Meagan Day – Montaj Hattında Hepimiz Charlie Chaplin’iz

17 Haziran 2019

Çeviren: S. Erdem Türközü

Lucy’yi Seviyorum’dan bir kare. Duvardaki yazıda “kayış hareket halindeyken dikkatli olun” yazmaktadır. Youtube

1936’da Charlie Chaplin, Modern Zamanlar [Modern Times] filminde bir fabrika işçisini canlandırdı. En akılda kalan sahnesi, Chaplin’in ışık hızındaki aktarım kayışına ayak uydurmakta zorlandığı bir montaj hattında geçiyordu.

Fiziksel komedi dehası olan Chaplin, bunu büyük bir etkiyle abartır. Kolları makinenin üzerinde hızla ilerlemeye devam ederken, başının etrafında dönen bir arıya çılgınca üfler. Kaşınmak için durur; hat boyunca hızla ilerlemek ve istasyonuna geri dönmek için iki kat daha hızlı çalışması gerekir. Nihayet mola verildiğinde, fabrika zemininde yalpalayarak yürürken, bedeni refleks olarak tekrarlanan mekanik hareketleri yeniden üretir.

Bir başka fiziksel komedi dehası olan Lucille Ball, 1952’de, Lucy’yi Seviyorum’da [I Love Lucy]  benzer bir sahne çekti. Lucy ve arkadaşı Ethel, bir çikolata fabrikasında iş bulmuştur. İlk başta bu bir çocuk oyuncağıdır ama aktarım kayışı hız kazandıkça kadınlar hazırlıksız yakalanır ve çaresizce paketlenmemiş çikolataları amirlerinden gizlemek için ağızlarına ve kıyafetlerine doldurmaya başlarlar.

Amirleri döndüğünde, görünürde hiç çikolata yoktur. “Harika gidiyorsunuz,” der ve ardından aktarım kayışı operatörüne “Biraz hızlandırın!” talimatını verir.

Eleştirmen Arthur Koestler, komedinin “birbiriyle uyuşmayan iki ilkenin ya da çağrışımsal bağlamların” “çatışmasından” kaynaklandığını kuramsallaştırdı. Bu montaj hattı sahnelerini bu kadar yankılanan ve zamansız bir biçimde komik kılan şey tam olarak budur: iki uyumsuz bakış açısının, yönetimin ve emeğin, oyuncuların sıradışı pantomimi tarafından dramatize edilmesi.

Bu sahneler, bir kıkırdama uyandırmasını bir yana bırakırsak, işçinin ne istediğiyle işverenin ne istediğinin temelde çeliştiği kapitalizmde sadece bir anlam ifade edebilir. İşçiler rahatlık ve özgürlük ister ama bunun dışında, işlerini sürdürecek kadar iyi bir şekilde görevlerini yerine getirmeye razı olacaklardır. İşverenler, her işçiden azamî kâr ve dolayısıyla azamî üretkenlik ister ve bunu elde etmek için gülünç derecede aşırı çarelere başvuracaklardır.

Bu sahnelerin her ikisi de, Taylorizm’in ya da emeğin “bilimsel yönetimi”nin ardından, ana akım izleyicileri gıdıkladı. Özgün mimarı Frederick Winslow Taylor, her işçiden insani olarak olanaklı olduğu kadar çok emek çekip çıkarmak için karmaşık sistemler tasarlamaya başladı.

Marksist siyasi iktisatçı Harry Braverman, Labor and Monopoly Capital: The Degradation of Work in the Twentieth Century adlı kitabında Taylorizm’i şu şekilde tanımlamıştır:

Sözde bilimsel yönetim, hızla büyüyen kapitalist işletmelerde emeğin denetiminin giderek karmaşıklaşan sorunlarına bilimsel yöntemleri uygulama girişimidir. Gerçek bir bilimin özelliklerinden yoksundur çünkü varsayımları, üretim koşullarıyla ilgili olarak kapitalistin bakış açısından başka bir şey yansıtmaz. Ara sıra karşı çıkan protestolara rağmen, insani bakış açısından değil, kapitalist bakış açısından, uzlaşmaz bir toplumsal ilişkiler ortamında inatçı bir işgücünün yönetimi açısından başlar. Bu koşulun nedenini keşfetmeye ve onunla yüzleşmeye çalışmaz, onu amansız bir verili, “doğal” bir koşul olarak kabul eder. Genel olarak emeği değil, emeğin sermayenin gereksinimlerine uyumunu araştırır.

Braverman, Taylorizm’in savunucularının sıklıkla iddia ettiği gibi bir “çalışma bilimi” olmadığını ekler. Bu, “kapitalist koşullar altında, başkalarının işinin yönetiminin bilimidir. Taylor’ın aradığı ‘genel olarak’ bir işi yapmanın ‘en iyi yolu’ değildir (…) ama yabancılaşmış emeğin -yani, alınıp satılan emek gücünün- en iyi nasıl denetlenebileceğine dair belirli bir soruna bir yanıttır.”

Buradaki önemli sözcük denetimdir. Bilimsel yönetim, tamamen işçilerin hareket aralığını sınırlayan ve görevleri gerçekleştirme hızları üzerinde olabildiğince az denetime izin veren sistemleri uygulamakla ilgiliydi ve öyle olmaya devam ediyor.

