tarafından yönetiliyordu, herkesin kendi evi vardı ve hiç kimse açlık çekmiyordu. Sonra Uluslararası Para Fonu (IMF) geldi, Polonyalı Papa Hırvatları Ortodoks Sırplarla savaşa sürükledi ve Almanya faşist Ustaša’ya silah temin etti.

1990’da, Birleşik Devletler federasyonun her bir parçasında altı ay içinde ayrı seçimler düzenlenmezse Yugoslavya’ya olan tüm kredileri keseceğini bildirdi. Sonuç olarak artık dış ticaret yapamaz hale gelen Yugoslavya ticari iflasa sürüklendi, bu da federasyondaki bölünme eğilimini güçlendirdi. Sonrasında ABD de federasyonu çözmek amacıyla ülkenin bölünmesini destekleyen hareket ve partilere ayrı ayrı fon sağladı. Bu esnada Almanya Slovenya, Hırvatistan, Bosna ve Hersek’e silah temin etti.

1991 Mart’ında, Hırvatistan’daki faşist örgütler sosyalist hükümetin devrilmesi ve tüm Sırpların Hırvatistan’dan sürülmesi çağrısı yaptılar. 5 Mart 1991’de Gospić’deki federal ordu üssüne saldırdılar ve iç savaş başladı.

Nazi yanlısı Ustaša’nın bayrağını, amblemlerini ve sloganlarını kullanan aşırı sağcı Hırvat Demokratik Birlik partisi iktidara geldi. Vatandaşlık, mülkiyet hakları, istihdam, emeklilik yardımları ve pasaportlar yalnızca Hırvatlara verildi, diğer etnik gruplardan ise esirgendi. Dolayısıyla, 300 bin Sırp silahlandı ve kelimelerle anlatılamayacak bir zalimlikle savaşa girdi.

Yugoslavya’nın yıkımı, Hitler’in hayaletinin dünya sahnesine geri dönüşü olarak görülebilir. Etnik temizlik federasyonun her bölgesinde hayata geçirilirken, etnik-dini savaşlar 170 bine yakın cana mal oldu. Yedi yıl süren şiddet sonrasında, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi ve Nazizm’in yenilgiye uğratılmasının ardından dünya üzerinden silindiği düşünülen bir ilkeye, etnik-dini kimlik paradigmasına dayalı yeni bir devlet düzeni ortaya çıktı.

Nazi-neoliberal Yugoslavya savaşlarından yirmi yıl sonra, bu küçük ulus devletlerin tümünde (belki Slovenya hariç) işsizlik almış başını yürümüş, insanlar fakirleşmiş, okullar özelleştirilmiş ve kamu altyapısı harap olmuş durumda. Bugün, doksanların Yugoslavyası Avrupa’nın geleceği açısından bir taslak olabilir: Alman Ordoliberalizmi toplumsal hayatı yoksullaştırdı, kamu hizmetlerini kıta üzerinden sildi ve Syriza’ya, Avrupa dayanışmasının özüne ters bir aşağılama dayattı.

Doğudan gelen yeni göçmen dalgası ile baş etme konusundaki başarısızlık Avrupa Birliği’nin siyasi kırılganlığını ortaya çıkardı ve şimdi de yeni bir korku, ırkçılık, utanç ve vicdan azabı patlamasını körüklüyor.

Balkanlardan Yunanistan’a, Libya’dan Fas’a dek, bu sınırlarda biriken on milyon insan, bir sonraki terör savaşının failleri mi olacak? Yoksa bir sonraki Holokost’un kurbanları mı?3

Adli tıp uzmanları, toplu mezarlardaki Serebrenika kurbanlarının kimliklerini tespite çalışıyor. Bosna Hersek, Temmuz 2005.

Tek Çıkış Yolu

13 Kasım Cuma günü Paris’in merkezindeki saldırılardan sonra, asabi Fransa Cumhurbaşkanı “Güvenlik istikrardan öncelikli hale geldi. Fransa savaşta” diye açıklama yaptı.

Bin Ladin’in hayali gerçeğe dönüştü. Küçük bir fanatik grup, parçalı bir küresel iç savaşı kışkırttı. Bu durdurulabilir mi?

Mevcut durumdaki daimi ekonomik durgunluk koşullarında, yükselen piyasalar un ufak oluyor, Avrupa Birliği felce uğruyor, ekonomik iyileşme vaadi pek güven vermiyor. Bu kâbustan uyanmayı öngörmek zor. Bu cehennemden akla gelen tek çıkış yolu finansal kapitalizme son vermek ama bu da pek yakın görünmüyor.

Yine de, böylesi bir gericilik döneminde üzerine eğilebileceğimiz tek olasılık, dünya genelinde kafa emekçileri arasında dayanışma oluşturmak ve bilginin hem dini hem de ekonomik dogmadan kurtarılması amacıyla kafa emekçilerinin işbirliğine yönelik bir tekno-şiirsel platform kurmak.

Milliyetçi partilerin parçalı cephesi kontrolü ele geçiriyor: Avro para birimine ve küreselleşmeye karşılar, aynı zamanda ulusal egemenliğin yeniden tesis edilmesi çağrısı yapıyorlar. Bu cephe Macaristan’da iktidardaki (Nazileri ve otoriter milliyetçileri içeren) koalisyonda, Matteo Salvini’nin İtalyan sağ kanadında, Polonya hükümetinde, Avrupa karşıtı İngiliz UKIP partisinde ve Bavyera CSU’sunun sağcı çoğunluğunda bir araya geldi. Bu Avrupalı anti-Avro güçler cephesi, Putin’in otoriter liderliği altındaki Rus milliyetçileriyle milliyetçi popülizm ve katı İslamofobi zihniyeti altında birleşiyor.

Syriza’nın aşağılanmasının ardından, Avrupa’nın geleceği finansal şiddet ile milliyetçi şiddet arasındaki zıtlaşmanın esiri oldu. Küresel iç savaşı tetikleyen dinamiği kavrayabilmek için, öncelikle finansal soyutlamanın soğuk rüzgarı ile beyninden ayrılmış toplumun saldırgan gövdesinin reaksiyonu arasındaki ilişkiyi görmeliyiz.

Finansal soyutlamanın soğuk rüzgarı Avrupa’nın ruhuna Michel Houellebecq’in kitaplarında anlatmış olduğu kimsesizlik algısını işliyor. La soumission (Boyun Eğiş), kolektif arzunun yitiminin ortaya çıkardığı üzüntü halini anlatan bir roman. İster Tanrı isterse piyasa olsun, Üstün Varlığa Boyun Eğmek, mevcut kasvetin ve savaşın kaynağı.

Küreselleşme, modern evrenselciliğin yok oluşuna sebep oldu: Sermaye her yere serbestçe akıyor, emek piyasası da küresel ölçekte bütünleşmiş durumda. Ama bu, ne dünyada kadın ve erkeklerin serbest dolaşımını ne de evrensel aklın doğrulanmasını sağladı. Aksine, tam zıddı gerçekleşiyor: Toplumun entelektüel enerjisi finansal soyutlama ağının eline geçtikçe, kafa emeği soyut değer biçme yasasına tabi kılındıkça ve insan iletişimi bedensiz dijital aracılar arasındaki soyut etkileşime dönüştükçe, toplumsal beden genel akıldan yoksun kalıyor. Genel aklın soyutlamacı şirket krallığına kapsanması, yaşayan toplumu akıldan, anlayıştan ve duygudan mahrum bırakıyor.

Ve beyinsiz gövde, bir tarafta devasa bir akıl yetmezliği dalgasına, diğer tarafta çılgınlar gibi reklamı yapılan depresyon tedavisine fanatizmle, faşizmle, savaşla ve son olarak intiharla tepki veriyor.

Çeviri: Serap Güneş

Okuma: Can Semercioğlu

1  Nicholas Kristof, “On Guns, We’re Not Even Trying,” New York Times, 5 Aralık, 2015
http://www.nytimes.com/2015/12/03/opinion/on-guns-were-not-even-trying.html?
2 John F. Kennedy Jr. Forum’da Carter ile tartışma, Harvard Institute of Politics, Cambridge, Massachusetts, defense.gov, 1 Aralık, 2015
3 Bkz. http://www.zerohedge.com/news/2015-11-25/isis-releases-greatest-piece-terrorist-video-propaganda-history-tells-us-russia-brin

Metnin İngilizce orijinali

Reklamlar

Yaklaşan küresel iç savaş: Bir çıkış yolu var mı? – Franco Berardi Bifo” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s