Denetimin doğrudan nesnesi işçilerin zamanıdır. Aktarım kayışı fikri buradan geliyor: bant, işçinin istediği hızda değil, işverenin istediği hızda hareket ediyor. Daha sonra işçi, sürdürülebilir bir şekilde rahat olsun ya da olmasın, tam olarak bu hızda performans göstermeye zorlanır. Makineye ayak uyduramamak işten çıkarmayla cezalandırılır; bu yüzden Charlie boş yere arıya üfler ve Lucy elinden kaçan çikolataları yer.

Taylor on dokuzuncu yüzyılın sonlarında bir şeyleri değiştirmeye başlamadan önce, büyük fabrikalardaki vasıfsız işçiler zaten yoğun denetime ve katı asgari üretim kotalarına tabiydi. Ancak işgücünün önemli bir bölümünü oluşturan zanaatkârlar ve ustalar söz konusu olduğunda, patronların bir işçiyi kovması ve yerine yenisini alması genellikle buna değmezdi. Bir marangoz, işvereninin istediğinden ettiğinden daha yavaş çalışıyorsa, işveren şansına küssün. Dışarıda çok az sayıda yetenekli marangoz vardı ve eğitim pahalıydı.

Taylor’ın kendisi de saplantılı-zorlantılı bir kişiliğe sahipti. Braverman, “gençliğinden itibaren adımlarını saydığını, çeşitli etkinliklerinin zamanını ölçtüğünü ve ‘verimlilik’ arayışı içinde hareketlerini analiz ettiğini” gözlemledi. Bu, emeğin gevşeklik sorununa ya da onun deyimiyle “aylaklık” sorunu çözümler aradığı aynı nevrotik ruhtu.

Taylor, yetenekli işçilerin hareketlerini gözlemleyerek ve bunları bir kronometreyle ölçerek ünlü zaman ve hareket çalışmaları yürütmüştü. O ve yardımcıları daha sonra süreci bozdu ve bireysel bir işçinin her biri bütünün bir parçası olan bir dizi tek hareketi gerçekleştirebileceği ve aynı sonucu önemli ölçüde daha kısa sürede üretebileceği yeni düzenlemeler önerdi. Bu, kapitalistler için daha fazla üretkenlik ve kâr anlamına geliyordu. Ama işçiler için bu, dayanılmaz angarya, savunulamaz bir hızlanma, tekrarlayan stres yaralanmaları ve derin yabancılaşma anlamına geliyordu -bilinmeyen devasa bir makinede küçük bir insan dişlisi olmanın kalıcı hissi.

Taylor, “bilimsel yönetimle çalışanların asla greve gitmemesiyle” övünmeyi severdi. Ama bu, işçilerin ve kapitalistlerin karşılıklı olarak uyuşmayan çıkarlarının uzlaştırılmasından kaynaklanmıyordu -bunun yerine aşınmış işçi gücüne borçluydu.

Taylorizmin en kalıcı mirası, işçileri üretim süreci üzerindeki bireysel denetimlerinden mahrum etmesidir. Braverman buna “emek sürecinin işçilerin becerilerinden ayrılması” adını verdi. Emek süreci zanaattan, gelenekten ve işçilerin bilgisinden bağımsız hale getirilecektir. Bundan böyle işçiler, yeteneklerine değil, tamamen yönetim uygulamalarına bağlı olacaktır.”

Bir işçi daha önce bütün bir metayı üretebilirken, şimdi yalnızca onun bir parçasını yapıyordu ve bu parçanın diğerleriyle nasıl bağlantılı olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu. Koşullar değişene kadar, bir zamanlar değerli emeğini durdurmak zorunda kalabileceği kaldıraçtan onu yoksun bırakarak, sonsuz ölçüde değiştirilebilirdi.

Taylorizm’in serpintileri [fallout] işçi hareketi için oldukça acımasız oldu. Topyekûn ölümcül olmadı: aynı zamanda küçük ölçekli zanaat sendikacılığından ziyade büyük ölçekli sınai sendikacılık için yeni olanaklar ve üretim sürecinde kolektif eylem tarafından ele geçirilirse kârları ve tavizleri zorlayabilecek yeni darboğazlar yarattı. Ama bu yeni olanaklardan yararlanmanın yolları, daha da zenginleşen kapitalistlerin emek kurumlarına ve işçilerin kurtuluşu ideolojisine başarılı bir saldırısıyla birleştiğinde, işçilerin kavrayışından büyük ölçüde kaçtı.

Modern Zamanlar ve Lucy’yi Seviyorum’da aktarım kayışı sahnelerini izleyip gülen birçok ABD’li, Taylorizm’in, bir bütün olarak işçi hareketi üzerinde olmasa da, kendi çalışma hayatları üzerinde, zihinlerini uyuşturan, bedenlerini hırpalayan ve ruhlarını ezen etkisini çok iyi biliyordu.

Bu samimi bilgi onları daha çok güldürmüş olabilir. Charlie Chaplin’in dediği gibi, “gülmek, bedensel acının ilacı, devası ve yok edilmesidir.”

Kaynak metin: https://jacobin.com/2019/06/taylorism-scientific-management-worker-power

Reklam

Meagan Day – Montaj Hattında Hepimiz Charlie Chaplin’iz” için bir yanıt

Add yours

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: